AŞKIN SESİ: MONİCA MOLİNA

“Dolunay kadar beyaz bu şiir uçuyor sesimde, senin huzur denizine doğru…” diye seslenmişti ilk kez ‘Vuela’ şarkısıyla bize İspanyol sanatçı Monica Molina. Değişik ve kendine özgü vokaliyle eşsiz bir yoruma sahip olan sanatçı ile konser öncesi bir araya geldik ve “Aşkın Sesi’ne” dair tüm merak edilenleri kendisine sorduk.

Sanatçı sizce kimdir? Bir müzisyen ne kadar orijinal olabilir?
Özgür samimi ve tüm güzel duygularını şarkılarıyla sahnede dinleyicileri ile paylaşabilen insandır… Sahne üzerinde kendiniz olduğunuzda dinleyicinizle farklı bir ilişki kuruyorsunuz bu da sizi farklı kılıyor.

Sizce müziğin en zor yanı ne?
İlk albümüm ‘Tu Despedida’ ile altın plak aldığımdan beri hiç hayal kırıklığım olmadı ve bu yüzden çok şanslıyım. Kardeşim Noel ile birlikte çok uyumlu çalıştığımız için hem albüm projelerimde hem de performanslarım sırasında kendimi rahat hissediyorum ve sadece şarkı söylemeye odaklanıyorum bu da müziğime yansıyor. Gördüğünüz gibi işim çok da zor değil!

Sahneye çıktığınızda nasıl bir ruh hali içine girersiniz?
Sahne benim kendimi en özgür hissettiğim yer. Bundan başka bir şey yapamazmışım gibi geliyor. Oyunculuk da yaptım ama orada belli bir karakteri canlandırıyorsunuz. Sahnede ise içimden geldiği gibi şarkı söyleyebiliyorum.

Müzik dünyasına adım attığınızdan beri asla unutmayacağınız an hangisi?
2002 yılı benim için olağanüstü bir yıldı… O yıl ‘Vuela’ albümüyle, hem farklı ülkelerden gelen olağanüstü tepkilerle, hem ardı ardına konserlerle kariyerimde bugünkü yere ilk adımları atmış oldum. Albümdeki hemen her şarkının radyolarda gördüğü ilgi de bana büyük bir cesaret verdi.

Neden size “Aşkın Sesi” diyorlar? Aşk nedir sizce?
Romantik aşk şarkıları söylediğim için sanırım. Aşk büyülü bir duygu… Diğer yandan yıllar içinde aşktan neler anladığınız da değişiyor… Deneyimlerinizle, kazandıklarınızla, kaybettiklerinizle aşkı daha iyi tanıyorsunuz, kendinizi de…

Babanız büyük bir müzisyen… Nasıl bir baba kız ilişkiniz vardı?
Çok güzel bir ilişkimiz vardı. Çok değerli ve ülkem için çok önemli bir sanatçıydı. Böyle bir ailede büyüdüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum o nedenle 2012 yılında yayınlanan Mar Blanca albümümde babamın şarkılarını kendi tarzımla yorumlamıştım.

O şarkıları seslendirirken neler yaşadınız?
Babamın İspanyol halk müziği şarkıları, hem 50’lerin, 60’ların şarkı dili açısından farklı ve aynı zamanda çok zor şarkılar. Ben albümde o şarkıları seslendirirken mümkün olduğunca kendi tarzıma yakınlaştırmaya çalıştım. Birbiriyle gurur duyan bir baba kız ilişkimiz vardı.

Siz kendi çocuğunuzla nasıl bir paylaşım içindesiniz?
Evde normal bir anne kız gibiyiz. Boş kalan zamanlarımı mümkün olduğunca kızımla değerlendirmeye çalışıyorum. Özellikle Candela ile beraber tatil yapmak son derece huzur veriyor. Yeni jenerasyon tabii ki benim dinlediğim şarkıları çok fazla bire bir dinlemiyor. Candela özellikle yabancı müziği seviyor. Örneğin Michael Buble dinliyorum. Candela sayesinde Ed Sheeran’ı da tanıdım.

