Antik Çağın Efsanevi Şifa Kaynağı: Asklepion

Antik Çağın Efsanevi Şifa Kaynağı: Asklepion

İki tarafında sütunların sıralandığı mermer bir yoldan yürüyor, aynı kaptan süt içen iki yılan kabartmasının yanından geçerken kutsal çeşmeden akan suyun sesini duyuyorsunuz.

Serin tünelin deliklerinden fısıltı halinde gelen telkinler, yaşama dair resimlerin olduğu duvarlarda yankılanıyor.

Tünelin sonundaki tapınakta; odalar, sıcak ve soğuk banyo küvetleri, üst katta helioterapi yapılan solaryum var. 21. yüzyılda değil, M.S. 2. yüzyıldayız… Dünyanın ilk ve en önemli sağlık merkezi ve hatta ilk psikiyatri hastanesi olarak da tarihe geçen Asklepion’un en şaşaalı devri…

Antik Çağ’ın sağlık kentlerinden biri olan, İzmir’e yaklaşık bir saat mesafedeki Bergama Asklepion’unda, günümüzde revaçta olan birçok tedavi yöntemi asırlar önce uygulanmış. Hastanın iyileşmesi için seferber edilen yöntemler bugüne taş çıkartıyor; doğal bitkisel karışımlar, çamur banyosu, meditasyon, su ve spa terapisi, rüya yorumu, müzik, telkin, masaj, aromaterapi, özel diyet, spor…

Hellenistik ve Roma döneminin sınırlı tıp bilgisi göz önüne alınırsa, bu tedavilerin ne denli sağduyu ve mantık içerdiğini teslim etmek gerekiyor. Bu hastalar bin sene sonra yaşamış olsalardı, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, zincire vurulup ölüme terk edilebilirlerdi.

Tıbbi, cerrahi ve paramedikal tedavilerin telkin ve inanç yoluyla iç içe geçmesiyle dikkat çeken Asklepion’un ünü büyük ölçüde burada kimsenin ölmemiş olmasındandı.

Hangi dönemde olursa olsun, hastane olarak nitelendirilen bir yerde bu duruma inanmak biraz güç olsa da nedeni oldukça basit. Şifa arayanlar önce avluya alınır, muayene edilir, teşhis konur, iyileşme şansları varsa alınırdı. Ağır hastalara ve doğum yapacaklara izin verilmezdi. Belki de bu yüzden, burası daha çok ruh hastalıkları üzerine uzmanlaşmıştı.

Burası aynı zamanda dönemin ünlü hekimlerinin yetiştiği bir tıp okuluydu. Roma devrinde dahi insan vücudunu ellemeyi gerektiren doktorluk aşağılanan bir meslekti. Ancak Helenler ya da esirler tıpla uğraşırlar, daha çok batıl inançlara ya da Tanrılara dayanarak tedavi yapılırdı.

Ancak Asklepion’un doktoru Galinos (Galen), yazdığı 400 kitap ve sunduğu yeniliklerle, tıbbı saygıdeğer bir meslek haline getirdi. Masasının üzerinde minyatür bir piramit dururdu; bir yüzünde, “tamamen iyileşme bazen”, bir diğer yüzünde “tedavi her zaman”, sonuncusunda da “umut her zaman” yazıyordu.

Hipokrat yemininden tanıdığımız, Kos Adası’ndaki dünyanın en büyük Asklepion’unun ünlü doktoru Hipokrat ise şu prensiplere bağlı kalmıştı: “Her şeyi gözlemle, hastalığı değil hastayı incele, doğadan destek al, dürüstçe değerlendir.”

Galen de bu sözlerden yararlanmış, hastanın muayene edilmeden hastalığına karar verilmesine karşı çıkarak teşhise büyük önem vermişti. Halen günümüzde, her yıl insan sağlığına en yararlı bilimsel çalışmayı yapan kişiye Galien Vakfı tarafından Prix Galien ödülü veriliyor.

Bir başka ünlü doktorsa Oribase’ydi. Sardalyayı bir takıntı haline getiren doktor, sorunları ne olursa olsun, hastalarına sardalya yemelerini tavsiye edermiş. Hastalar bundan o kadar bıkmışlar ki “Sardalyalarını hazmetmek kitaplarını hazmetmek kadar zor.” derlermiş. Ayrıca Oribase, Galen’in 400 kitabını kısaltıp özet haline getirmeye kalkışmasıyla da tanınıyor.

