21. YÜZYILIN ALÂMETİFARİKALARI

İslâmın Dirilişi’nin (Diriliş Yayınları) ilk baskısı 1967 yılında yapılmış. Fakat kitap, yazıldığı dönemde kalmamış. Diğer ifadeyle bugünü de aydınlatan, Müslüman toplumların bugüne nasıl, hangi engellere karşı mücadele vererek geldiğini de gösteren, üstelik onları tespit etmekle kalmayıp, yorumlayan, dünden bugüne tarihsel gelişmeleri göz önünde bulundurarak tahminlerde bulunan, tezler geliştiren, önerilerde bulunan, çok güçlü bir yöne de sahip. Kitabın 11. baskısı 2012’de yapılmış.

İslâmın Dirilişi için; 1960’lardaki siyasi, kültürel, toplumsal ve düşünsel olaylardan yola çıkılarak yapılmış, yeni bir dünya tarihi okuması diyebiliriz. Sezai Karakoç’a göre Müslümanlar, İslami bir hareketi güçlendirmek için ihtiyaç duydukları “dış şartlar”a II. Dünya Savaşı’ndan sonra kavuşmuştur. Başka ifadeyle II. Dünya Savaşı’ndan sonra daha rahat hareket etmişler; dış ülkelerin baskılarını üzerlerinde daha az hissetmişlerdir. İç şartlar ise, İslâm’da mevcut bulunan, onun her zaman diri kalmasını sağlayan “gerçeklik değeri”, “yapısı” ve “özü”yle birlikte “İslâm halklarının şuuraltlarının İslâm özlemiyle dolu olması”dır. Bu şartlar neticesinde “Türkiye’de Necip Fazıl Kısakürek, Mısır’da Seyyid Kutup (…), Pakistan’da Mevdudi, Nedevi (…), Kuzey Afrika’da Malik Bin Nebi…” gibi hareketler doğmuştur. Hepsinin ortak özelliği de, “batı köleliğine” karşı çıkmaktır.

Sezai Karakoç İslâmın Dirilişi’ne genel planda dünya siyasetinin ne yönde ilerlediğini; Avrupa, Afrika, Asya ve Ortadoğu ülkelerinde ne gibi siyasi, kültürel, sanatsal veya ekonomik gelişmelerin olduğunu anlatarak başlar. Karakoç’un tespitleri gayet yerinde ve orijinaldir. Belki de İslâmın Dirilişi’ni günümüzde de okunur kılan, ondaki düşüncelerin belli bir dönemde parlayıp, sonraki dönemlerde sönmesine engel olan özelliği bu orijinallik ve şair sezgisidir. Örneğin Karakoç, Avrupa için kendini hiçbir zaman sevdirememe gibi bir dramdan söz eder. Evet, Avrupa’dan çekinilir, belki onun takdir edilen birçok yönü de vardır, fakat Avrupa diğer ülkeler tarafından hiçbir zaman sevilmemiştir.  Sevilmediği için de “…bir antipati ve cevapsızlık karşısında” kalmıştır. Bu, Avrupa medeniyetinden önce hiçbir medeniyette görülmemiş bir vakıadır.

İslâm ölmüş müdür ki yeniden dirilsin? Karakoç’un “İslâmın dirilişi”nden kastı kesinlikle İslâm’ın prensipleri değildir. İslâm prensipleri hiçbir zaman ölmemiştir, ölmez; onlar daima diridir, ezeli ve ebedidir.  “İslâmın dirilişi”nden kasıt, Müslüman halkların yeniden ortaya çıkmaları, kendini göstermeleri, “milletler arası tarihi kan davalarını” sona erdirmeleridir.

Sezai Karakoç’a göre İslâmın dirilişi ilk önce düşünce, sonra inanç, daha sonra da kültür planında gerçekleşecektir. Bu hareketin ortaya çıkarılması, geliştirilmesi, büyütülmesi ve geniş kitlelerce benimsetilmesi için, önce bir aydın kadrosuna ihtiyaç vardır. İslâm aydınları, Batıcı aydınlar gibi halkı küçümsemeyecek, aksine onun inanç, düşünce ve sanat dinamiklerini inceleyecek, anlayacak ve yaşayacaklardır.

İslâmın Dirilişi olaylara bambaşka bir perspektiften bakmak isteyenler için bulunmaz bir hazinedir.

Yazarın Kitaplığı:
– Eski Ustalar, Thomas Bernhard, 2015, Yapı Kredi Yayınları

– Tehlikeli Belki, Osman Konuk, 2014, Profil Yayınları

– Kültürden İrfana, Cemil Meriç, 2015, İletişim Yayınları

– Melek Kayıtları, Abdullah Harmancı, 2016, İz Yayınları