Kardeşlerinizle de bir bütün gibisiniz… Şarkılarınızın sözlerini genelde onlar yazıyor. Bu bütünlük adına neler söylemek istersiniz?
Kardeşim Noel’in katkıları ve müzik anlamında beklentilerimizin benzer olması baştan bu yana bir bütünlük içinde olmamızı sağlıyor. Kardeşim beni en iyi tanıyan insan. Başlangıçtan beri birlikteyiz, tüm albümlerde işbirliğimiz var, bu da müziğimize yansıyor.

Sizi ilk söylediğiniz anki gibi heyecanlandıran ve ne kadar zaman geçse de eskimeyecek parçanız hangisi?
‘Oh Amores’, ‘Pequano Fado’,‘A Paso Lento’ dinleyicilerimin de benim de en sevdiğimiz şarkılar. Pasion Turca’dan Sinan Ufuk Nergis ‘Pequano Fado’ şarkımı dinledikten sonra Türkiye’de ilk kez konser vermemi ve beni ülkenizde temsil etmeyi teklif etmişti.

İlk albümünüz ‘Tu Despedida’dan bu yana müzikal anlamda nasıl bir yol aldınız?
‘Tu Despedida’ ile yarattığımız huzur veren Akdeniz ruhu tüm albümlerimde hissediliyor. ‘Tu Despedida’ bana şans getiren bir başlangıç oldu. Müzikal anlamda romantik aşk şarkılarını Akdeniz ruhu taşıyan şarkıları söylemeye devam ediyorum.

Türkiye’nin nelerinden etkileniyor, hangi yönlerini kendi halkınızla benzer görüyorsunuz?
Kendi ülkemle çok fazla ortak nokta bulabiliyorum. Akdenizliler sıcak, samimi, coşkulu ve oldukları gibiler…O yüzden Türk dinleyicisiyle güzel bir ilişki kurabildiğimizi düşünüyorum. Türkiye’nin sahillerini de kendi ülkeme çok benzetiyorum. Türkiye’de şehirlerdeki ışığı, insanların kurduğu ilişki tarzını, sıcak iletişimi seviyorum. Her geldiğimde hamam sefası yapmaktan çok keyif alıyorum.

Peki, Türkiye-İspanya arasında müzik dili açısından nasıl ortak bir payda var?
Türkiye’den çok fazla CD alıyorum, isimlerini genellikle hatırlamasam da şarkıları ve melodileri hatırlıyorum. Türk müziğindeki melodiler,enstrümantal müzikler beni çok etkiliyor. Duygu olarak birbirlerine çok benzediklerini düşünüyorum. Türkiye’de çok güzel kadın sesleri var. Çok büyük bir keyifle bu kadın seslerini dinliyorum. Daha önce Leman Sam ile sahneyi paylaşmış ve bir konserimde Sezen Aksu şarkısı söylemiştim. Sezen Aksu şarkılarını da ayrıca çok seviyorum.

Tarzınız ve sitiliniz, yeme-içe alışkanlıklarınız kısaca güzellik tüyolarınız neler?
Sade bir stilim var. Akdeniz mutfağını ve yemek pişirmeyi çok severim. Her geldiğimde de Türk mutfağının keyfine varıyorum. Mümkün olduğunca sevdiğim şeylere zaman ayırarak, sakin huzurlu bir hayat sürmeye çalışıyorum.

Gelecekle ilgili en çok neyi merak ediyorsunuz? İlerleyen günlerdeki planınız nedir?
Dünya zor zamanlardan geçiyor. Daha güzel bir gelecek için daha fazla hoşgörülü olmamız gerektiğine inanıyorum. Bunun da hayatımızda sanata daha fazla yer açarak olabileceğini düşünüyorum. Sonbaharda yeni bir albüm yayınlamayı planlıyorum. Bu sıralarda Pequano Fado ve A Paso Lento’nun Türkçe versiyonlarını da dinleme şansım oldu. Gelecekte Türkçe şarkılar da söylemek istiyorum.