BİBERİ ACI, VAATLERİ TATLI BİR KENT: ŞANLIURFA

BİBERİ ACI, VAATLERİ TATLI BİR KENT: ŞANLIURFA

Urfalı cömerttir. Komşusuyla, çay, şeker, tuz, neyi varsa, hepsini paylaşır. Ama büyük zahmetlerle evinde yaptığı isota gelince, gözünü kırpmadan, ‘valla kurban, az bişey kalmıştı, onı da kifte (çiğ köfte) yaptığ kalmadı, kusura bakma’ cevabını verebilir. Evlerin camlarında hep aynı yazı: Bu evde biber çekilir. Urfalı için biber önemlidir. Makbul olan ev isotudur ve yapması hiç de kolay değildir. Her yerden biber alınmaz, her evin biberi de yenmez. Koca İsotçu Pazarı, çiğ köfteye hizmet eder. Yukarıdaki satırlardaki gibi, türküler Urfa’nın çiğ köftesine değinmeden edemez.

Kutsal ve huzurlu
Etrafına huzur veren bir göl kenarında beslenen kutsal balıklar, güneşin taşlarına altın renk verdiği serin camiler, minarelerin etrafında uçan güvercinler, kokulu gül bahçeleri, bir mağaranın duvarlarında yankılanan dualar… Kutsal bir havası var… Şanlıurfa, Mezopotamya’nın en eski yerleşimlerinden. Tek tanrılı dinler ile çok tanrılı dinlerin önemli merkezlerinden biri. Müslüman, Musevi ve Hıristiyanlar’ın, birlikte sahip çıktıkları, ayrıcalığı olan bir kent. Bu üç din tarafından da tanınan Hz. İbrahim’in burada doğup yaşadığına inanılması, Urfa’nın bu dinlerin toplulukları tarafından kutsal sayılarak ziyaret edilmesinin en önemli sebebi. Hz. Eyyüp, Hz. Şuayp, Hz. Elyasa gibi peygamberlerin yaşadığı Urfa, ‘Peygamberler Kenti’ olarak anılıyor.

Osmanlı geleneğine açılan kepenkler
Eski bir gelenektir; her sabah saat altıda, esnaf, Sipahi Pazarı’nın kapısında toplanır ve kepenklerini açmadan önce dua eder. Kepenkler açılınca, İsotçu Pazarı, Gümrük Hanı, Kürkçü Hanı, Aşağı Çarşı, Tütüncü Pazarı, Kazzaz (Bedesten), Hüseyniye, Sarraç, Attar, Boyahane, Keçeci, Kavafhane gibi asırlık isimlerini hâlâ taşıyan birçok çarşı hareketlenir; demirciler, bakırcılar, ikinci el elektronik eşya satanlar, lokantacılar, patronlar, çıraklar iş başı yapar. Osmanlı’dan kalma bir ticaret merkezi Urfa Çarşısı. İçiçe geçmiş çarşıları, birkaç metrekarelik dükkanları, emektar esnafı ve atmosferiyle, Anadolu’nun en ünlülerinden.

Gümrük Han
Tarihi Urfa’nın kalbi, 16. yüzyıla ait bir kervansaray olan Gümrük Hanı’nda atar. Bir tarafta avludaki kıraathanenin kürsülerine oturmuş, bu egzotik ortamın sarhoş ettiği turistler, diğer tarafta sardığı tütünü, tavla oynarken keyifle tüttüren ve mırra içen Urfalı erkekler… Bir tür kıraathane pazarıdır burası. Bir milyara kadar alıcı bulabilen tesbihler, fiyatı 150 milyona varan Van yapımı, gümüş tütün tabakaları, antika saatler, yüzükler masaların üzerine, çayların yanına dizilir ve alıcı bekler. Gümrük Hanı’nın üst katı ise başka bir dünyadır. Çocuklar dikiş diker, genç delikanlılar pantolon ütüler, herkes öğle vakti yere gazete açıp fırından yeni çıkmış tenceredeki patlıcan kebabını paylaşır.

