BARIŞA ADANAN BİR SERGİYE İMZA ATIYOR: İSMAİL ACAR

İsmail Acar son dönemde Türkiye’den çok dünyada projeler üretmeye devam ediyor. Fransa’daki sanat okulundan, Çin’de uzaydan görülecek açık alan sanat projesine kadar pek çok projenin içinde yer alıyor. Sanatsız bir yaşamı mümkün görmeyen ünlü ressam ile sanat ve son dönem projeleri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Karşılaşma serginizden bahseder misiniz?
Geçtiğimiz mayıs ayında yapılan Dünya İnsanlık Zirvesi esnasında Birleşmiş Milletlerden gönül elçiliği daveti almıştım. Hem Birleşmiş Milletler ile hem de bireysel olarak dünyadaki pek çok mülteci kampını dolaştım. Daha önceki yıllarda da pek çok mülteci kampını dolaşmıştım zaten, Birleşmiş Milletler bu sebeple bana davette bulundu. Birçok anlamda yardım faaliyeti yürütürken edindiğim izlenimler oldu. Kamplarda çeşitli sanatçılarla da karşılaştım ve uzun yıllar yardım ettiğim sanatçılar oldu. Onlara malzeme ve moral desteğinde bulundum. Seneler içinde mülteci kamplarında karşılaştığım sanatçıların eserlerinin sergimde yer almasını istedim.

Serginin temasını nasıl seçtiniz?
Mevlana’dan yola çıkarak serginin temasını hoşgörü olarak belirledik. Barışa vesile olsun diye barışa adadığımız bir sergi olsun istedim. 30’a yakın kendi eserim, 20’ye yakın da mülteci sanatçıların eserleri var.

Sizi bu sergiyi yapmaya iten sebepleri anlatır mısınız?
İdil Galeri ile periyodik olarak sergiler düzenliyoruz. Yeni dönem sergiye hazırlanırken, etrafımızda olup bitenler beni bu sergiyi yapmaya itti. Yeni bir dünya düzeni kuruluyor ve bu yeni düzen içinde maalesef çok insan zarar görüyor. Bu insanların başında maalesef çocuklar ve sanatçılar da var. Bu olumsuz ortamdan ilk etkilenen sanat ve sanatçılar oluyor. Bu zor şartlarda yaşayan sanatçıların eserlerini görünür kılmak ve onlara bir motivasyon sağlamak istedim.

Son yıllarda Türkiye’de değilsiniz, neler yapıyorsunuz?
Evet, yaklaşık 3 yıldır buradan uzağım. Dubai, Tokyo, Kanada, Avustralya’ya kadar çeşitli galeriler ile çalışmaktayım. Bordeaux’da yaz okulu ile birlikte bir sanat merkezi çalışması vardı. Orada çok boyutlu bir sanat aktivitesi var, sadece resimden oluşmuyor. Çin’de çok büyük çevre projeleri yapıyoruz. Bunlar dizayn ve çevre sanatı olarak adlandırdığımız büyük projeler. Başlayalı 2 yıl oldu, 3 yıl içinde de sonuçlanacak. Bunların dışında da dünyanın farklı yerlerinde özel projelere imza atıyorum.

Sanat sizin için ne ifade ediyor?
Sanat bir yaşam şekli… Olmazsa olmaz. Bana göre sanatın yokluğu felaket ile eşdeğer. Oksijensiz yaşamak gibi bir şey… Varlığından çok fazla haberdar olup, bu durumu sorgulamazken, yokluğunda benim için yaşam şansının olmadığı bir kavram.

Resimle ilgili ilk anınızı anlatır mısınız?
İlk anı derseniz, çocukluğuma girmem lazım. Çocukluğumdan hatırladığım, bir harman yerinde genellikle harman yaparlardı. Çamurla yer sıvarlardı sonra hasat oraya gelirdi. Çamur henüz kurumamışken 2, 3 dönümlük arazide elime bir çubuk alıp çizgiler çizerdim. Annemin de hatırlatmaları ile bu anımı hatırlıyorum. Sonrasında da yüzlerce anım var.

