BAKAKALIRIM GİDEN…

Bana ne söylenmelidir, bilmiyorum. ‘Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler’ mi, olabilir. Hayali’nin “Bilmezler” redifli gazeli sanırım halimi beyan için elverir. Üstelik niye bir trenler gazeli yazmadım bugüne dek diye de, beni giden trenin ardından bakakalan yolcu gibi kara kara düşündürür. Unutmayın, düşünmek de öyle tek renkli değil. Zannımca onun da anına, zamanına, yerine, yordamına, ortamına, çapına, yüzölçümüne, enine boyuna, genişliğine, derinliğine, zorluğuna, kolaylığına, uzaklığına, yakınlığına ve elbette konusuna mevzusuna, hafifliğine, ağırlığına, uzunluğuna kısalığına, aciliyetine yavaşlığına, mevsimine saatine, sıkıntısına üzüntüsüne keyfine sevincine göre bir rengi var. Bazen kara kara düşünür insan, bazen pembe pembe, yeşil yeşil, mavi mavi…

Haydarpaşa…
Mavi mavi düşünmek dedim de aklıma hemen Haydarpaşa geldi yine. Diyeceksiniz ki, birader senin de hiç aklından çıkmıyor ki! Sizin çıkıyor mu? Haydarpaşa, ne akıldan ne gönülden ne de gözden çıkarılabilir! Gündüzleri gözde, geceleri düşte dedikleri bir gönül sarayıdır o. Öyle bir saray ki her gün içinden binlerce insan geçerdi de doğudan batıdan kuzeyden güneyden, yine de şikâyet etmez, yüzünü dökmez, içini kapatmaz, gönlünü daraltmazdı. Yine öyle, çoktur yolcu geçmediğine bakmayın içinden, eski yolcuların anıları geçiyor, rüzgârları geçiyor, sözleri, gülüşleri, şarkıları, telaşları, sabırsızlıkları, coşkuları geçiyor, bazen birer birer bazen bir okul gezisine giden öğrenciler gibi şen gürültüleriyle geçiyor.

Hem en çok tren gençler içindir, ben de en çok gençken trene bindiğimden mi böyle söylüyorum yoksa yahu dur hele nereye gidiyorsun dercesine geçip gitmiş olan gençliğimin ardından mı söylüyorum, orası trenle gençliğim arasında bir mevzu olarak kalsın. Ama benden söylemesi, geçip gitmiş treni ve geçip giden gençliği bir daha yakalayamazsın! O yüzden treni kaçırmayacaksın, gençliğini de gençken yaşayacaksın!

Yoo yoo Haydarpaşa Garı’na tezgah açmış da öğüt veriyor, akıl satıyor, kahve falı bakıyor filan değilim. Tam tersine, ‘dediğini yapacaksın, yaptığını yapmayacaksın’ sözünün ne kadar doğru olduğunu kendimden örnek vererek anlatmaya çalışıyordum. Malumunuz yıllardır bu hatta yazılarımla gider gelirim. Trenlerle ilgili bir kaç kitabım var, şiirlerim var, torunu değilim ama Haydarpaşa’yı da çok severim, hem kim sevmez değil mi? Üstelik hepimiz Haydarpaşa’nın dizeleriyiz. Bu arada Haydarpaşa’nın yeniden o eski, güzel günlerine kavuşacağı, hızlısı, mavisi, ekspresi trenlerin yine oradan kalkacağı, geleceği ümidini hiç yitirmedim. Garın üstündeki saat de bence o gün yeniden tıkır tıkır, tıpkı rayların üstünde kayıp giden trenler gibi çalışmaya başlayacak. Memleket saat ayarı olacak, Haydarpaşa gardır, gar kalacak.

Gerçekleşmeyen buluşma
Haydarpaşa Garı’nda kitap günleri düzenlendi, beni de yolsever, trensever, Haydarpaşa’yı hepsinden çoksever biri olarak çağırdılar, 2 gün üst üste imza günü yapacak, ayrıca trenler ve edebiyat üstüne de sohbet edecektim. Düşünebiliyor musunuz mutluluğumu? Hani bayram olsa ancak bu kadar sevinebilirim. Lakin yerdeki kara treni kıskanan gökteki karabulut birden boşanınca, düzenlediğim bir uluslararası şiir buluşmasının da üstüne siyah bir ağırlık gibi kaderin cilvesi çöküverdi. Böylece Orhan Veli’nin pek sık tekrarladığım, gerçi o gemiler için yazmıştı ama olsun, ‘bakakalırım giden geminin ardından’ dizesi, tren garındaki kitap buluşması için gerçek oldu. Gidemedim, göremedim. Gelecek yıla diyorum artık, ama bu kez duran vagonlar değil, yolcusunu almış ve yoluna koyulmuş vagonların içinde okur-yazar-şair buluşmaları dileyerek Haydarpaşa’ya selam ediyorum. Bekle beni Haydarpaşa!