ANADOLU’DAN BESLENEN RESSAM: AHMET GÜNEŞTEKİN

Ahmet Güneştekin, Venedik Bienali kapsamında Pietà’da 600 metre karelik tarihi bir mekânı, yeniden yorumlayarak büyüleyici bir Milion Taşı’na dönüştürdü. Matthew Drutt’ın küratörlüğünü üstlendiği, Marlborough Gallery tarafından düzenlenen sergide, Güneştekin’in son dönemde ürettiği ve ataerkil sembolizme karşı sergiledikleri duruşla büyük ilgi çekecek olan sekiz yeni iş yer almakta. Milion Taşı isimli kişisel sergisinde, Ahmet Güneştekin’in 2 heykel ve 6 resim olmak üzere 8 eserini görebiliyoruz. Mayıs ayında Venedik Bienali ile eş zamanlı açılan sergi, 22 Kasım’a kadar açık kalacak. Batman’da doğan ve akademik eğitimi reddedip kendi yolculuğunu yaşayan ressam bugün özgün yapıtları ile sanatseverlerin ilgi odağı oluyor. Ahmet Güneştekin ile özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Batman’da doğmuşsunuz, 1997’de ilk atölyenizi kurmuşsunuz. Arada geçen dönemde neler oldu?
Üniversite yıllarına kadar Batman’daydım. 1986 yılında Batman’dan ayrılıp İstanbul’a geldim ve Akademi sınavlarına girdim, bir süre küçük bir eğitim aldım ve okumaktan vazgeçerek geri döndüm. Daha sonra İşletme okudum Eskişehir’de. 1991’de tekrar İstanbul’a yerleşmeye karar verdim. 24 yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Çocukluğumdan beri sanatın içindeyim ve hiçbir zaman kopmadım.

Akademiyi neden bıraktınız?
Hocalardan, ustalardan fazla etkileneceğimi düşündüğüm için bıraktım. Kendi dünyamda daha özgürce yaratmayı seçtim. Bu anlamda da bir pişmanlık duymuyorum. Eğitime karşı değilim, tercihen bugün de aynı şey olsa yine böyle yapardım.

Resim yapmak isteyenlere körelmemeleri için okula gitmemelerini tavsiye eder misiniz?
Hayır, bu bir tercihtir. Sanatı hiçbir şekilde zorlamamak lazım. Ben sadece ‘çalışın, çok inanın, disiplinli olun, sanatın bilgi ile yaratılacağının farkına varın’ diyorum. Zor bir seçim sanat, diğer mesleklerde alacağınız yol bellidir. Sanat daha çok başarı gerektirir, kalıcı olabilmeniz için geniş kitlelere ulaşmanız gerekir. Özellikle 21. yüzyılda çok farklı ve iyi olmanız gerekiyor. Dünya inanılmaz ileride, çok değerli sanatçılar var, onların arasında barınabilmek o kadar da kolay değil. Sizin onlardan farklı bir şey söylemeniz gerekir.

Profesyonel olarak resim yapmayı düşünmüyor muydunuz?
İstanbul’a geldiğim yıllara kadar profesyonel olarak sanatı düşünmemiştim. Sanatın profesyonellikle yapılabileceğini, ileride benim hayatımın en önemli parçası olacağını, bununla tanınacağımı tahmin etmiyordum, bunların düşünü kurmak zordu. Türkiye’de kabul gören sanatçıların çoğu eğitimli sanatçılar, kimi yurt dışında eğitim almış. Bense o eğitimi reddetmiş biri olarak sanatla var olmanın imkansız olacağını düşündüğüm için hiç niyetlenmedim. Kendimce hobi olarak sanat yapmaya çalışıyordum. Ama hiç kopmadım hep resim yaptım.

Değişim nasıl oldu?
1991-1997 yılları arasında İstanbul’da yaşamak içim ticaretle uğraşıyordum. 1997’de profesyonel olarak sanata girmeye karar verdim ama kabul görebilmek için farklı bir dil yaratmak gerekiyordu. 6 yıl inziva hayatı yaşadım. Anadolu’yu karış karış gezdim. Bir atölye kurdum. 6 yıl boyunca hiçbir sergi açmadan, hiçbir sanat ortamına girmeden, adımı duyurmadan sadece bir arayış içine girdim. Daha önceden bütün öğrendiklerimin ya da etkilendiğim sanatçıların üzerimdeki gücünü silkeleyinceye, kendi özgün dilimi yaratıncaya kadar bu 6  yıllık çaba devam etti. 6 yılın sonunda ben artık hazırdım, kendime ait bir dil oluşturmuştum.

İlk serginizi ne zaman açtınız?
2003’te Atatürk Kültür Merkezi’nde görkemli bir şekilde gerçekleştirdim. O günden sonra tanınan, her yıl ne yapacağı merak edilen bir sanatçı haline geldim.

Profesyonel olarak bu işi yapma kararı almanızdaki kırılma noktanız neydi?
İşletme eğitimi aldım ve ticareti, planlamayı, iş yönetimini iyi bilen biri olarak bilinirim. Ama, ‘ben bunun için dünyaya gelmedim’ diyordum. Ben sanat için geldiğimi ve yetenekli olduğumu biliyordum. 1996’da Türkiye’de ekonomik kriz olunca firmam battı bunu da bir işaret olarak gördüm. Radikal bir kararla ilk atölyemi açtım.

Nelerden besleniyorsunuz?
Genellikle Anadolu ve Mezopotamya’dan, ülkemin kültüründen beslenen bir sanatçıyım. Batı’ya bakmıyorum. Batı ile aynı paralellikte gitmeme rağmen, kendi kültürümden yararlanan bir sanatçıyım. Konularım gereği tarihe mitolojiye oldukça meraklıyım. Bu alanda 20 yıla yakın çalışmalar yaptım. Sayısız belgeseller çektim. Mitler, efsaneler derledim. Benim alanım aslında tarihle yüzleşmek.

Ressam Venedik Bienali’nde
“Venedik Bienali 7 ay süren, tüm dünyanın gezdiği en önemli bienallerden biri. Sanatçılara büyük sorumluluklar düşüyor çünkü dünya sanat kamusu sizi izliyor.”