AKLINIZA ESTİĞİ AN: VİZESİZ DESTİNASYONLAR

Seyahat tutkunuz varsa ancak vize kuyrukları kâbusunuz oluyorsa, işte size birkaç gün içinde yolculuk planı yapabileceğiniz, aklınıza estiği an, teferruatlarla uğraşmadan yola çıkabileceğiniz Balkanlar’dan Güney Amerika’ya, her biri diğerinden kaydadeğer, Türkiye’ye vize uygulamayan destinasyonlar…

Savaşın izlerinden yeni yaşama: Bosna Hersek
Bosna Hersek, savaşın izlerinden yeni bir yaşama uzanan tarihi ve özellikle direnen başkenti Saraybosna ile Balkanlar’da göz dolduran bir destinasyon. Çeşitli kültür ve inancın birarada var olabilmesinin yanısıra Türk ve Osmanlı geleneği güçlü bir şekilde hissediliyor. Bosna Savaşı’nın ardından yeniden doğan Saraybosna’nın kalbi, dinamizmini hiç kaybetmeyen 16. yüzyıla ait Başçarşı… Burada cavabici, burek ve kuru et gibi özgün tatları denemeyi ihmal etmeyin.

Latin Köprüsü, Fatih Camii, Mostar…
1. Dünya Savaşı’nı başlatan Franz Ferdinand cinayetinin işlendiği Latin Köprüsü, Saraybosna Müzesi, Ulusal Bosna Hersek Müzesi, Aliya İzetbegoviç Müzesi, Kurşunlu Medresesi ve Fatih Camii görmeye değer. Buralara kadar gelmişken orijinali Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından inşa edilen (1566) Neretva Nehri üzerindeki Mostar Köprüsü’nü de kaçırmayın. 1993’te savaşta yıkılan köprü yeniden inşa edildi ve 2005’te UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edildi.

 

Dağlardan göllere bir doğa şöleni: Makedonya
Zirveleri, gölleri ve nehirleriyle, ilk bakışta görkemli doğasıyla öne çıkan Makedonya, yeri geldiğinde gizemli yüzüyle de karşınıza çıkabilen bir ülke. Ortodoks keşişlerin dolandığı sokaklarda aynı zamanda gençlerin Avrupai yaşam tarzlarını sürdürebilmeleri Balkanlar’da artık şaşırtıcı bir görüntü değil. Doğaseverler için burası gerçek bir cennet. Bakir doğası yürüyüşçülerin, dağcıların ve kayakçıların başını döndürürken, kentleri, arkeolojik kalıntıları, tarihi ve geleneksel mekanlarıyla, sokakları arşınlamaya alışkın olanlar için de yelpazesini açıyor. Bunu da Slav halkının güleryüzü ve konukseverliğiyle yapıyor.

Üsküp’le gönül bağı
Kayak dendiğinde dikkatleri üzerine çeken batı Makedonya’daki muhteşem Mavrovo Milli Parkı, Şar Dağları’ndan Selanik’e doğru akan ve Rumeli türkülerine ilham veren Vardar Irmağı’nın ortadan ikiye böldüğü Makedonya’nın başkenti Üsküp, bugün hala Osmanlı izleri taşıyan Eski Üsküp, Baba Dağı eteklerindeki, Türkçe ‘Manastır’ anlamına gelen ve içinden Dragor (Drahor) Çayı geçen, Türk etkisinin fazlasıyla hissedildiği Bitola, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki 34 kilometrelik bir kıyıya sahip, Balkanlar’ın en eski gölü Ohri Gölü’nün bulunduğu Ohri görmeye değer. Galicica Dağı eteklerindeki, denizi andıran gölün üçte ikisi Makedonya’da, kalan kısmıysa Arnavutluk’ta.

Tropikal cennet: Seyşeller
‘Cennete kaçış’ kulağınıza nasıl geliyor? İşte Şeyseller böyle bir destinasyon. Hint Okyanusu’nun cennet bahçeleri, granit ve mercan adaları, zümrüt yeşili lagünleri, bembeyaz kumsalları, palmiyeleri, tropikal meyveleri ve çiçekleriyle sözünü tutuyor. Bu tropikal takımadaları, cam gibi denizi, mavi ve yeşilin muhteşem tonlarıyla her adasında güzellikleriyle şaşırtıyor. Mahe, Praslin ve La Digue gibi birkaç adaya uğrayın, granit kayaların çevrelediği kumsallarda yüzün, tropikal yağmurların serinlettiği bir sabaha uyanın.

Uçsuz bucaksız okyanus
Hint Okyanusu kıyısında yıldızların altında uyuyun, kendinize özel kumsallar keşfedin, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Vallee de Mai’in palmiye ormanını ve hindistancevizlerini görün, Kreol kültürünü ve mimarisini tanıyın… Ada kuşlarını gözlemeyi, cangılın içinde trekking yapmayı ve şnorkelle sualtını keşfetmeyi de ihmal etmeyin. Seyşeller, mercan kayalıklarıyla birlikte, ucu bucağı olmayan bir okyanusta ard arda büyüleyen görüntüler saklıyor.

