BELİRSİZLİKLER İÇİNDE RENKSİZ TSUKURU TAZAKİ’NİN HAYATI

Haruki Murakami’nin açık, sade ve net bir anlatımı tercih ettiğini görürüz romanlarında. Daha doğrusu anlatımda Haruki Murakami gerçekçidir bile diyebiliriz. Fakat konusu itibariyle düşündüğümüzde aynı açıklık söz konusu değildir. Özellikle neden-sonuç ilişkisini kurarken o, Dostoyevski-Kafka karışımı belirsizliklerden olabildiğince çok faydalanır. Bu belirsizlikler olay örgüsünün merkezini oluşturur. Bir nevi Murakami nedeni bilinmeyen olayların sonuçlarını; kişiyi nereye, hangi tür düşünce ve davranışlara sürüklediğini anlatır.

İki belirsizlikle karşılaşırız ‘Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları’nda (Doğan Kitap, 2014). Birincisi; Tsukuru’nun lisede okurken birlikte hareket ettiği, yardım kuruluşlarında gönüllü olarak birlikte çalıştığı, beş kişilik arkadaş grubundan neden dışlandığıdır. İkincisi; Yuzuki’ye ne olduğudur? Belirsizlik Murakami’nin okuyucuyu romanın içinde tutma yöntemidir. Aslında onun anlattığı şeylerde herhangi bir enteresanlık yoktur. Buna rağmen romanı okurken hiç sıkılmayız. Çünkü Tsukuru dışlanmışlığa ve yalnızlığa maruz kalmıştır. Neden? Roman boyunca diri tutulan bu sorunun uyandırdığı merak, sıradanı sıra dışı yapmaya yetmektedir. Tsukuru neden dışlandığını bilmez, fakat dışlanmışlık onda ölüm isteği uyandırır. Ölüm isteğinin altında yatan duygular ise kendini değersiz ve istenmeyen biri olarak görmektir.

Yazarda klasik yöntemlere rastlanmaz
Murakami ilk düğümü çözer, okuyucuyu bıktıracak düzeyde meseleyi uzatmaz. Fakat ikinci düğümü olduğu gibi bırakır. Öyle olduğundan roman okunup bitirildiğinde okuyucuda boşluk duygusu oluşur. Murakami’nin büyük ihtimal yapmak istediği şey de buydu. Okuyucu içinde oluşan boşluk duygusuyla birlikte Tsukuru’nun yaşadıklarını anlayacaktır. Murakami’nin romancılık gücü aranacaksa, burada gizlidir. Onda tek bir belirsizlik üzerinden romanı kurgulayıp, onun çözülmesiyle bitirmek gibi klasik yöntemlere rastlanmaz. Ya da mutlu veya mutsuz sonla biten macera, polisiye romanları yazmamış Murakami. Onda Kafka’nın ‘Dava’sında olduğu gibi her şeyi belirsizlik içinde bırakmak da yoktur. Bir belirsizliği çözer, ondan başka bir belirsizlik çıkarır ortaya. Bu şekilde okuyucusunu romanın başına gitmeye zorlar. Ya da kitap bittiğinde anlatılan karaktere dönüşür okuyucu. Çünkü ancak romanın sonunda bütünüyle okuyucuyla karakterin özdeşleşmesi mümkün olur.

Böyle söylüyoruz ama romanın birçok yerinde kendimizi ister istemez Tsukuru’nun yerine koyuyoruz. Murakami herhangi bir simgeselliğe kaymadan, insanların ortak tecrübelerinden yola çıkarak anlatımını güçlendirmiş. Ya da Murakami hayatın içindeki büyüsel olanı yakalamıştır ‘Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları’nda diyebiliriz. Bunu soğukkanlı bir şekilde, hiç de roman teknikleri arasında bocalamadan, ortaya karma bir teknik çıkarmaya da çalışmadan, sırtını dilsel oyunlara da dayamadan gerçekleştirmiştir. Okuyucu kolayca romanın içine girebilmekte, karakterlerle birlikte düşünmektedir. Bu da Murakami’nin Kafka’dan uzaklaşıp, Dostoyevski’ye yaklaştığı noktadır.

Tsukuru’yu harekete geçiren şey Ely’ye duyduğu aşktır. Ely ondaki kırgınlığı, pasifliği, boşluğu ve insanlara dönük kendiliğinden gelişen mesafe alışı fark etmiştir. Kitap aşkın, pasif bir insanı yeniden nasıl hayata döndürdüğünü, ona gereken cesareti nasıl verdiğini göstermesi açısından da ilginçtir.