Anadolu’nun Ticaret Durakları: Kervansaraylar

Anadolu’nun Ticaret Durakları: Kervansaraylar

Bu çağdan bakınca, o günleri tahayyül etmek oldukça zor… Ne de olsa, ileri teknoloji arabaların, tramvay, uçak ve hızlı trenin zamanlarını yaşıyoruz. Ulaşımın hayvanlarla yapıldığı zamanları idrak etmeye çalışmak modern çağın insanı için hiç kolay değil.

Kara ulaşımının, insanın eli ayağı olan hayvanlarla yapıldığı zamanlarda kervansaraylar yolların en vazgeçilmez durakları ve sığınaklarıydı. Anadolu’da, Denizli’den Erzurum, Kars ve Iğdır’a, Kütahya’dan Malatya, Bitlis ve Ahlat’a, Antalya’dan Sinop ve Samsun’a kadar uzanan yollar üzerinde, Selçukluların yüksek kültürünü, gücünü ve teşkilatının sağlamlığını en belirgin şekilde yansıtan yapılar kervansaraylardı. Türkler genellikle ‘han’ ismini kullanmış olsalar da bu yapıların büyüklerini ‘Sultan Han’ olarak adlandırdılar. Kervansaray sözcüğü ise Farsçadan geliyor. Kervan (kâr-ban), işi koruyan anlamında. Karaman Beyi Mehmet Bey’e kadar Selçuklu Devleti’nin dili Farsça olduğundan, han kelimesinin yanında kervansaray sözcüğü de yaygındı. Anadolu Selçuklu mimarisinin, gerçekten de sarayı andıran, bu kesme taş abideleri, adeta İtalyan gotik katedrallerini anımsatan heybetli yapılar olarak, günümüze dek gelebilmek için zamana direndiler.

Yol, kervan, han

O zamanlar ticaret için üç anahtar kelime vardı. Yol, kervan, han… Türkler Anadolu’yu kendilerine yurt edinme çabasında, başkentlerinin çevresinde ve ticaret merkezlerinin bulunduğu güzergahlarda kurdukları kapsamlı karayolu ağı boyunca, genellikle bir günde gidebilecekleri uzaklıkta, yolcuların ve kervanların barınabilecekleri hanlar inşa ettiler. Selçuklu döneminde, bunları kamu yararına çalışan ticaret, sosyal yardım ve aynı zamanda kültür kurumları olarak tanımlamak pek de yanlış olmaz. Kervansaraylar genelde bir deve yürüyüşü, yani 7 ile 9 saatlik ve 35- 40 km’lik mesafelere kurulurdu. Yolun önemi ve yoğunluğuna göre ise bu sayının arttığı oluyordu. Özellikle Konya-Aksaray-Kayseri yolu gibi çok işlek yollar üzerinde daha yakın aralıklarla inşa edilirdi. Mesela 195 km olan Sivas- Kayseri güzergâhında toplam 24 kervansaray olduğu biliniyor. Yani 7-8 km’de bir, konaklamak için bir kervansaray olurmuş. Aksaray-Nevşehir arası ise 76 km ve bu yolda da üç kervansaray bulunuyor. Yani her 25 km’de bir.