Asklepion’da, üzerinde iki yılanın bir kaptan süt içtiği kabartmanın olduğu sütunu da atlamamalı. Efsaneye göre, buraya tedaviye gelen bir hasta kabul edilmeyince, öleceğini anlıyor ve yıkılmış bir şekilde evine dönerken, iki yılanın bir kaptan süt içtiğini görüyor. “Nasıl olsa öleceğim, bir an önce öleyim!” diyerek, kaptaki sütü içiyor ancak bunun sonucunda iyileşiyor. Bu da umudun ve tıbbın sembolü haline geliyor.

Asklepion’un bir de meşhur hastaları vardı. Deliliğiyle ünlü İmparator Caracalla ve İzmirli yazar Aelius Aristides buranın ünlülerindendi. 13 yıl boyunca burada tedavi gören hastalık hastası yazar, hastalar ve tedavi yöntemleri ile ilgili geride çok bilgi bıraktı. Kazılarda çıkarılan adak taşları ve yazıtlar da bu yöntemler ve rüya ile ilgili bilgiler açısından önemli buluntular.

İyileşen hasta için hastanenin tiyatrosunda şenlikler tertiplenir, bu da diğerlerinin morallerini yüksek tutmalarında etkili olurmuş. Hasta ayrılmadan Asklepios Tapınağı’nı ziyaret eder, maddi imkanı elverdiğince yardım yapar, iyileşen organlarının küçük bir modelini de buraya bırakırmış.

Bergama Arkeoloji Müzesi’nde bu örnekleri görmek mümkün. Bugün hala Bergama Festivali’nin yapıldığı tiyatroda yer alan müzikli telkinler tedaviye katkıda bulunur, grup terapileri de yapılırmış. Halk davet edilir, hastalarla beraber, problemler konuşulur tartışılırmış. Asklepion, aynı zamanda doktor adayları için bir tıp okulu olduğundan büyük kütüphanesindeki kitaplardan yararlanılmış ve tiyatrosu da öğrencilere anfi görevi görmüş.

108 metre rakımda, korunaklı bir bölgeye kurulan Asklepion’un, güzel havasının ve suyunun yanında bulunduğu bölge de kutsal kabul ediliyordu. Viran Kapı’dan başlayıp Asklepion’u Bergama’ya bağlayan “Kutsal Yol”un sonundaki anıtsal kapı Asklepion’un girişiydi. “Propylon” denilen ve yazın güneşten, kışınsa yağmurdan korunmaya yarayan tentelerle (stoa) çevrili kutsal alanda, kütüphane binası, 3 bin 500 kişilik küçük bir tiyatro, latrinler (genel tuvaletler) ve kutsal kuyu bulunuyordu. Kaynak suyuyla beslenen kuyunun suyu içiliyor ve yıkanmak için kullanılıyordu. Radyoaktif özellikleri günümüzde de bilinen şifalı sular, yüzyıllardır sağlık amaçlı kullanılıyor. Yıkanıp beyaz giysiler giyen ve adak adayan hastalar, uyku odalarına alınır ve onlara telkinler verilirmiş.

Asklepion’da ayrıca üç tapınak ve çeşitli tedavilerin uygulandığı bir yapı da bulunuyordu. Gerektiğinde ameliyat tarzında uygulamalar da yapılırdı. Tedaviye önce şifalı sularla başlanır, şifa için Tanrıya dua edilip adak adandıktan sonra uykuya yatılır, görülen rüyanın yorumlanması ve telkin yoluyla tedavi uygulanırdı. Hastanın tünelden geçmesi önemliydi. Tünele girdiğinde hasta, çevresindeki duvarlarda hayatı anlatan fresklerin etkisiyle sorunlarını hatırlar, bu arada tünelin üstündeki deliklerden doktorlar telkinlerde bulunurlardı. Hasta, tünelin sonunda mabede varır ve uykuya dalardı. Bu kez tapınağın üzerindeki gizli deliklerden doktorlar bir Tanrıymışçasına konuşurlar, söyledikleri pek önemli olmasa da Tanrıların onlara yardıma hazır olduklarını bilmek, hastaların iyileşmesinde etkili olurdu. Ne içmesi, ne yemesi, ne yapması gerektiği ile ilgili aldıkları telkinler hastaneye daha güven duymalarını sağlardı. Tapınağın etrafında hasta odaları ve her odanın sıcak ve soğuk suyun aktığı küvetleri bulunurdu. Su, güneş ve uyku terapileri, Asklepion’un tedavideki önemli kozlarıydı.

Bu kadar sağlıktan bahsetmişken, Bergama’nın ünlü helva ve tulum peynirini, yanında fırından yeni çıkmış sıcacık bir ekmekle tatmanız için telkinde bulunmanın tam zamanı olabilir.