AFRİKA İLE AKDENİZ’İN BULUŞTUĞU YER: TUNUS

Bir Afrika ülkesi olan Tunus’un aynı adlı başkenti sizi ilk bakışta tezat görüntülerle karşılar. 9. yüzyıla ait medinada fes yapan esnaf ve hemen dışında görkemli Habib Bourguiba Bulvarı’ndan geçen Avrupa plakalı arabalar, geleneksel hasır şapkaların yanıbaşında son model güneş gözlükleri… Başkent Tunus, ticaretin, politikanın ve bankacılığın nabzının attığı yer. Başkentin merkezi, bir Afrika ülkesine vardığınız izlenimi pek vermiyor. Nedeni Habib Bourguiba Bulvarı. Fransızlar zamanından kalma bu geniş caddenin Paris’in ünlü Champs- Elysee Bulvarı’nı andırdığını söylemek abartı olmaz. Kaldırım üzeri kafe-restoranların, yüksek binaların ve yıldızlı otellerin sıralandığı cadde, özellikle akşamüstleri capcanlı.

Tunus’un geleneksel yüzü; medina
Kentin modern yüzü Habib Bourgiba Bulvarı ise bu cadddenin bir ucundaki, 9. yüzyılda kurulan ve zaman içinde genişletilen eski kent yani ‘medina’ da kentin geleneksel yüzü. Başkentin önemli cami ve medreselerinin sınırları içinde bulunduğu medinanın ortaçağdan kalma sokaklarında kumaşçılar, kokucular, antikacılar, fesçiler ve terlikçilerin birarada olduğu ayrı bölümlere rağmen, kaybolmaya yüz tutmuş lonca sistemi kendisini hissettiriyor.

Listenizde nereler olmalı?
73 numaradaki Milli Kütüphane, nargile kokusuna doğru giderken Café Ez-Zitouna, Ez-Zitouna Camii, geleneksel bir Türk kahvehanesi olan M’Rabet, 13. yüzyıldan kalma Kitapçılar Çarşısı Souq des Libraries, Rue des Teinturiers yani Tabakhane Sokağı, Dar Ben Abdallah Müzesi, Demirciler Çarşısı, Granada Restoran, burada doğmuş ünlü tarihçi İbn-i Haldun’un Kahire’ye gitmeden önce din eğitimi gördüğü M’sed El-Kobba Camii, Souq el Leffa’daki Café Dar Mnouchi, köleler çarşısı olan Souq el-Berka, Place du Gouvernement’a (Hükümet Meydanı), meydanda bir zamanlar saray misafirhanesi bugünse başbakanın makamı olan Dar el-Bey, 1883’de Fransızlar tarafından yıkılmış Kasbah Meydanı (kent kalesi) ve Kasbah Cami, iyi nargile ve kahve bulacağınız Dar Hamouda Pasha Restaurant listenizde olsun.

Kırmızı keçeden şapka
Tunuslu erkeklerin giydiği kırmızı keçe şapkaların yapıldığı yer Souq des Chechias’da. Medinanın en eski kahvehanelerinden biri olan Café Chaoechin de burada. ‘Chechia’ olarak adlandırılan bu keçe şapkaların yapımı 17. yüzyılda Tunus’un en büyük endüstrilerinden biriydi. 15 bin zanaatkar yılda 1 milyon chechia yapar ve dünyanın dört bir yanına ihraç edilirdi.

Hannibal’in efsane kenti
Antik dünyanın en muhteşem şehirlerinden biri olan ve efsanevi kahraman Hannibal ile özdeşleştirilen üç bin yıllık Kartaca kenti kalıntıları, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi‘nde. Efsaneye göre, M.Ö. 814 yılında Fenikeliler tarafından kurulmuş, Roma İmparatorluğu’nun önemli kentleri arasında sayılan Kartaca’da kalıntıların tümü etkileyici olsa da fazla vakti olmayanlar ilk olarak, konumu oldukça etkileyici Antonine Pius Hamamları’nı görmeli. İlk bakışta deniz kıyısındaki hamamların sadece temelleri görünüyor ancak yine de yapının büyüklüğü hakkında fikir edinebiliyorsunuz. Kartaca sahilleri 15 km boyunca uzanıyor.

Mavi beyaz ve ünlü  
Ülkenin birçok yerinde rastlayacağınız mavi-beyaz mimari, bir tepede kurulmuş tarihi kasaba Sidi Bou Said’de en çarpıcı haliyle karşınıza çıkıyor. Kasabanın dar sokakları Tunus Körfezi’ne hakim. Kırmızı sardunyalar, pembe begonviller beyaz duvarlardan sarkıyor ve avluları süslüyor. Binalar, 13. yüzyılda yaşamış Sufi aziz Sidi Bou Said’in adına, Zaouia Cami ve meydan etrafına kurulmuş. Kasaba tarihinde, buraya gelip etkilenen Paul Klee, Andre Gide ve Michel Foucault gibi birçok ressam ve yazarı misafir etmiş. Arnavut kaldırımı sokağın kenarında kafeler, tatlıcılar ve hediyelik eşya dükkanları sıralanıyor. Turistik görüntüsüne rağmen karşı konulmaz bir canlılığı var. Baron Rodolphe d’Erlanger’in 19. yüzyılın başlarında karısı Elizabeth için burada yaptırdığı saray bugün Arap ve Akdeniz Müzik Merkezi (Dar Nejma Ezzahra). Hala kasabada her evde bir müzik aleti koleksiyonu bulunuyor.

