AYRINTILARDA GİZLENMİŞ OSMANLI

Cemal Kafadar üç uzun, bir kısa makalesinin bulunduğu ‘Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken’ (4. Basım, 2012, Metis Yayınları) isimli kitabına, “…Okuyacağınız yazıların her biri şaşkınlık ürünüdür.” diyerek başlar. İnce eleyip sık dokuyan tarih araştırmacıları için Osmanlı halen hayret uyandırıcı ayrıntılarla doludur. Yeter ki Osmanlılara birazcık önyargılardan ve ideolojik yönlendirmelerden kurtularak yaklaşalım. O zaman Osmanlıların bugüne kadar yüzeysel, herhangi bir kanıta dayandırılmadan, çoğu
zaman suçlayıcı ve küçümseyici genellemelerle ele alındığını fark ederiz. Cemal Kafadar’ın şaşkınlığı bu yüzdendir. ‘Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken’, her şeyden önce Osmanlı tarih yazıcılığına temelden getirilen eleştirilerle, böyle bir tavrın yanlışlığını ortaya koymak için yazılmış gibidir.

Doğru bilinen yanlışlar…
Cemal Kafadar bir ideolog değil, söylediği her sözün sağlam belge ve araştırmalara dayanmasına dikkat eden bir tarihçi ve bilim adamı. Ulaştığı ve incelediği belgeler, onun örneğin Yeniçeri ocağının bozulmasına dair öne sürülen, ‘Yeniçerilerin ticarete bulaşması, mülk edinmek uğruna askeri vazifelerinden geri kalması, Osmanlılarda otobiyografik eserlerin bulunmadığı veya Osmanlıların dış dünyaya tamamen kapalı olduğu…’ gibi tezlerin ne kadar afaki kaldığını gösterir. Oysa Yeniçeriler duraklama dönemi diye işaret edilen 16. yüzyıl sonundan önce de ticaretle uğraşmışlardır. Üstelik yalnızca Yeniçeriler değil Osmanlı saray erkânından birçok yönetici ve asker ticaretle uğraşmıştır. Dolayısıyla Yeniçeri ocağının bozulmasına dair genel geçer bir kabul olarak öne sürülen bu madde aslında sanıldığı kadar etkili ve geçerli değildir. Kafadar, 16. yüzyılda ticaret için gittiği Venedik’te öldürülen Hüseyin Çelebi’den söz eder. Tabii onun öncesinde daha bir sürü Osmanlı tüccarından örnek verir. O kadar çok örnek verir ki bu kadar yoğun bir ithalattan sonra Osmanlıların nasıl ecnebi ülkelere karşı kapalı olduğu düşünülmüş diye hayrete düşmemek elde değildir. Hüseyin Çelebi, Ayaşlı sof tüccarıdır. Venedik’te öldüğünde amcası onun mal varlığını, Müslüman tanıklar huzurunda satar, borçlarını öder, cenazesini kaldırır. Bunları da kayıt altına aldırır. Ankara’dan yola çıkan Müslüman Türk bir esnaf, Venedik’e sof satmaya giderken yanına neler alır? Kafadar bu listedeki eşyalardan Osmanlı’nın dış ticaretine dair ipuçları yakalar ve yorumlar. Çünkü bu yolculuk, ustalaşmadan yapılabilecek türden değildir.

Diğer yayınları
Cemal Kafadar’ın,‘Osmanlılarda otobiyografik eser var mıdır?’ sorusunu tartıştığı “Ben ve Başkaları” ve “Üsküplü Asiye Hatun’un Rüya Defteri” gibi makalelerinden, iktisadi olandan kültüreli, edebi olandan siyasiyi çıkarmak gibi ince bir bakışı; şahıs, belge, kanıt ve olaylara çok boyutlu bakmak gibi bir kaygısı vardır diyebiliriz. “Üsküplü Asiye Hatun’un Rüya Defteri”; Osmanlı kültürüne dair kodlarla örülmüş, herkesi şaşırtacak kadar renkli ve ilginç bir çalışmadır. Cemal Kafadar, ‘Kim Var İmiş Biz Burada Yoğ İken’de bu tür iktisadi olduğu kadar kültürel konularda da erinip es geçilmiş birçok örgüyü çözmeye çalışır.