İpek Yolu’nun sığınakları

Ortaçağ’da İpek Yolu’nun geçtiği güzergâh doğu ile batıyı birleştiren yoldu. Baharat Yolu’nu da unutmamak gerek. İpek Yolu Çin’den başlar, Taklamakan ve Gobi çöllerinden geçerek Hazar Denizi’nin kuzeyinden Anadolu’ya girerdi. Bu efsanevi ticaret yolu, Anadolu’da hiçbir ülkede olmadığı kadar, yaygın bir ağa sahipti. Bunda kuşkusuz kervansarayların büyük etkisi vardı. Anadolu’nun en önemli kervan yolları üzerinde bulunan ve 13. yüzyıl boyunca Selçuklu sultanları ve onların vezirleri tarafından yaptırılan kervansarayların öncelikli amacı insan ve hayvanların emniyetini sağlamaktı. Çevre duvarları öylesine kalın ve masif olarak inşa edilmişti ki, bu yapılar zaman zaman da askeri güçlerin işine yarardı. Bir başka amacıysa konaklama ve temel ihtiyaçların karşılanmasıydı. Buna bağlı olarak da, kale gibi duvarların ardında, yapının büyüklüğüne göre, yatakhane, aşhane, erzak ambarı, ticari eşya deposu, hayvanlar için ahır, samanlık, mescit, kütüphane, hamam, şadırvan, hastane, eczane, ayakkabı tamirhanesi ve hatta nalbant bulunurdu.

Sigortalı tüccarlar

13. yüzyılın Selçuklu Anadolu’sunda, ticaret hayatının nasıl bu denli geliştiğini anlayabilmek için elimizde, o döneme ait kültürel ve idari alanda birçok bilgi var. Büyük olasılıkla dünyadaki en eski sigorta fikrinin uygulaması da bu döneme dayanıyor. Öncelikle yol güvenliği devletin garantisi altındaydı. Büyük kervanlara uzak ülke sınırlarına kadar asker iştirak ediyor, tenha yerler ile geçitlerde ise muhafız kuvvetler tarafından korunuyorlardı. Yollarda zarar gören, soyguna uğrayan ya da malları denizde batan tüccarların kayıpları bir çeşit sigorta sistemiyle devlet hazinesinden karşılanıyordu. Batıda böyle bir sigorta sisteminin kurulmasının 14. yüzyıldan sonra başladığı düşünülürse, ticaretin böylesine özgürleşip serpilmesine şaşmamak gerek. Selçuklu sultanları, Anadolu’nun özellikle güneyde Antalya ve kuzeyde Sinop gibi önemli limanlarına, ticaret hayatını kolaylaştırmak ve geliştirmek için büyük sermayeli tüccarlar yerleştirmişler, Anadolu’ya gelen yabancı tüccarlara imtiyazlar vermekle kalmayıp gümrük vergilerinde de indirime gitmişlerdi.

Şirket gibi işleyen hanlar

İşleyişleri açısından kervansaraylar çağının ilerisinde bir anlayışa sahiptiler. Mesela Kayseri- Malatya yolu üzerinde bulunan Karatay Han’ın günümüze ulaşan vakfiyesinde, handa görevli olan yönetici kadrosunun yetkileri ve disiplinli çalışmaları bugün için dahi bizleri şaşırtacak detaylarla dolu. Ayrıca yine vakfiyeyi gözden geçirdiğimizde, hanın gündelik yaşamına ve yolculara dair bilgiler de kayda değer. Kervansaraya gelen her yolcuya ayırım yapmadan bir kilo ekmek, 250 gram pişmiş et ve bir çanak da yemek ücretsiz olarak verilir, her cuma akşamı bal helvası yapılarak herkese dağıtılırdı. Kervansaraydaki hastalar iyileşinceye kadar tedavi edilir, ölüm olduğu takdirde cenaze işlemleri ücretsiz yapılırdı. Kervansaraylara giriş ve çıkışlar üzerine çok kesin bilgiler olmamasına rağmen, güneşin batışıyla birlikte, kapatılan kapıların ancak gün doğumuyla birlikte açıldığı, bu süre içinde de yolcuların dışarı çıkmasının yasak olduğu biliniyor. Fakat bu süre içinde dışarıdan gelen yolcu olursa, onlar içeri alınabiliyordu. Sabah herkes kalktıktan sonra hancılar yolculara seslenerek mallarının, canlarının, atlarının ve namuslarının tam olup olmadığını sorar ve ancak bütün yolcular tamam dedikten sonra kapıları açarlardı. Eğer bu kural uygulamadan kapılar açılır ve bir zarar olduğu ortaya çıkarsa, hancılar bunları karşılamakla yükümlüydüler.

