AĞZI KÖPÜKLÜ ATLAR…

AĞZI KÖPÜKLÜ ATLAR…

Başlıkta olduğu gibi… Koşmaktan yorulmayan Arap atı vadilerden iniyor, tepeleri çıkıyor, ovalarda rüzgâr gibi esiyor, tekrar tepelere tırmanıyor, adeta başı sonu belli estetik bir kompozisyon içerisinde koşuyor, koşuyor, koşuyor…

Hep aynı ahenkte değil, yerine göre yavaşlayarak, hızlanarak, bastığı toprağı incitmeyerek, nal sesleri de aynı ahenk içerisinde, dereleri geçiyor, ormanlık alanlardan, ağaçlar arasından bir ceylan gibi süzülerek…

Bir kavga türküsü bu… Epik halk edebiyatı ürünlerinin şaheserlerinden biri… Selçuklular döneminde, bundan altı asır önce, Batı Anadolu’ya yerleşen Avşarların türküsü… Bey olmanın, toprağı sahiplenmenin getirdiği inanılmaz özgüven hem sözlerde hem ezgide seziliyor.

Orta Anadolu’nun insanı doğrudan bıçaklayan bozlakları yanında Afşar Beyleri türküsü, aynı acıyı taşımasına rağmen, keserken acıtmayan bir ince bıçak gibi sadece kalbinizde değil, bütün kılcal damarlarınızda, bütün hücrelerinizde acıdan bir coğrafya çiziyor.

Dinlerken duymuyorsunuz o acıyı çünkü bu işlemin, bu işlemenin güzelliği karşısında, özellikle ezginin ruhunuzu zehirli bir sarmaşık gibi sarması karşısında teslim oluyorsunuz. Asla teslim olmayan, asla boyun eğmeyen bir Oğuz Boyu’nun hikâyesi teslim alıyor sizi…

“Adını Sevdiğim Avşar Beyleri” türküsünden bahsediyoruz.

İki çeşitlemesi var.

“Adını sevdiğim Avşar Beyleri
Sana da bir vezirlik yakışıp durur
Topla dizginini gözet kendini
Dost ile düşmanın bakışıp durur”

Burdur’dan derlenen bu türküyü Ruhi Su notaya aktarmış.

Asıl, Talip Özkan’ın Denizli’den derlediği, ilk dörtlüğü aynı olan çeşitlemesini dinlemeli:

“Adını sevdiğim Avşar beyleri
Sana bir vezirlik yakışıp durur
Topla dizginleri tanı kendini
Karşıda düşmanlar bakışıp durur”