Anadolu’nun Kavuşturan Tarihi: Köprüler

Anadolu’nun Kavuşturan Tarihi: Köprüler

Asırlar boyu, bir yakadan diğerine, Anadolu’nun köprüleri, hem medeniyetin hem de mimarinin en çarpıcı örnekleri oldu.

Bu köprüler sayesinde, yüksek yamaçlar, uzak evler, coşkun dereler ve ayrı kalmış insanlar buluştu. Türkiye, gerek mimarisi gerekse konumu açısından, büyüleyici tarihi köprülerin coğrafyası… Anadolu’nun buluşturan ve kavuşturan bu tarihine göz atarken, bırakın köprüler sizi bir yakadan öbürüne taşısın.

Dillere destan: Malabadi Köprüsü

Öyle heybetli ki, Ayasofya’nın kubbesinin, köprünün geniş kemerinin altına sığabileceği iddia ediliyor. 1940 yılında Diyarbakır’a gelen Albert Gabriel gördüğü bu anıtsal köprüye olan hayranlığını saklamaz ve, “Modern hesabın olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir hesap hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya’nın kubbesi bu köprünün altına rahatlıkla girer.” der. Diyarbakır-Bitlis yolunda, Dicle Nehri’ne katılan Batman Çayı üzerindeki Malabadi Köprüsü, dünyadaki taş köprüler içinde kemer açıklığı en geniş olanlar arasında ve Türkiye’nin en güzel köprülerinden. Köprünün kemerinin her iki yanında, kış soğuğundan ve yaz sıcağından korunmak ve köprünün güvenliğini sağlamak amacıyla, nöbetçilerin ve ticaret kervanlarının dinlenmesi için inşa edilmiş iki oda bulunuyor. Üzerindeki kitabeye göre, 1147-1148 yıllarında bölgede bir zamanlar hüküm süren Artuklular’dan Temurtaş İbn İlgazi Bin Artuk tarafından, masraflarını kendisi karışılayarak, yaptırılmış. Kesme kalker taşından yapılan köprü, sadece geçiş değil konaklama amaçlı inşa edilmiş. Köprünün su yüzeyinden kilit taşına kadar olan yüksekliği 19 metre. Köprünün her iki yanında bulunan selyaranların üzerinde, Hasankeyf ve Dicle köprülerinde de benzeri görülen kabartma rölyefler bulunuyor. Günbatımlarında köprünün üzerindeki ışık oyunlarını izlemeye doyum olmuyor.

Sanatın köprüsü: Irgandi

Özgün mimari stiliyle, sıradışı bir köprü… Dünyanın çarşılı, dört köprüsünden biri. Diğerleri, Bulgaristan’ın Lofça kentindeki Osma Köprüsü, İtalya’nın Venedik kentindeki Ponte di Rialto ve yine İtalya’da Floransa’nın Ponte Vecchio’su… Irgandi Köprüsü, zamanının el sanatları merkezi olmasının yanı sıra seyyah ve tüccarların uğrak yeri önemli bir ticaret alanı ve çarşıydı. Irgandili Ali’nin oğlu Hacı Muslihiddin tarafından, 1442’de inşa edilen Irgandi Köprüsü, lonca sistemine uygun yapıdaki çarşının otuza yakın dükkânı, mescidi ve iki ahırıyla, dinamik bir yaşam alanıydı. Köprünün adı, “kımıldamak” anlamına gelen “ırgamak” sözcüğünden geliyor. Gökdere üzerinde, Bursa’nın seçkin semtleri Yeşil, Yıldırım ve Emirsultan’ı birbirine bağlıyor. 1854’teki büyük Bursa depreminde hasar gören, Kurtuluş Savaşı’nda da Yunan ordusu tarafından tahrip edilen köprünün aslına uygun restorasyonu, 2004 yılına rastlıyor. Gri kemerli gövdesi üzerinde sıralanan sarıya boyanmış dükkânlarıyla, Irgandi, bugün turistlerin uğramadan edemediği bir Bursa gezisi klasiği. Bu köprü-çarşıda, sadece geleneksel el sanatları alışverişi yapmak değil aynı zamanda kahvehanelerinde soluklanmak da keyifli.

