17. YÜZYIL SEMALARINDA BİR YILDIZ: KATİP ÇELEBİ

17. YÜZYIL SEMALARINDA BİR YILDIZ: KATİP ÇELEBİ

Bizde Batı hayranı bilim ve düşünce çevreleri Katip Çelebi’yi Batılı göstermeye çalışır; Batılılar ise onu orijin Katip Çelebi’yi bize daha da yaklaştıran şey, paşa ailelerinden birine mensup olmayışı. Biyografisi 20. yüzyıl yazarlarından bile sıradan. al bir Osmanlı fikir adamı olarak görmek isterler. Birincisi zaten aşağılık kompleksinin ürünü, ikincisi gerçeğe daha yakın ama o da orijinallik peşinde koşma hastalığıyla malul.

Katip Çelebi kesinlikle orijinaldi. Ama mutlak bir orijinallik değildi bu. Yani, Osmanlı’da hiç ilim-bilim yokken, nakil ilimlerinin yanında aklı da kullanan kimse yokken Katip Çelebi zuhur etmiş değil. Batılı bakış açısının kusuru bu. İbn Haldun da Katip Çelebi de onlar için türlerinin tek örneği. Gerçekte ikisi de parlak birer yıldız ama sayılamayacak kadar çok yıldızla birlikteler.

Kim bu Çelebi?
Katip Çelebi tam bir 17. yüzyıl adamı; erken modernleşme fikriyatının mükemmel örneği. Yazdıklarının bir tarafı dine diğer tarafı rasyonel düşünceye açılıyor. Bir taraftan devletin memuruyken ilk fırsatta memuriyetten kurtulup kendini kitap ve kütüphane çalışmalarına veriyor. Erken modern mi, geç klasik mi orası ayrı… Ama Katip Çelebi’nin çağının ve toplumunun dışında bir adam olduğunu düşünmek yersiz.

Katip Çelebi’yi bize daha da yaklaştıran şey, paşa ailelerinden birine mensup olmayışı. Biyografisi 20. yüzyıl yazarlarından bile sıradan. 1609’da doğdu, asıl adı Abdullah oğlu Mustafa’dır. Yeniçeri katipliği yaptığı için halk arasında Katip Çelebi olarak tanınırdı. Yeniçeri olan babası Abdullah’ın, Enderun eğitimi gördüğü için oğlunu da düşünce faaliyetlerine yönelttiği söylenir. Bu da aslında 17. yüzyıl Osmanlılarının medeniyette ne kadar ilerlediğinin bir göstergesi olarak da okunabilir.

Katip Çelebi orduyla birlikte çok genç yaşında seferlere katıldı ve çok şey yaşadı, gördü. Bunun sosyolojik imgelemine ciddi katkı yaptığı anlaşılıyor. Uzak üstadı İbn Haldun gibi Çelebi de tarih ve coğrafyaya çok meraklıydı. Ayrıca çok okuduğu, ciddi kitap merakı olduğu 15 bin kitabın künyesini içinde barındıran “Keşfü’z-Zünun” adlı eserinden bellidir. Bu kitap dönemin kitap hazinesi konumundadır ki bugün bile Türkçede böyle bir kitap ansiklopedisine sahip değiliz. Mevcut kitap antoloji ve ansiklopedilerimiz zayıf dersek kimse bize kızmasın.

Tecrübe ve görgüsünü daima yazıya tahvil etmesi ise Katip Çelebi’nin “erken modern” karakterini açıkça ortaya koyuyor. Kısa ömrünü adeta yazmak için yaşadı dersek abartı olmaz. 48 yıllık hayatına sığdırdığı 23 eserin her biri hazine kıymetinde bugün.

Saf bilimsel merak
Batının modern bilimdeki gelişmelerle hiçbir alakası olmadığı halde Katip Çelebi bunun farkındaydı. 10 bin yazar ve 15 bin kitap hakkında bilgi içeren “Keşfü’z-Zünun” kitabının adı, şüphelerin araştırılması, gerçeğin ortaya çıkarılması anlamına gelir. Tabii bu gerçek kitaplara dair bir gerçektir.

17. yüzyıl Osmanlısı İslam, bilim ve düşünce geleneği açısından harman yeri sayılır. Harmancı da Katip Çelebi’dir. Şaheserinde kayıt altına aldığı 15 bin eser ve 10 bin yazar adı bunu gösteriyor. Yani Katip Çelebi sadece mali işlerin katibi değil aynı zamanda İslam dünyasının yüzyıllar boyu birikmiş kütüphanesinin de katibidir. Bu şerefe Çelebi gevşemeyen merakı sayesinde nail oldu.

“Keşfü’z-Zünun” bugün hâlâ bilimsel seviyede kullanılan bir bibliyografya kaynağı. Klasikler üzerine bir klasik.

Erken modern düşünce geleneği
Kınalızade Ali’nin “Ahlak-ı Alaî”si ile Namık Kemal’in İbret gazetesindeki hukuk yazıları arasında yani modern ile klasik arasında bir de erken modern veya geç klasik çağ vardır. Düşüncenin bu çağı, tıpkı tarihte olduğu gibi pek az bilinir.

Tarihimizin o dönemlerindeki ekonomik buhranlar, isyanlar, halk arasında kargaşa, Avrupa askeri güçleri karşısında eski muzafferane edanın sönmeye yüz tutuşu vb. gibi haller bizi 17 ve 18. yüzyıllardan yüz çevirmeye itmiş. Lale Devri’nin tantanaları dışında o dönemin padişahları, vezirleri, şairleri hakkında bile fazla söz söylenmez. Kaldı ki düşünce adamları…

Halbuki Gelibolulu Mustafa Ali gibi, Katip Çelebi gibi, Naima gibi adamların yazdıklarına bakınca nereden gelip nereye gittiğimizi anlamak yolunda çok ciddi ipuçları bulabiliriz. Akademisyenlerimiz düşünür olmadıkları için bunlar hakkında bilgi verip, eski ezberleri tekrar edip geçiyorlar.

Katip Çelebi de softalarla sufilerin kavgasını tarafsız biçimde anlatan makul biri olarak tanıtılıp geçiliyor aslında. Kadızadeliler-Sivasiler konusunda Çelebi’nin ortaya koyduğu sosyolojik performansın binde birini 21. yüzyılda görememek tuhaf. Bugün asıl mesele Katip Çelebi’nin o mevzuda ne dediğinden çok meseleyi nasıl çözümlediği olmalı. Yani erken modern düşünce geleneği üstünde durmak lazım.