Dünyadan beğendiğiniz sanatçılar kimler?
Rönesans sanatçılarına büyük saygı gösteriyorum. Özellikle Antik Yunan, Roma Dönemi sanatçılarına büyük saygı duyuyorum. O dönem sanatçılarının hepsi beni ayrı ayrı etkiler. Günümüzde sanatın piyasanın etkisine girerek masumiyetini biraz kaybettiğini düşünüyorum. Sanatın bir yatırım aracına dönüşüyor olması beni düşündürüyor. Satılma endişesi ile değil de estetik endişe ile yapılan her sanat beni etkiler.

Çağdaş sanatın dünyadaki gelişimi için neler söylersiniz?
Türkiye’de ve dünyada çağdaş sanatın gelişimi benzer ancak dünyada daha bilimsel bir çerçeve içinde ilerliyor. Türkiye’de müzayedelere müdahale edilebiliyor, sanatçılar eser verebiliyorlar. Dünyaya baktığımızda orada ne sanatçılar ne de koleksiyonlerler müzayedelere müdahale ediyor. Müdahale sonucunda sanatın içeriği ve niteliği etkilenir. Sanatı takip edenler bu müdahaleler doğrultusunda olanı doğru anlayamayacakları bir hale getiriliyor. Bizde maalesef bir koleksiyoner piyasayı etkileyebiliyor. Oysa sanat bir piyasadan ibaret değil, tamamen estetik kavramlardan ibaret. Batıda estetik ve yeni kavramları hala dikkat çekiyor fakat Türkiye’de maalesef resim koleksiyonerleri çok fazla müdahale ediyor.

Genç sanatçılara tavsiyeniz ne olur?
Genç sanatçılar daha önceki dönemlere göre çok şanslılar. Galerilerden ve koleksiyonelerden ilgi var, çok fazla yarışma var. Kendilerini dünya ölçeğinde düşünmeliler. Sanatı aracı bir unsur olarak düşünmemeliler. Sanat bir yaşam şekli… Bu işe girdiklerinde son nefeslerinde de bu işi yapabileceklerini düşünmeliler. Bugünü, haftayı, yılı kurtarmak yerine kendi duygularını, izlerini yeryüzüne bırakmak üzere yola çıkmalarını tavsiye ederim. Olabildiğince özgür olmalarını ve dış müdahalelere aldırış etmemelerini öneririm.

Türkiye’de koleksiyonerlerin sayısı gittikçe arttı, bu konuda düşünceleriniz neler?
İnsanlar eserleri alıp depolara koyuyorlar. Bir eseri kilitlemek ve zamanla kâr etmeyi beklemek bana doğru gelmiyor. Koleksiyonerlik bu işin borsacılığını yapmak olmamalı. Dünyada koleksiyonerler eserleri müzelere bağışlayarak tekrar topluma sunarlar.

Önümüzdeki dönemde nasıl projeler olacak?
Bordeaux’da yaptığımız proje, sanat okulu 350 hektarlık bir alanda gerçekleşiyor olacak. Çin’de Lotus Bahçeleri ve özel ağaçlar ile uzaydan görülebilecek bir eser oluşacak. Suudi Arabistan, Seul, Moskova’da sergilerim olacak. Özbekistan ve Türkmenistan’da daha önceki sergilerim geziyor olacak. Beş Duyu Beş Olgu adı ile projelerim devam ediyor. Görme engellilerin de gezebildiği özel bir sergim var o da dünyayı dolaşacak. Sosyal sorumluluk alanında projelerim devam edecek.

Siz bir resim olsaydınız nasıl bir resim olurdunuz?
İnsanların kendini sorguladığı resimlerde doğum, aşk, kıyamet gibi unsurlar olur. Tüm bunların içinde benim ilgimi çeken son nokta oluyor. İçinde olmak istediğim tablo cennet olurdu. Bütün insanlığın ifade ettiği son nokta cennet… 2. yüzyıldan günümüze her zaman bir cennet tasviri var. İnsani erdemi sorgulamak isterim.