Kabul ritüeli

Hanların yolcu kabul edişi de bahse değerdir. Bu noktada Evliya Çelebi’ye kulak vermeli. Çelebi, Lüleburgaz’daki Sokullu Mehmet Paşa Kervansarayında birçok detaya yer verir. Çelebi’ye göre, kale gibi bu kervansarayın ahırı üç binden fazla hayvan alır, kapıda devamlı bekçi bulunur, akşam olunca mehterhane çalınıp kapı kapanır, bekçiler kandilleri yakıp kapı dibinde yatarlar. Gece yarısı misafir gelirse kapıyı açıp içeri alır, yemek verirler. Ancak dünya yıkılsa içeriden dışarı kimseyi bırakmazlar. Ta ki bütün misafirler kalkıp yine mehterhane çalınınca herkes malından haberdar olur. Hancılar tellallar gibi, “Ey Ümmet-i Muhammed, malınız, canınız, atınız, donunuz tamam mıdır?” diye rica edip bağırırlar. Misafirler, “Tamamdır, Hak sahib-i hayrata rahmet eyleye.” dediklerinde, kapılar açılır ve yolcular nasihatlerle uğurlanır.

Yolların koruyucuları

Bugün, bir kısmı harabe halinde, bir kısmı da restorasyonla turizm çerçevesinde canlandırılmış kervansaraylar, gerek mimari gerekse tarihsel birikimleriyle Anadolu’nun dört bir yanında görmeye değer yapılar. Antalya-Alanya karayolundan 8 km içeride, Antalya’ya 115 km uzaklıktaki Alara Han, Akdeniz’e ulaşan yolların kontrolünde stratejik bir görevi olan Alara Kalesi’nin yakınında bulunuyor. Sultan Alaaddin Keykubad tarafından 1229-1230 yıllarında yaptırılmış. İpek Yolu üzerindeki han, Selçuklu yönetimindeki kervan yolundan gelip geçen yolculara konaklama hizmeti vermesinin yanı sıra inzivaya çekilmiş dervişleri de ağırlıyordu. Avanos-Ürgüp karayolu üzerinde, Nevşehir’e 25, Avanos’a 6 km mesafede bulunan Sarıhan (Saruhan) Kervansarayı (1238), 2 bin metrekarelik bir alana yayılıyor. Adını aldığı tahmin edilen açık kahverengi, pembe ve sarı renklerden oluşan kesme taşlarıyla özellikli bir mimariye sahip. Anadolu’daki Selçuklu kervansaraylarının en büyüğü, Aksaray-Konya karayolu üzerinde, Aksaray’a 42 km mesafede bulunan Sultan Han (1229). Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad tarafından yaptırılan han, açık ve kapalı bölümleriyle yaklaşık 4.990 metrekarelik bir alana yayılıyor. Taç kapı ve mescidin geometrik bezemeleri, Selçuklu taş süsleme sanatının en çarpıcı örnekleri. Konya’ya 22 kilometre uzaklıkta, Aksaray-Konya karayolundan 5 km içerde, Tömek köyü yakınında olan Zazadin Han (1235-1236), Saadeddin Köpek Hanı olarak da anılıyor. Yapısında kullanılan işlenmiş buluntu taşlar dikkat çekici. Aksaray-Nevşehir arası 76 km ve bu güzergahta üç kervansaray bulunuyor; Alay Han, Öresin Han ve Ağzıkara Han. Aksaray’a 17 km uzaklıktaki bir sultan hanı olan Ağzıkara Han (1231-1236), Anadolu’daki en önemli hanlar arasında yer alıyor. Alaaddin Keykubad devri, Anadolu Selçuklularının en parlak devri. Selçuklu taş süsleme sanatının birçok özelliği, anıtsal taç kapısı, kapının her iki yanındaki mihrabiyeleri ve geometrik motiflerle bezeli cephesinde hemen göze çarpıyor.