Bir İstanbul Beyefendisi: Asaf Hâlet Çelebi

Bir İstanbul Beyefendisi: Asaf Hâlet Çelebi

Her şeyden önce, Asaf Hâlet Çelebi ilgi çekici bir şahsiyet. Kendi döneminde de ilgiyi üzerine çekmeyi başarmış. Başarmış derken, bunun için ayrı bir çaba harcamış demek istemiyorum.

O, zaten en doğal haliyle ilgiyi üzerine çekmektedir. Şiiri de aynı şekilde ilgi çekicidir. Çok tartışılmış, konuşulmuş, dolayısıyla okunmuş ve üzerinde düşünülmüş bir şiirdir, Asaf Hâlet Çelebi’nin şiiri. Çünkü Çelebi’nin şiirleri, her ne kadar bazılarınca dalgaya alınmak istense de, hiç kimse tarafından görmezden gelinememiş. Sağlam, belli bir felsefesi olan, farklı bir üslup ve estetikle kendini sunabilen, kendini okutan ve sesli okunduğunda da dinletebilen bir şiirdir, Çelebi şiiri.

Fakat maalesef bu kadar ilginç, merak uyandıran, ilgi çeken bir şairimizle ilgili elimizde fazla belge yok. Keşke kendi hayat hikâyesini de yazsaydı Çelebi. O zaman belki de hiçbir şeye ihtiyaç duymadan, sadece onun hatıratını okuyarak, onun şahsiyetine ve şiirine yaklaşabilirdik. Elimizde olan; o derinlikli denemelerinde, zaman zaman kendinden bahsettiği cümlelerdir. Beşir Ayvazoğlu, Çelebi’nin biyografisini yazarken bu bilgi kırıntılarıyla yetinmemiş tabii. Yetinmemesi de normal. Çünkü denemelerdeki anı kırıntılarından bir Çelebi portresi çizmek zor, hatta imkansız. O yüzden Ayvazoğlu He’nin İki Gözü İki Çeşme’de (Kapı Yayınları) Çelebi’nin yaşadığı döneme gider, o dönemde yayımlanan dergi, gazete ve kitaplara yoğunlaşır ve görür ki Çelebi denince çokça yapılan polemikler, mizah yazıları ve alaya almak için çizilen karikatürler vardır. Çelebi’nin hal ve hareketleri, kıyafetleri, konuşma şekli, teatral şiir okuyuşu, şiir görüşü, şiirlerinde kullandığı kelimeler bolca hicvedilmiş. Çelebi bütün hicivlere cevap verme gereği duymamış.

Çelebi temiz kalpliliğiyle dikkat çekiyor. Hesapsızlığıyla… Kin tutmayışıyla… Bu, onun öfkelenmediği, düşman edinmediği, birilerinden nefret etmediği anlamına gelmiyor. Fakat temelde onun insana ve insanlığa dönük nefretiyle karşılaşmıyoruz. Onu sinirlendiren; bayağılık, ikiyüzlülük ve bozulmuşluktur. Şahıslardan ziyade fiillere sinirlenir. Öfkelendiğinde ve eleştirdiğinde şahısları değil onların yanlış fiillerini hedef alır. Aslında zararsız, kötülük düşünmeyen biridir Çelebi. Çocukça bir saflık ve temizliktedir. Buna şairce bir saflık ve temizlik de diyebilirim. Çelebi, hayatı boyunca şair gibi yaşamış, düşünmüş, yazı yazmış, çalışmış ve aşık olmuş. Onda başka bir meziyet aramamıza gerek yok. Şairliği ona yetiyor. Fakat biz aramasak da, onda çok meziyet var.

Doğu kültür ve dinlerine dönük muazzam bir birikime sahip. 1940’larda Hinduizm, Budizm gibi konularda kalem oynatan, tek tük yazarlardan birisi kendisi. Bununla birlikte Mevlana ve Mevlevilik denilince de ilk akla gelen isimlerden. Ayrıca divan şiiri uzmanı. Şeyh Galip’i onun gibi değerlendirebilen, inceleyen ve anlatan ikinci bir şair veya akademisyen yoktur sanırım. Çelebi’nin Fransızcası da çok iyidir. Mevlana’nın rubailerini Fransızcaya çevirir. Kısacası, kendi döneminde de Çelebi, bir kitap kurdu olarak tanınır. Koltuğunun altında mutlaka birkaç kitap bulunur.

Çelebi’yi yakından tanımak için, ilk önce onun şiir ve yazılarını, sonra da Beşir Ayvazoğlu’nun He’nin İki Gözü İki Çeşme’yi okumalıyız. Çünkü bunlar birbirini tamamlayan ve açıklayan eserlerdir.

Yazarın Kitaplığı

– Walter Benjamin, Radyo Benjamin, Metis Yayınları

– Süleyman Unutmaz, Köpeklerin Kalbi, Ketebe Yayınevi

– José Saramago, Kopyalanmış Adam, Kırmızı Kedi Yayınevi

– Feyza Perinçek, Nursel Duruel, Şairin Hayatı Şiire Dahil, Can Yayınları

– Ramaray Hakdan Agun, Hikayelerle Yaşama Sanatı, Yoga-Yaşam Bilimi ve Kültür Derneği Yayınları