Antik çağın görkemi: Köprüçay Köprüsü

Pamphylia’nın görkemli şehirlerinden Side’ye ulaşmak için kullanılan güzergâh üzerinde, antik dönemde iz bırakmış köprülerden biri… Antalya’nın 96 km kuzeydoğusunda, Aspendos Akropolü’nün 2 km güneyinde, Belkıs olarak da adlandırılan Aspendos antik yerleşiminin yakınındaki bu tarihi Köprüçay Köprüsü, yöre halkı tarafından, etrafında kurulan pazar nedeniyle, Köprüpazar Köprüsü olarak da anılıyor. Belkıs Köprüsü ya da Eski Köprü de bilinen isimleri. Köprüçay Milli Parkı sınırlarından geçen aynı isimli nehrin iki yakasını birleştiren köprünün, MS 4. yüzyılın başlarında, Eurymedon Köprüsü adıyla Romalılar tarafından yapıldığı tahmin ediliyor. Bir depremle yıkıldığı düşünülen köprünün inşa kitâbesine göre, köprü, Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın oğlu Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev tarafından 1239-1240 yılında inşa ettirilmiş. Köprünün yapımında yakında bulunan Aspendos antik şehrinin yapılarına ait taşlar da kullanılmış. Rivayete göre, bir zamanlar, en büyüğü 17 metre genişliğinde irili ufaklı yedi kemer gözü bulunan köprünün altından küçük gemiler geçermiş.

Dev taş sembol: Taşköprü

Nev-i şahsına münhasır kültürü ve yemekleriyle, Adana görmeye, gezmeye değer bir kent. Her ziyaretçinin uğramadan edemediği, kentin en tipik kartpostallarının olmazsa olmazı, kentin logosunu süsleyen bir kent sembolüdür Taşköprü. Kent merkezini ikiye ayıran, Seyhan Nehri üzerindeki tarihi köprü, Roma İmparatoru Hadrianus zamanında mimar Auxentus’a yaptırılmış. Eski çağlarda, Akdeniz’de dolaşan küçük ticaret gemileri, Seyhan Nehri yatağından köprü yakınına kadar gelebilirmiş. Seyhan ile Yüreğir ilçelerini birbirine bağlayan ve halk arasında Seyhan Köprüsü olarak da anılan, 310 metre uzunluğundaki köprü, trafiğe kapalı olduğundan, tabana kuvvet diyenlerin geçmeden edemediği bir alandır. Yazın gelmesiyle, Çukurova’nın yakıcı sıcakları burayı kurutsa da bu dev taş sembol, kentin en görkemli tarihi anıtı ünvanını korur. Köprü, tarih boyunca, sel ve depremlerden büyük zarar gördü. En büyük onarımı, 17. yüzyılda gerçekleşti. Seyhan Nehri’nin sık sık taşması da köprüyü zor durumda bıraktı ve bazı gözleri toprak altında kaldı. Orijinali 21 gözlü olarak inşa edilen köprünün bugün sadece 14 kemer gözü açıkta. Geçmişte köprünün gövdesinde asılı olan Latince kitabe, bugün Adana Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Alabildiğine uzanıyor: Uzunköprü