Avrupa jet-setinin kıyıları
Tunus’un en güzel plajları, başkentin kuzeyine ve güneyine doğru uzanan kumsallar. Başkentin 65 km güneybatısında, bir körfez içinde yer alan Hammamet (Arapça’da ‘hamamlar’ demek), 1920’lerde Avrupa jet-setinin uğrak yeriydi. O dönemde Avrupa sosyetesinin ilgisini buraya çekmiş olan George Sebastian’ın muhteşem villası bugün Hammamet Uluslararası Kültür Merkezi olarak ziyarete açık ve güzel bahçesiyle görmeye değer. Medinanın denizle birleştiği uçta Hammamet’in 15. yüzyıldan kalma kasbah’ı var. Surların üzerinden, medinayı, evleri, Hammamet Körfezi’ni ve balıkçıları seyredin. Körfez manzaralı kale ve medinanın hemen altında, deniz kıyısındaki kafede günbatımına doğru sedirlere oturup bu hoş atmosferi soluyun.

Hurma zengini vahalar     
Sıcak yeraltı sularıyla beslenen, Tunus’un en büyük ikinci palmiye ormanının bulunduğu Tozeur bir vaha yerleşim. Burası dört çekerlerle, Nefta, Tamerza, Chebika ve Mides gibi Cezayir sınırına yakın vaha köylerini keşfetmek ya da Sahra’nın iyice güneyine yolculuk etmek isteyenler için uygun bir üs. Bu köylerin de içinde bulunduğu, bölgenin iki büyük tuz gölü olan Chott El Jerid ile Chott El Gharsa arasında Jerid olarak bilinen dar şerit, Tunus’un en önemli tarım alanı. Çevresindeki vahalar iyi kalitedeki hurmalarıyla ünlü ve vaha tarımının en belirgin örneklerinden. Tunus’un bu bölgesinde palmiye ormanları var. Tozeur’de yaklaşık 200 bin palmiye ağacı bulunuyor. Palmiyelerin arasında yürüyüş yapabildiğiniz gibi bisiklet kiralayarak ya da faytonla dolaşmanız da mümkün.

‘Star Wars’ hayranlarının yeri
Kült film ‘Star Wars’ (Yıldız Savaşları) hayranları için Matmata ve özellikle Otel Sidi Driss vazgeçilmezdir. Civarı film seti olarak kullanılan Matmata’daki otelde bugün hâlâ setten bazı parçalar bulunuyor. Güneyde, çöl yolu üzerinde olan Matmata’nın bulunduğu, kraterler ve çatlaklarla kaplı bu kıraç ve engebeli bölge gerçekten de ay yüzeyini andırıyor. Matmata, aslında bir kabile adı. Matmatalı Berberler yüzyıllar önce yaz sıcağından kaçmak için yeraltına sığınmışlar. Bugün hâlâ Berberi nüfusun yaşadığı bu kasabanın etrafını modern binalar sarmışsa da, yerleşimlerin çoğu ‘troglodit’ adı verilen, kayalara oyulmuş, çukur evlerden oluşuyor. Korunaklı olması amacıyla kervan yollarından ve anayollardan uzağa kurulmuş olan kasabadaki bazı büyük çukurlar da buğday ve hububat ambarı. Yerliler evlerine ‘ölülerin altında yaşam’ diyorlar. Ortasında avlu olan bu evler, kış ve yaz aylarının çetin koşullarından koruyor. Avlunun etrafındaki kireç badanasıyla kaplanmış odalar yanlara doğru tüneller şeklinde açılıyor.

Tarihin en büyük imparatorluklarının iz bıraktığı Tunus, hem Akdeniz hem de Afrika solumanıza imkan tanıyan, iki kıtanın güzelliklerini buluşturan, batıya dönük yüzüyle de küçük ama vaatleri bol bir kent…

FOTOĞRAF NOKTASI
Souq el-Leffa’daki dükkanların çatılarından medinanın panoramik görüntüsü görmeye değer.

LEZZET MOLASI
Sidi Bou Said’deki Café des Nattes’ta Tunus’un çamfıstıklı nane çayını içmek gelenekseldir.

KAÇIRMAYIN
Dünyanın en büyük mozaik müzesi olarak kabul edilen Bardo Müzesi’nde toplam 4 bin 700 metrekare mozaik içinde sayısız sanat eseri var.

KONAKLAMA
‘Star Wars’ filminin seti Otel Sidi Driss, beş avlunun yeraltı tünelleriyle birleştirilmesiyle meydana getirilmiş.