 

Gözlerden uzak: Moğolistan
Yeryüzünde çok az yer Moğolistan kadar gözlerden uzak kalabilmiştir. Uzak ancak öylesine kendine özgü bir ülke ki, çöllerde yol alırken zorluklarını görmezden geliyorsunuz. Geleneksel yaşamın tavizsiz sürdüğü dünyanın bir ucundaki bu topraklarda seyahat etmek, iyi bir gezgin kadar çılgın olmayı da gerektirir. Başı ucu olmayan çölleri, bozkırları, dağ gölleri ve Asya’daki en büyük çeşitliliğe sahip doğal yaşamlardan birini barındıran vahşi ormanlarıyla Moğolistan’da, özellikle yazın şenliklerde, göçebeliğini doludizgin yaşayan Moğollar’ın arasına karışarak bu kültürü tüm gerçekliğiyle hissedin.

Göçebe yurtlarına misafir olun
Başkent Ulanbatur’da kent hayatını deneyimleyin, atların, koyunların, keçilerin, develerin dolandığı mavi gökyüzünün altında, bozkırların üzerinde göçebelerin yurtlarına misafir olun, Hunlar’ın, Göktürkler’in devlet kurdukları topraklarda, Orhun Vadisi’nde Bilge Kağan ve Kültigin için dikilmiş kitabeleri görün, Tonyukuk adına dikilmiş kitabeleri atlamayın, Gobi Çölü’nde dört çekerlerle macera yaşamak bu coğrafyanın olmazsa olmazıdır.

 

Safarinin kalbinin attığı yer: Tanzanya
Doğu Afrika ülkesi Tanzanya, el değmemiş doğal yaşamı, köyleri ve milli parklarıyla, gerçek bir Afrika deneyimi sunar. Tanzanya demek, bir safari cenneti olan Serengeti Milli Parkı demektir. Serengeti bu ülkenin yerlileri olan Maasai’lerin dilinde ‘sınırsız topraklar’ anlamına geliyor. Yaklaşık 15 bin kilometrekarelik bir alana yayılan ve sonsuzmuşcasına uzanan düz bir savan olan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Serengeti, yeryüzünün en eski ve bozulmamış ekosistemlerinden.

1 milyon yıldır değişmedi
İklimi, bitki örtüsü ve faunasıyla son bir milyon yıldır neredeyse hiç değişmedi. Yeryüzündeki en fazla memeli hayvanı barındıran bu alandaki hayvanlar ayrıca Afrika’nın herhangi bir yerinde görülenlerden daha iri ve güçlü olma özelliğine sahip. Milli park sınırları içindeki Ngorongoro Krateri Koruma Parkı, Tanzanya’daki üç UNESCO Dünya Mirası ünvanlı yerden biri. Flamingo dolu bir gölü de var. Burada sürüler halinde gezen antilopları, Thompson ceylanlarını, zebraları, zürafaları ve wildebeest’leri (öküz başlı Güney Afrika antilopları) de bol bol göreceksiniz.

 

Şenliğin ülkesi: Brezilya
Hayatın suyunu çıkaran bir halk varsa onlar muhtemelen Brezilyalılar’dır. Yeryüzünün en neşeli, en renkli insanları olarak adlandırılmaları bir klişe değil. Çılgınlıklarla güçlenen bu yaşama dürtüsü özellikle futbol karşılaşmalarında, plajlarda, samba kulüplerinde ve sokaklarda kendini hissettirir. Yüzlerce, bazen de binlerce insanın bir arada dansettiği dünyanın en büyük sokak partilerinin organizatörü yine onlardır.

Müzik tutkusu
Ülkenin en büyük kentinden en fakir yerleşimine halkının asla tökezlemeyen bir müzik tutkusu vardır. Afrika’ya uzanan kökleriyle Brezilya müziği kolektif toplumsal bir aktivitedir. Pagode, samba, frevo, forro, lambada, caz, bossa nova, tropicalismo… “Bahia’ya geldiniz gülümseyin!” ya da, “Bahia’dasınız aceleye gerek yok.” tabelalarına Brezilya’nın Afrika etkisinin en çok hissedildiği bu bölgesinde sık rastlanır. Palmiye ağaçlarının eğildiği plajlardan, yalnız adalardan, küçük yerleşimlerden müzik yayılır. Rio, ülkenin kalbi ancak Bahia’nın başkenti Salvador’un ve bölgedeki adaların da yabana atılmayacak cazibeleri var. Karnaval için Olinda aklınızda olsun.

 

Cangılın içinde yeşeren tarih: Kamboçya
Bir zamanlar Güneydoğu Asya’nın büyük bir kısmına yayılan Kmer İmparatorluğu’nun kalbi, 15. yüzyılda yağmalandıktan sonra tapınaklarıyla birlikte ormanın içine gömülen ve 400 yıl sonra Avrupalı kaşifler tarafından ortaya çıkarılan tarihi Angkor kenti, son beş yıl içinde büyük yol kateden Kamboçya turizminin bel kemiği oldu.

Dünyaca ünlü tapınaklar
Bu ‘tapınaklar kenti’nde cangılın içinde, dünyaca ünlü Angkor Wat, Bayon ve Ta Prohm tapınakları kaçırılmaz. Çalkantılı bir geçmişin izlerini taşıyan başkent Phnom Penh ise, Pol Pot önderliğinde Kızıl Kmerler’le birlikte kötü ünü dünyaya yayılmış Ölüm Tarlaları’yla anılıyor. Burada Tuol Sleng Soykırım Müzesi ve Choeung Ek Anıtı’nı görün. Kamboçya turizmin getirebileceği yozlaşmadan henüz bozulmamış, Kmer kültür ve geleneklerinin süregeldiği bir ülke.