Bir Kumtaşı Mucizesi: Petra

Bir Kumtaşı Mucizesi: Petra

Renklerden renk beğenin! Bahsedeceğimiz yer, yeryüzünün sadece en heyecan verici coğrafyalarından biri değil aynı zamanda güneşin açısına göre renkten renge; kırmızı, turuncu, sarı ve pembeye dönüşen, göz kamaştırıcı bir kumtaşı kent, yani Petra…

Ürdün’ün turizmdeki en büyük cevherlerinden olan Petra Antik Kenti, yumuşak kayalıklara saraylar, tapınaklar, mezarlar, depolar ve ahırlar oyan, M.Ö. 4. yüzyıl ile M.S. 1. yüzyıl arasında, etkisi bölge genelinde hissedilen, kısa ömürlü ancak varlıklı Nebati Krallığı’nın eseri.

İki gün ayırın

2007 yılında “Dünyanın Yeni 7 Harikası” listesine giren bu gizemli kent, bugün sağır sultanın bile duyduğu, çok az tanıtıma gerek duyulan bir Unesco Dünya Mirası… Petra görülmeden Ürdün seyahatinin yarım kalacağını söylemeye bile gerek yok belki ancak buraya yapılacak bir gezinin en az iki günü hak ettiğini de eklemeli. Çünkü Petra’yı bir günde gezmeye çalışmak fiziksel olarak zorlayıcıdır. Mesafeler uzun, iklim sert ve açık alanlarda yüksek yerlere tırmanmak dayanıklılık gerektirir. Hemen gözünüz korkmasın, Petra’yı görmek için dağcı olmak değil biraz hazırlıklı olmak gerekiyor. İdeali, bir gün boyunca belli başlı anıtları keşfetmek, ikinci gün ise bu dünya harikasının görkemini daha iyi sindirebilmek için… İşte Petra rehberiniz…

Kayıp kenti bulun

Petra Arkeoloji Parkı’nın tamamı yaklaşık 264 kilometrekarelik bir alanı kaplıyor. Kent merkezi ise sadece 6 kilometrekare. Deve, eşek ya da at sırtında gezmek mümkün olsa da Petra’nın derinliklerine inmek ancak yürüyerek mümkün. Eşine az rastlanır bir antik kent burası. Rüzgar, doğanın kalbinden kendine yol bulmuş adeta. Issız kanyonlar, petek şekilli mezarlar, gerçekten de başka bir zamana ve gezegene taşıyor sizi. Dar yarıklardan, kanyonlardan ulaşılan alan, birçok dağa yayılarak konumlanmış. Antik kent yer yer kuru dere yataklarında da uzanıyor. 19. yüzyıla kadar Petra, sadece göçebe Araplar’ın bildiği kayıp bir şehirdir. 1812’de İsviçreli kaşif Johann Burckhardt, kayıp antik kent söylentisiyle yola düşerek burayı yeniden keşfeder.

Gündoğumuyla başlayın

Gün doğumuyla birlikte harekete geçmek Petra’nın en özel manzaralarını görmek demektir. Henüz turistlerin çoğu ve at, eşek kiralayanlar ortaya çıkmamıştır. Çöl toygarı sessizliğe hakimdir. Sağda eski tanrılardan, solda mezarlardan geçilir ve yol yarı karanlığa girer. Burası, Siq olarak bilinen dar geçittir. Bu karanlık ve dar geçit, ziyaretçileri, Petra’nın tapınak ve diğer alanlarına, kırmızı taş duvarlar arasından götürür. Bu karanlık, kutsal koridor, şafak vakti soğuktur ancak detayları gözden kaçırmamak gerekir; kayadan filizlenen bir incir ağacı tepeden devam eden antik su kanalı, asırlık kutsal noktaları işaret eden adak mabetleri…

Unutulmaz anı yakalayın

Petra’da yaşayacağınız en unutulmaz anlardan biri, Siq kıvrılarak güneş ışınlarına kavuştuğunda, Hazine’nin karşınıza çıktığı andır. Petra’daki Hazine, dünyanın en ikonik yerlerinden biridir. Bu geçitin karanlığından çıkıp o bal rengi cepheyle yüz yüze gelmenizle, Petra karşınızdadır. Güneşin sütunlara vurmasıyla başka birçok detay da aydınlanır. Güneşin, yılın zamanına bağlı olarak, sabahın farklı saatlerinde, kayaya oyulmuş yapının içine dolduğu da görülür.

