BAŞKA BİR DÜNYANIN TASVİRİ: BİHZAD

Aslımızı yitirdiğimiz için kendi sanatlarımızı bile yabancıların verdiği isimlerle çağırıyoruz. Hat yerine kaligrafi, tasvir yerine minyatür diyoruz. Halbuki kelimelerin de birer şahsiyeti olduğunu unutuyoruz. ‘Hat’ kelimesindeki açık seçiklik, kesinlik ve güç; ‘kaligrafi’ kelimesinin girift ve loş havasına uymuyor. Hat mesela mimaride en çok camilere yakışır; çünkü cami gibi hat da güneşlidir. Kaligrafinin ise kendi gibi kasvetli ve karmaşık yapılara yakıştığına şüphe yoktur.

‘Tasvir’ ile ‘minyatür’ kelimelerinin hikayesi de farklı sayılmaz. Tasvir ne kadar ferah ve sade ise minyatür de o kadar küçük ve beceriksizdir. Zaten kökenine bakılınca minyatürün Rönesans İtalya’sında Latince kitaplarda kullanılan küçük illüstrasyonlara verilen ad olduğunu görüyoruz. Tasvir ise görselleştirme, resme aktarma, görünür kılma gibi anlamlara sahip. Bir şeyi tasvir ederek, onu gözün algılayabileceği hale getirmiş olursunuz. Bunun için de bir şeyi iyice anlattığımızda onu kelimelerle tasvir etmiş oluruz. Yani minyatür küçültmeyi, tasvir ise aksine daha bir gözle görülür hale getirmeyi amaçlar diyebiliriz rahatlıkla.

Tasvir yasak mı?
Şimdi gelelim İslam tasvir sanatına ve musavvirlerin en büyüğü olan Kemaleddin Bihzad’a…

İslam’da tasvir yasağı; hakkında kitaplar yazılan ama tevatürü bilgisinden çok olan bir konu. Biz tevatürü bırakıp bilgi kısmını özetleyelim: İslam’da tasvirin yasak olup olmadığına dair üç yaygın görüş var. Birinci görüş; İbn Abbas, Ebu Hureyre gibi sahabelerden rivayet edilen bazı hadis-i şeriflere dayanarak, sureti ve gölgesi olan her varlığın tasvir edilmesinin yasak olduğunu ileri sürer. İkinci görüş; söz konusu hadislerin sıhhatini sorgularki aklı başında hiç kimse bu görüşü kabul etmez çünkü bu hadisler sahihtir. Üçüncü görüş; ki İslam tasvir sanatının özü itibariyle dayandığı görüş budur, inanç ve ibadete konu olmadığı sürece tasviri serbest bırakır. Özetle put yapmıyorsanız ve Müslümanın ibadetine mani olmayacaksa, tasvir-nakış yapmanızın bir sakıncası yoktur.

İslam’da tasvir, Emevilerin yaptırdığı mimari eserlerde duvar resimleri ve kabartmalar şeklinde ortaya çıktı. Bunlar Helenistik tarzda, yer yer cinselliğe kayan son derece serbest şeylerdi. Bu yüzden de Emevi saray hayatının dışına fazla çıkmadan harap olup gitti. Müslümanların Helenistik natüralizm ve serbestliği benimsemesi mümkün değildi.

Tasvir ya da nakış denilen İslam resim sanatının asıl doğuşu Abbasi döneminde önce ilmî, sonra edebi eserlerin resimlenmesiyle başladı. Grekçeden tercüme edilen tıp kitaplarına çizilen basit, tek renk illüstrasyonlar yüzyıllar içinde renkli, detaylı, tezhipli tasvire dönüşecekti.

Bir sanat başkenti: Herat
Irak-Abbasi resimli kitap geleneğiyle Orta Asya-Uygur duvar resmi geleneği İlhanlılar ve Timurlular dönemlerinde İran’da kaynaştı. Herat, Tebriz ve Şiraz’ın saraylarında pek çok sanatı birden icra eden küçük birer sanatçı ordusu istihdam ediliyordu. Bu şehirlerin her biri kendi üslubunu sürdürdüğü için, bugün birer sanat okulu olarak anılıyor.

