Ağustos İçin Esintili Öneriler

Ağustos İçin Esintili Öneriler

Birçoklarımız için dört gözle beklenen yaz mevsimi, aslında bazılarımızı da kara kara düşündürür. Sıcakla aranız pek yoksa ve hele bahsettiğimiz Ağustos sıcağıysa, tatilciler kıyılara doğru akarken, siz Türkiye’nin serin noktalarını arayışa girişiyor olabilirsiniz.

Poyrazın serinlettiği kıyılardan doğayı kucaklayan şelalelere, çam ormanlarıyla kaplı milli parklardan güneşe izin vermeyen yüksek kanyonlara, Ağustos için yakmayan, esintili öneriler hazırladık.

Ilgaz Milli Parkı, Kastamonu                                                                                                                   

Yılın altı ayı karla kaplı olan Batı Karadeniz’in sıradağları Ilgaz Dağı’nda, kışın kayak sporu yapılabildiği gibi, bahar ve yaz aylarında da doğa yürüyüşleri düzenleniyor. Ilgaz Dağları’nın zirvesi 2587 metre. 1088 hektarlık bir alana yayılan, meşelikler, kayın ağaçları, ladin ve göknarlarla kaplı Ilgaz Milli Parkı’nın yazın kıyılar yanarken ne denli serin ve keyifli olduğunu tahmin etmek zor değil. Kastamonu’nun yoğun çam ormanı örtüsünden fazlasıyla nasibini almış Ilgaz Dağı’nda, kuş sesleri eşliğinde, çam ağaçlarının altında oturup kitap okuyabilir, dağ yürüyüşleri yapabilir, bisiklet turu ve foto safari gibi aktivitelerle yaz tatilinize farklı bir anlam kazandırabilirsiniz. Milli park, Çankırı, Çorum, Kastamonu illeri arasında kalıyor. Zengin bitki örtüsü sayesinde, aşırı avlanmaya rağmen, nesillerini devam ettiren geyik, karaca, ayı, yaban domuzu, kurt, tilki, tavşan, keklik gibi yabani hayvanlara burada uygun yaşama ortamı var. Bütün bir yıl süregelen spor faaliyetleri nedeniyle, bazı tesisler, 12 ay açık. Bölge aynı zamanda, orman içi yollarıyla, her yaştan meraklıyı ilgilendirecek bir trekking alanı.

 

Saklıkent Kanyonu, Antalya

Biraz ıslak ve maceralı ama her çabaya değiyor. Güneş ışınlarının giremeyeceği kadar dar ve yüksek Saklıkent Kanyonu ve buz gibi suları, Antalya bölgesinin bunaltıcı sıcağına bire birdir. Binlerce yıl evvel jeolojik çatlama ile oluştuğu tahmin edilen kanyonun uzunluğu yaklaşık 18 km, yüksekliği ortalama 200 ile 600 metre arasında değişiyor. Bazı noktalarda, kaya aralığı 2 metreye kadar daralıyor. Neredeyse gökyüzünü görmek imkansız. Önce, doludizgin akan Eşen Çayı’nın üzerindeki tahta merdivenden yürüyerek, kayaların altından fışkıran kaynağa ulaşılıyor. Macera öncesi yada sonrası, size kalmış, suların üzerine kurulmuş şark köşesi platformlarda oturabilir, ayaklarınızı buz gibi suda serinletirken gözleme ve alabalık yiyebilirsiniz. Bu yürüyüşü ciddiye alacaksanız, sırılsıklam olacaksınız demektir. Ayakkabılarınızın rahatlığı önemli. Kanyon zaman zaman öyle yüksek ve dar ki, güneş girmiyor. Bu nedenle su buz gibi. Kışın yükselen ve hızlı akan sular, yer yer kaygan heykeller oluşturmuş. Adeta ağzını açmış bir ejderhanın yemek borusundan, kalbine doğru ilerliyorsunuz. Bir saatlik yolculuğun sonunda halat tırmanışı, boyunuzu aşan su ve şelale bu zevkli deneyimin önemli etapları. Kanyonun bir duvarı Muğla’da diğer duvarı ise Antalya’da. Bu sınırı çizen Eşen Çayı’nın kolu olan Karaçay’ın oluşturduğu Saklıkent Kanyonu’na, Fethiye-Antalya karayolundan Kemer ilçesi yönünde ayrılarak ulaşılıyor. Sapaktan 13 km sonra antik kent Tlos, 21 km sonra da Saklıkent.