Perşembe günü kurulan pazarla birlikte canlılığı yaşamaya değerdir. Niyazi Usta’nın köfteleri de enfestir… Ancak Ergene Ovası’na yayılan bereketli topraklara sahip Uzunköprü’nün en çarpıcı yanı, bugün hâlâ ulaşım açısından önemli, bazı kaynaklara göre dünyanın en uzun taş köprüsü olduğu tahmin edilen, 576 yıllık taş köprüsüdür. Yunanistan sınırına 6 km mesafede, Edirne’nin Uzunköprü ilçesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun Trakya’daki ilk yerleşimlerinden biri. Geniş yatağıyla bataklıklar oluşturan Ergene Nehri üzerine kurulu, 174 kemerli, 1.4 kilometrelik köprü, zamanında Osmanlı ordusunun Avrupa’ya geçiş güzergâhındaki önemli noktalardan biriydi. Sultan II. Murat döneminde Mimar Muslihiddin’e yaptırılan ve 1443 yılında tamamlanan bu tarihi eserin inşası kayıtlara göre tam 18 yıl sürmüş. Bazı kemerleri sivri, bazılarıysa yay biçiminde olan kesme taş köprünün gövdesinde kabartma ve rozetler bulunuyor. Yazın, Ergene Nehri sakin akarken, köprünün sadece orta gözlerinden su geçiyor. Nehir suları yükselip yatağı taşınca ise su Uzunköprü’nün tüm gözlerinden akıyor ve Enez’de Ege Denizi’ne karışıyor. Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşanan savaşlarda düşman işgali altında kalan köprünün girişine İkinci Meşrutiyet döneminde ilk demokrasi anıtı olarak nitelendirilen Hürriyet Çeşmesi eklendi.

Günbatımı kızılı çağırıyor: Çobandere Köprüsü

Türkiye’nin en güzel ortaçağ köprülerinden… İran sınırına geçiş güzergâhı üzerinde bulunduğundan tarihin hiçbir döneminde önemini yitirmemiş bir köprü. Aras Nehri’nin altından aktığı, tarihi Çobandede Köprüsü, Erzurum’un Köprüköy ilçesinde bulunuyor. 13. yüzyıl sonlarında İlhanlılar döneminde, Gazan Han’ın veziri Emir Çoban Salduz tarafından yaptırılmış. Hasankale tarafından gelen Kargapazarı Çayı’nın Köprüköy ilçesinde Aras Nehri’yle buluştuğu noktada yer alan köprünün kitabeleri zamanla yıprandığından çözülemiyor. 130 metre uzunluğunda ve yedi gözlü olarak inşa edilen köprüden bugün artık sadece altı kemer göz kalmış. Farklı taşları, kuleleri ve geometrik İlhanlı süslemeleri bir yana, kah güneşli kah karlı bir günde, köprü günbatımından önce büründüğü kızıl rengiyle çok çarpıcı. Köprünün halk arasında Çobandede Köprüsü olarak anılmasının nedeninin, yörede bulunan Çoban Abdal yatırı olduğu tahmin ediliyor.

Kavuşturan mimari: Çifte Köprü

Köprü deyip de, Doğu Karadeniz’e uğramamak ne mümkün! Hele Karadeniz’in bakir coğrafyasının en güçlü olarak hissedildiği Artvin’i görmeden, coşkun dereleri aşan köprülerin hakkını vermek zor. Yaban hayatın, yaşlı ormanların ve bitki çeşitliliğinin yanı sıra Artvin’in bir de yöreye özgü taş işçiliğinin önemli örnekleri olan ve zamana meydan okuyan taş köprüleri var. Bunların arasında Çifte Köprü, yörenin en güzel tarihi köprülerinden. Artvin’in Arhavi ilçesi Ortacalar bucağı yakınlarındaki köprü, Karadeniz’de inişli çıkışlı dağlık arazilere ayak uyduran sıklıkla görülen kemer köprülerden. Çifte Köprü, aslında birbirine dik konumda bağlanan ve tam daire olacak şekilde birbirini tamamlayan iki farklı köprüden oluşuyor. Köprülerden biri zengin bitki çeşitliliğiyle ünlü Kamilet Vadisi’nden akan Kamilet Deresi, diğeri ise Soğucak Deresi üzerinde. Geleneksel Karadeniz mimarisine uygun olarak, sivri kemerli, tek gözlü ve kesme taş malzemeyle inşa edilen, 35,5 metre uzunluğundaki köprüler sadece yayalara açık. Zamanında Kafkasya’ya asker sevkiyatı amacıyla da kullanılan köprülerin ne zaman inşa edildikleri net olarak bilinmiyor ancak 1850’lilere ait oldukları tahmin ediliyor. Buradan kısa bir yolculukla, Mençuna Şelalesi, Dikyamaç köyündeki Yaşam Tarzı Müzesi ve bölgede geleneksel yaşamın devam ettiği köylere ulaşmak mümkün.