Timurluların son, Safevilerin ilk çağında yaşayan Bihzad adında yetim bir nakkaş, bu sanatı zirveye taşıyacaktı. Bihzad’ı şahsen ne kadar az tanıyor, hayatı hakkında ne kadar az şey biliyorsak; eserlerini de o kadar iyi biliyoruz. Bugün Bihzad’a ait pek çok eser Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunuyor. Bihzad’ın kesin doğum tarihi bilinmemekle birlikte, 1450’de doğduğu yaygın olarak kabul edilir. Yetimdi. Mirek Nakkaş adında önemli bir sanatçının koruması altında yetiştiği, büyük Türk şairi Ali Şir Nevai’nin yakın dostu olduğu söylenir. Bihzad’ın yetişme çağında Herat hakimi meşhur Hüseyin Baykara’ydı. Baykara sanatçı ve edebiyatçılara sağladığı himayeyle tanınır. Herat, 15. yüzyılın ikinci yarısında bir sanat-edebiyat cennetiydi. Ali Şir Nevai doğu Türkçesiyle birer zirve olan eserlerini verirken meşhur kitaphane de, birbirinden güzel resimli kitap üretimini doruğuna çıkarmıştı.

İşe yetim bir çırak olarak başlayan Bihzad, Safeviler Herat’ı ele geçirdiğinde Baş Nakkaş olarak çalışıyordu. Safevi döneminde yaşı nedeniyle fazla verimli olmadı; zaten o dönemden kalma tasvirleri de pek yoktur. Herat Okulu’nun da Bihzad’ın da altın çağı Hüseyin Baykara himayesinde eserler verdiği Timurlular dönemidir.

Yavuz’la Şah İsmail’in paylaşamadığı adam
Gelibolulu Mustafa Ali’nin naklettiğine göre, Yavuz Sultan Selim Çaldıran Ovası’nda Şah İsmail’i bozguna uğrattıktan sonra, meydan harbinden evvel Bihzad’ı bir mağaraya saklamış olan Şah, ricat sırasında uğradığı mağarada Bihzad’ı bulunca Allah’a hamdeder. O çağda şahlar ve sultanlar arasında muharebe meydanlarında olduğu gibi şair ve sanatçıları kendi saraylarına çekme konusunda da ciddi bir rekabet vardı. Mustafa Ali’nin hikayesi, Bihzad’ın nakkaş olarak ne kadar önemsendiğini gösteren bir işaret sayılabilir. Kaldı ki Şah İsmail, aynı yıl büyük nakkaşı alıp Tebriz’e götürmüştür.

Bihzad’a kadar iki üslup vardı
Tasvir veya hurde-nakş denen İslam resim sanatında,Bihzad’a kadar iki büyük üslup söz konusudur. Birincisi, Bağdat veya Selçuklu üslubu olarak isimlendirilen, Arap-Türk birleşimi diyebileceğimiz, detaysız ve simgesel yanı ağır basan, hareket hissi vermeyen, sade ve olgun tasvir üslubudur. İkincisiyse doğa ve dekorasyon unsurlarına daha az önem veren, insan yüzünü ise hem detaylı çizen hem de insanları hareket halinde resmeden, gerçekçi denebilecek bir perspektif sunan Moğol üslubudur ki İlhanlılar himayesinde gelişmiştir.

Moğol üslubundaki gerçekçilik eğilimi kısa sürdü, simgesellik 14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yeniden hakim olmaya başladı. İlhanlılar dönemine göre İran nakkaşları Timurlular ve Safeviler döneminde figür ve perspektiften ziyade dekorasyon ve süslemeye daha çok önem vermeye başladılar.

Bihzad’la bu yeni üslup zirvesine vardı. Bihzad üslubunu başlı başına bir okul olarak düşünmek mümkündür. Bihzad’ın nakşı, ahenkli bir çoğulluk olarak karakterize edilebilir. İlk bakışta renk cümbüşünü andıran bu nakışlar yakından bakılınca renklerin detayda ne kadar ustalıklı ve incelikli biçimde kullanıldığı görülür. Moğol üslubunun epik karakterine nazaran Bihzad için lirik demek mümkün. Çoğunlukla şiir kitaplarını resmettiğini de hatırlatalım. Bihzad minyatüre zarafet getirdi. Moğol üslubundaki gerçekçilikten esinler alarak bunu Bağdat üslubunun simgeselliğiyle birleştirdi. Ortaya hareket içeren canlı tasvirler çıktı. Özellikle savaş tasvirleri görülmeye değerdir.

Sanatının etkisi yüzyıllar süren Bihzad, 1535 veya 1536 yılında Tebriz’de hayata gözlerini yummuştur.