Macahel, Artvin

Karadeniz’in, belki de Türkiye’nin hem en el değmemiş hem de serin bir köşesini arıyorsanız, Macahel dikkate değer. Anıtsal ağaçları, bozulmamış ahşap mimarisi, şelaleleri, buzul gölleri, rengarenk, asırlık, ahşap oyma camileri, yaban hayatı ve Gürcü kültürüyle Macahel, gerçek anlamda dağbaşı ama acımasız doğasının yanında her zaman romantik ve pastoral. Borçka’yı Camili köyüne bağlayan 50 km’lik yol, yükselerek 1850 metredeki Macahel Geçidi’yle buluştuğunda, balta girmemiş ormanlardan, doğal hayatın doludizgin varolduğu arazilerden geçiyorsunuz. Zirvesi 3500 m’deki Karçhal Dağı’nın bir uzantısı olan bu geçidi aşıp, Gürcistan’a açılan vadide yer alan köylere varınca Gürcüce konuşuluyor, Gürcü yemekleri yapılıyor, Gürcü şarkıları söyleniyor. Türkiye’nin ilk Biyosfer Rezerv alanı olan Macahel, bakirliği ve Türkiye’nin ekolojik olarak dört önemli bölgesinden biri olması nedeniyle, ciddi anlamda bilimsel araştırmaların odak noktası. Doğu Karadeniz’in yaşlı, doğal ormanları (yağmur ormanları), ender el değmemiş alanlardan biri. Doğal ve yabani kaldığından, olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Yaklaşık üçü endemik olmak üzere 356 bitki, üç endemik böcek var. Ayrıca, vadinin bir tarafının siyasi bir tarafının doğal sınır olarak kalması nedeniyle dünyanın üç önemli arı ırkından biri olan Saf Kafkas Arısı burada saflığını koruyabilmiş. Gürcü yemeklerinin piştiği, yayla evlerinde konaklayın, yerel mihmandarlarla köy ve yayla gezileri yapın, doğal hayatı izleyin, Karagöl’ü görün, Karçal’ın zirvesindeki Ziyaret Tepesi’nden yabani keçileri ve manzarayı seyredin, Macahel balını tadın…

Altındere Vadisi, Trabzon

Trabzon’dan güneye doğru açılan vadiler içinde tarihi ve doğasıyla en dikkat çekici olanı Altındere Vadisi Mili Parkı’dır. Bahar ve yaz aylarında yüz binlerce turistin uğrak yeri olan vadinin kuşkusuz en çarpıcı manzarası, ladin ormanları arasındaki kayalıklarda kurulu Sümela Manastırı. Özellikle aşağıdan baktığınızda, 270 m yükseklikteki bir uçurumun cephesine inşa edilmiş, 1310 rakımdaki manastır, neredeyse bulutların içindedir. Bir diğer adı Meryemana. Efsaneye göre, keşişler Barnabas ve Sophronios, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Lukas’ın yaptığı, kutsal Meryem tasvirini buldukları bu noktada, 385 yılında bir manastır kurarlar. Sumela, genişletilmiş, yağmalanmış, onarılmış, taç giyme törenlerine sahne olmuş, öğrenci odaları ve kütüphaneler inşa edilmiş, Hıristiyanlar’ın hac yeri olmuş, Osmanlılar döneminde korunmuş, saygı görmüş, rahipler Yavuz Sultan Selim’i burada tedavi etmişler… Altındere Milli Parkı’na giden ve Meryemana Deresi’nin yanından devam eden bu yol boyunca geniş yapraklı ağaçlar yerini iğne yapraklı ağaçlara bırakır. Yol boyunca alabalık tesisleri, yöresel yemek veren restoranlar, kamping alanları ve ahşap ağırlıklı konaklama seçenekleri sıralanır. Sümela Manastırı için patika tırmanış yolu 45 dakika sürüyor. Meryemana Deresi’nin sesini dinleyin, köy kahvesinde neşeli Karadeniz insanlarıyla sohbet edin, yöresel bir tesiste Karadeniz yemekleri pişirmeyi öğrenin, akşamları kemençe sesi eşliğinde horon dersleri alın…

 

Tortum Şelalesi, Erzurum

Kar yağışının altı ay sürdüğü, Doğu’nun en soğuk kenti Erzurum’da, havaların ısınmasıyla eriyen kar suları muhteşem bir doğa güzelliğini ortaya çıkarır; Tortum Şelalesi. Erzurum- Artvin karayolunun 110. kilometresinde yer alan ve 2016’da Uluslararası Cittaslow Sakin Kentler Birliği tarafından, “Türkiye’nin 11. Sakin Kenti” seçilen Uzundere’de bulunan bu doğa harikası, Türkiye’nin en büyük şelalesi olarak anılıyor. 1700’lü yıllarda Kemerlidağ’dan ayrılan büyük heyelan kütlesinin Tortum Çay’ının aktığı Tev Vadisi’ni kapatmasıyla oluşan 21 metre genişlikteki Tortum Şelalesi, 48 metre yükseklikten dökülür ve etrafa yaydığı serinliğiyle seyir teraslarına ziyaretçileri davet eder. Hele coşkuyla aktığı zamanlarda etrafa saçılan su zerreciklerinin oluşturduğu gökkuşağı görüntüleri de fotoğrafçıların favori anları haline gelir. Şelalenin etrafında piknik alanları bulunuyor. Deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 1000 m olan şelalenin altına merdivenlerle inip suların oluşturduğu dev havuzu görebilir, yeniden yukarı çıkarak doğanın tadını çıkarabilir, yanınıza erzak alırsanız etrafındaki piknik alanlarında çay keyfi yapabilirsiniz. Tortum’un spesiyal tadının cağ kebabı olduğunu akılda tutmakta yarar var. Gezintinizi biraz daha uzatmak isterseniz, Uzundere’de 1847 tarihli şirin Orta Camii, eski adıyla İnçer Camii görmeye değer.