Görkemli kente adım atın

Kentin en büyük özelliği mezarları. Hazine’den sonra, patika, her iki tarafı mezarlarla çevrili, geniş bir kumtaşı koridoruna varır. Yıllarca nekropol olduğuna inanılan Petra, Nebati Krallığı’nın merkezi oldu. Her ne kadar kentin evleri yok olmuşsa da, ana cadde kalıntıları, pazar yeri, tapınaklar, bir tiyatro ve erken döneme ait bir kilise bile Petra’nın yaşayanların şehri olduğu kadar ölüler için de bir dinlenme yeri olduğunun bir göstergesi. Hazine’nin önündeki tepelerden birine çıkıp manzaraya bir de bu perspektiften bakmalı.

Yükseklerden bakın

Petra’da, kentin yüksek noktaları en kutsal kabul edilir ve tüm alandaki törensel basamaklar vadiden tepelere uzanırdı. Bu yüksek yerlerin en önemlilerinden birine, tiyatronun yakınındaki bir merdivenle ulaşmak mümkün. Burada kayaya oyulmuş iki dikilitaş ile büyük ihtimalle kurban adamak için kullanılan bir platform bulunuyor. Yarım saatlik tırmanış, antik kentin en güzel manzaralarını ayaklarınızın altına seriyor. Ayrıca Wadi Farasa’dan iniş de ayrı bir keyif. Yabani çiçekleri, büyüleyici manzaraları, eski su kanalları ve mezarlarıyla, burası Petra’nın saklı cevherlerinden. İnişin sonuna doğru yer alan mezarlar, insandan çok keçi, kertenkele ve akreplere ev sahipliği yapsa da, şekilleri ve renkleriyle, dudak uçuklatıyor.

Manastırın gizemine kapılın

El-Deir Manastırı’nı ziyaret etmeden Petra’yı gördüm demek zordur. Manastırın işlevi tam olarak bilinmiyor. Ürdün’ün bilinen en eski tapınma yerlerinden biri olan ve kendine özgü tacıyla dikkat çeken kayaya oyulmuş bu olağanüstü yapıya 800 basamakla ulaşılıyor. Güneş, öğleden sonra kumtaşı cephesinin altın rengini ortaya çıkarır. Özellikle günbatımında yakındaki yüksek bir noktaya tırmanıp Wadi Araba boyunca uzanan manzara ile İsrail ve Filistin topraklarını görmeye değer.

Kırmızının tonlarını yakalayın

Manastırda vakit geçirmek keyifli olsa da, bir başka yerde bir başka cazibe sizi bekliyor olacak. Günbatımı yaklaşırken, Petra’nın Kraliyet Mezarları’nda olmakta fayda var. Kayaya oyulmuş mezarların üzerinde günün son ışıkları gerçekten etkileyici. Karanlık olmadan Petra’dan çıkmak zorundasınız ancak rahat yürüyüş ayakkabılarınıza rağmen, aynı yolu yapamayacak kadar yorgun olabilirsiniz. Çare, sizi Hazine’ye taşıyacak develerdir. Buradan ayrılmadan son bir kez, bu kez Kraliyet Mezarları’na bakın. Devenin sırtı, kırmızının birbiri içinde eriyen tonlarını yakalamak için ideal bir manzara noktasıdır.

Gece Petra turu

Daha gündüzünün etkisi geçmeden Petra’yı bir de ay ışığında görmek ister misiniz? Siq boyunca yürürken, kayalıkları aydınlatan 1500 mum, geleneksel Bedevi müziği ve nane çayı eşliğinde, iki saatlik ‘Gece Petra’ turu size bambaşka bir deneyim vaadeder.