Hüseyniye Çarşısı
Buranın bakırları, siyahlaşmış tonozlu taş handan içeri süzülen ışığın altında dövülür. Çobanlar ve Araplar, soğuktan korunmak için, Kürkçü Hanı’nda aba yaptırırlar. Zikr edenlere, mevlud okuyanlara oğlak derisinden def, çocuklara oyuncak, davulculara gerçek davul satılır. Tezgahlarda hiram dokunur. Kavafhane’deki onlarca Singer’de, kumaşını getirene şip şak pantolon dikilir. Kadınlar, Suriye ve Uzakdoğu’dan gelen renkli, simli parlak kadifelere hayranlıkla bakarlar. Anadolu ile Arap Yarımadaları’nı birbirine bağlayan geçiş yolları üzerindeki Urfa’ya köylerden alışveriş için gelen kadınların Arap ipeğinden giysileriyle yüzlerindeki dövmeler, dikkat çekicidir.

Kuşçu olan adamdır
Urfalı genç ve orta yaşlı erkeklerin çoğu, her hafta birisinin evinde, Sıra Geceleri düzenler, dertleşir, çalıp söyler. Erkeklerin bir başka özellikleri de gökyüzüne bakarak yürümeleridir. Kentin minarelerinin arasından gruplar halinde süzülen güvercinleri seyrederken, akıllarından bir an önce eve varıp, terastan kendi kuşlarını uçurmak geçiyordur. Urfa’nın en tedavi edilemez hastalığıdır, kuşçuluk. ‘Kuşçu olmayan adamdan sayılmaz’ derler buralarda. Erkek çocukları, kuş alıp satarak büyür. Havada uçuşan tüylerin arasında ilerlerken, Kuşçu Pazarı’na geldiğinizi anlarsınız. Dükkanlar, bu işin ticaretini yapar, güvercin alır ve satarlar.

Arşınlayarak Urfa 
Ulu Camii, Şanlıurfa Kalesi, Halil-ür Rahman (Balıklıgöl), Rizvaniye Camii, Halil- ür Rahman Camii, Ayn Zeliha Gölü, Urfa turunun olmazsa olmazlarıdır. Ancak kenti gerçek anlamda gezmek isteyenler için, iki anahtar kelime daha var: Eski sokaklar ve çarşılar… Buralarda kutsal sazanları beslemek için yarışan turistlere değil, daha çok Urfa’nın geçmişine tanık olmak isteyenlere rastlarsınız. Camilerin, muhteşem taş işçiliğinin görülebildiği konakların ve yok olmanın eşiğindeki zanaatlerle, köhne ama ruhu olan hanların arasında dolaşmak, eski bir mahalledeki bir fırında tepsi tepsi patlıcan kebabı pişirildiğini görmek ya da evlerin damlarından uçurulan güvercinlerin kentin minareleri arasından süzüldüğünü seyretmek, daha eti kemiği olan bir Urfa’yı tanımanızı sağlayacaktır. İşte o zaman Urfa’nın biberi acı ancak vaatleri tatlı bir kent olduğunun farkına varacaksınız.

ÇARŞI-PAZAR
Çarşılar Urfa’nın ruhu; Gümrük Hanı, İsot Pazarı, Kazzaz (Bedesten) Çarşısı, Hüseyniye Çarşısı, Sipahi Çarşısı, Kürkçü Pazarı ve Kuşçu Pazarı…

FOTOĞRAF NOKTASI
Camiler ve göllerle birlikte kent manzarasını seyretmek için Urfa Kalesi’ne yapılan 15 dakikalık tırmanışa değer.

GÖRÜN
Arkeoloji Müzesi’nde, Neolitik ve Tunç dönemine ait taş ve pişmiş toprak eserler sergileniyor.