Bilgeleriyle yükselen kent: Milet

Bilgeleriyle yükselen kent: Milet

M.Ö. 494… O çağın dillerden düşmeyen Lade Adası Savaşı sonucu Miletliler Persler’e yenilir ve toprakları Persler ile Karyalılar arasında bölüşülür. Ünlü şair Phrynikhos, bu savaştan öylesine etkilenir ki “Miletos’un Darius tarafından Zaptı’’ adlı bir trajedi yazar. Herodot’un anlattığına göre; piyes oynanırken, halk gözyaşları içinde kalır. Böyle bir acıyı yaşattığı için şair bin drahmi para cezasına çarptırılır ve trajedinin bir daha sahnelenmesi yasaklanır.   

Bilgelerin kenti

Milet, her biri bir donanma için yeteri kadar geniş, dört limana sahipti. Bu limanların getirdiği zenginlik, birçok koloni kurmalarını sağlamıştı. Milet tarihte, sadece denizci bir ulus oluşu, Latmos Körfezi açığındaki Lade Adası bozgunu ile değil zenginliği, bilgeleri, Milet Okulu ve sanat eserleri ile de iz bıraktı. Strabon’un yazdıklarına göre; Milet’de ünlü kişiler yetişmişti. Mesela dünyanın yedi bilge kişisinden biri olan, Grekler’de matematik ve doğa felsefesi bilimini başlatan Thales. Thales, M.Ö. 585’te (5 Mayıs) güneş tutulmasını tam bir yıl öncesinden hesaplar. Bu bilimsel saptama daha sonra İslam dünyasında Araplar, İranlılar ve Türkler’i etkiler. Avrupa’da ise ancak Rönesans çağında, daha sonraları da 19. yüzyılda bilimin temelini oluşturur. Thales, kendini doğanın, suların gizemini araştırmaya adamış bir bilge. Güneş tutulmasını günümüzden 2600 yıl öncesinde hesaplar. Bir gün, dairenin içine dik üçgen çizmeyi başarır, bir başka gün Mısır piramitlerinin yüksekliğini ölçer.

Zeytinden zenginliğe

Bir gün, ‘’kendini tanımanın erdemi’’ni düşünürken yanına biri yaklaşır. Köylü keyiflidir, üstelik bilgelik lafına da kızmaktadır. Gülümseyerek sorar: ‘’Bu kadar akıllıysan neden fakirsin?’’. ‘’Zenginliğin böylesi kolay’’ diye yanıtlar Thales. Astronomi bilgisi sayesinde gelecek yıl zeytinlerin bol olacağını tahmin eder. Çevrede ne kadar zeytin presi varsa kiralar.

Gerçekten de bir yıl sonra zeytin çok bol olur, dallar salkım saçak zeytin doludur. Ancak pres makinesi kalmamıştır çünkü tümümü Thales kiralamıştır. Zeytinyağı elde etmek için herkes Thales’e başvurduğundan bilge çok para kazanır. Thales ona soru soran Miletli köylüyü çağırır ve noktayı koyar: ‘’Bilim adamı da para kazanabilir ama asıl amaç o değildir.’’

Barış getiren karanlık

Yine Herodot’tan asırlarca aktarılan bir anekdot; Lidyalılarla Medler arasındaki savaş beş yıl sürer. Savaş eşit koşullarda ilerlerken, altıncı yılda bir çatışma sırasında ve ortalığın en karıştığı sırada gündüz birden yerini karanlığa bırakır. Lidyalılar ve Medler gün ortasında birden gece olduğunu görünce savaşı keser ve hemen bir barış sözleşmesi yaparlar. Oysa Miletli Thales bu güneş tutulmasını yılına, gününe kadar çok önceden İyonyalılar’a bildirmiştir. İskender’in gelişiyle ve sonra Roma devrinde, kent gelişir. Izgara planı ortaya atan, kent planlamacısı Hippodamus da buralıdır. Bizans devrinde, Milet düşüşe geçer. Yine de İstanbul’daki Ayasofya’nın mimarlarından biri olan İsidoro’nun buralı olması, tekrar kentin adının anılmasını sağlar. Türk akınlarıyla gelen ve usta denizciler olarak tanınan

Menteşeoğulları buraya yerleşirler. Tiyatrodan da görülebilen, bitkilerle örtülü, kiremit kubbeli İlyas Bey Camii ve Menteşeoğlu Hamamı, o dönemden kalma.

Limanların sesi

İzmir’e 1.5 saat mesafedeki Milet’i yoldan gördüğünüzde, bir ihtimal, “Yine mi bir tiyatro!’’ diyeceksiniz. Ancak Milet (Miletos) size bunu dedirtmeyecek zenginlikte bir antik kent. Ziyaretçi genelde, sadece tiyatroyu gezer. Ancak Milet çok önemli olan, biri zor diğeri kolay gezilebilen kalıntılara sahiptir. Tiyatronun sağındaki basamaklardan çıkınca, kemerli bir kapıya gelinir. Kemerin içinden geçince, tiyatronun dışına çıkılır. Karşıda, epey uzakta Eski Liman ve kent kalıntıları var. Yağışsız bir mevsimde, limana kadar uzanan patikalar, sizi kentin ilk yerleşiminin olduğu yere götürür. Limanlardan biri adını, her iki yanında bulunan aslan heykellerden alıyor. Bu aslanlardan biri, kırık da olsa, sazlıklar arasında, Menderes Nehri’nin meydana getirdiği bataklığa gömülü. Milet’in sembolü olan aslan, sikkelerde de vardı. Antikçağ’da, ticarette karayolu taşımacılığının, denizyolu taşımacılığından daha pahalı olduğu göz önüne alınırsa, dört limanlı Milet’in, zenginliğinin kaynağı daha açıklığa kavuşuyor. Liman, gemicilerin, işçilerin, hamalların ve mal getiren öküz ve at arabalarının gürültüsüyle çok canlıydı. Ayrıca, tüccarlara, uzun yolculukları için, para temin eden bankerler de buradaydılar. Ayrıca limanın çevresinde, mallar için depolar, yazıhaneler ve borsalar vardı. Bunlardan biri zeytinyağı borsasıydı. Aslanlı Liman’dan kente girilince, çarpıcı Tören Yolu, Didyma’daki Apollon Tapınağı’na kadar giden kutsal yolun başlangıcıydı.

Bir mühendislik dehası

Milet’in Greko-Romen tarzda yapılmış tiyatrosu, bir mühendislik ve mimari dehayı gösterir. Adını verdiği limana sırtını dayayan, en üst basamaklarında, kentin surlarıyla iç içe olan tiyatro, 15 bin kişilikti. En üste çıkıp, sur duvarlarının arkasından, vadinin 360 derecelik manzarasını ve antik kentin tamamını görebilirsiniz. Buradan aynı zamanda, 1 km mesafede, Miletliler’in Persler’e karşı verdiği savaşın yer aldığı ve eskiden bir ada olan, ancak bugün büyük bir kaya şeklindeki Lade Adası da görünüyor. Tiyatroda gözünüze ilk çarpacak olan, üzerinde biri lir çalan iki griffin kabartmasının bulunduğu bir taş blok. Ön sıranın ortasındaki iki sütun, bir zamanlar imparator locasının gölgeliğini taşırdı. Sıralardaki bazı yazılar, yerlerin kime ait olduğunu gösteriyor.

Taş işçiliği dikkat çekici

Tiyatronun 200 metre güneyinde, çalılara bürünmüş, 15. yüzyıla ait İlyas Bey Camii, Menteşe Beyi İlyas Bey’in Timurlenk’in tutsaklığından kurtulması üzerine medrese ve camiden oluşan külliyenin bir parçası olarak yaptırılmış. Toprak bir patikayla varılan, sakin ve dingin bir bahçe içindeki bu az ziyaret edilen cami, aslında tiyatro ve hamamların yanı sıra, Milet’in en güzel yapısı. Antik kentin taşlarıyla yapılmış olan caminin, renkli taşlı ve büyük kemerli taç kapısı ilk anda insanı etkiliyor. 1955 yılında, minaresi yıkılmış, 58’de de onarım görmüş. Burası, turist kalabalığından uzak olduğundan, özellikle akşamüstü güneş caminin cephesini dramatik bir şekilde aydınlattığında, görmeye değer. İçeri de dışarısı kadar zengin bir taş işçiliğine sahip. Mermer mihrabı ve pencereleri çevreleyen kitabelerle süslemelerin ustasını takdir etmeden geçemeyeceksiniz. İlyas Bey Camii’yi geçince, sağdaki Milet Müzesi’ne kayıtlı tam 16 bin eser var. Kapalı alanda, Milet Antik Kenti, Priene Antik Kenti ve Didim Apollon Tapınağı buluntularının yanı sıra Menteşeoğulları Beyliği’ne tarihlenen İlyas Bey Camii’ye ait eserler, Arkaik döneme ait mezar stelleri ve bitmemiş heykel grubu sergileniyor.