Bir Mühendislik Dehası: Hattuşa

Bir Mühendislik Dehası: Hattuşa

3 bin 500 yıl öncesinden bir dünya imparatorluğu başkenti… Bugün adeta bir efsanenin çöküşü ardından sinen bir sessizlik içinde… Çorum kentinin turizmdeki en büyük kozu, Hattuşa (Boğazköy), Yazılıkaya ve Alacahöyük Hitit yerleşimleri, Anadolu’nun en büyük zenginliklerinden ve başlı başına insanın hayalgücünü kamçılayan bir destinasyon.

Sur, kapı, tapınak, saray ve kale kalıntıları günümüze kalmış Hititler’in geç çözülmüş sırları bir yana, karşımızda UNESCO Kültür Mirası Listesi’nde, Venedik, Kudüs, Roma, Kartaca ve Machu Picchu gibi kentlerle birlikte anılan benzersiz bir uygarlık var. Anadolu ile özdeşleşen bir medeniyet, Hititler. Şehircilik anlayışının en eski örneklerinden olan Hitit İmparatorluğu’nun bu yerleşimi, dünyanın dört bir yanından turist akınına uğruyor. Her ne kadar Hattuşa, sütunlu tapınakların, mermer caddelerin, mozaik ve fresklerle bezenmiş evlerin ülkesi değilse de, akıllar durdurucu, mühendislik harikası yapılarıyla özellikle bilinçli turisti buraya çekiyor.

Büyüleyen şehircilik

Hititler üzerine yazılan binlerce sayfalık araştırmaların içinde kaybolmadan önce, Yerkapı’nın 71 metrelik poterninin içinden geçin, surları engebeli araziye uydurmak için, nasıl bazı yerleri yapay olarak doldurduklarını, bazen de kayaları duvara kattıklarını gözlemleyin, ağzı açık aslanın yelesini, ayak tırnaklarını inceleyin, Hattuşa’ya tepeden bakın… Bu boşmuş gibi duran arazide geçireceğiniz ilk yarım saat içinde, Anadolu’nun ortasında bırakılan bu başkent de, Hititler de sizi büyüleyecek. Kralların, tanrıların, kölelerin ruhlarının gezindiği bu Tunç Çağı imparatorluğunun kalıntıları arasında dolaşırken, bu yapıları yeniden inşa etmek için hayalgücünüz yardımcı oluyor belki ama Hattuşa’yı keşfeden batılı gezgin Charles Texier’ye de kulak vermek gerekiyor. Texier’nin, 1834 tarihli çizimleri, kazı sırasında çekilmiş fotoğraflar ve bilgisayarda yaratılan rekonstrüksiyonlar yeniden bu uygarlığı gözümüzde canlandırma konusunda son derece etkili. Hattuşa kazısını yapan, Alman Arkeolog Dr. Jürgen Seeher’in, Hattuşa Rehberi’ni de elinize aldığınızda, Sfenksli Kapı’nın olduğu tepeden, kente bakıp, Hititler’in yaşadıkları çağa ne denli görkemli bir imza attığını daha iyi anlıyor insan. Yine de Hititler’in mühendislik dehası ile yapı ustalarının meslek sırlarını tam anlayabilmek mümkün olamıyor.

Dünyanın ilk yazılı anayasası

Anlamanın zorluğu kuşkusuz uygarlığın bu denli sofistike olmasının yanısıra binlerce yılın ardından, Hattuşa’nın izlerinin de aşınmış olmasından kaynaklanıyor. Buna rağmen, Hititler Anadolu’da çok başka bir tahta oturuyor. Özellikle Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki yaklaşık 30 bin Hattuşa çiviyazılı tablet, bu hayranlık uyandıran halkın hukuk sistemi, teknolojisi ve kültürü hakkında çok şey anlatıyor. Dünyanın ilk yazılı anayasasının yaratıcısı bu uygarlık, bununla da kalmıyor; insanlık tarihinin ilk iki taraflı barış antlaşmasına imza atmaları, kendilerini “Bin Tanrılı Halk” diye tanımlayacak kadar, istila ettikleri ülkelerin tanrılarını kabullenerek, hoşgörülü bir din anlayışını benimsemeleri, kadına eşit haklar tanımaları, işkence ve ölüm yerine tazminata dayalı, ileri bir hukuk sistemi kurmaları da cabası. Günümüze ulaşan mükemmel belgeler olan Hititler’in çivi yazısı tabletleri, bir taraftan da kralların zaaflarını ve naifliklerini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Neredeyse bizi güldürecek kadar. Mesela bu sözler Hattuşili’den: “… Elimdeki şehirleri aldın, beni tek bir kalede kral olarak bıraktın… Bana karşı kavgayı sen başlattın… Şimdi bana, ‘başta onu kral yapan sensin, neden şimdi isyan ediyorsun?’, diye soran olursa, ‘benimle kavgayı o başlatmasaydı, tanrılar bir küçük krala bir büyük kralın yenilmesine izin verirler miydi?’, derim…” Puduhepa’nın kocası Mısır’da davetli olduğu bir düğüne, ayaklarında yanma var diye gitmemiş. Bu düğünle ilgili Ramses, Puduhepa’ya yazıyor: “… İşte ben kardeşin iyiyim. Evlerim, oğullarım, ordularım, atlarım, arabalarım, hepsi iyidirler. Sen kızkardeşim iyi olasın. Evlerin, oğulların, orduların, atların iyi olsun… Ülkende iyilik olsun.” Kocası öldükten sonra, hayatı zorlaşan Kraliçe Puduhepa, şikayet ediyor: “… Arabacılar beni arabayla götürmüyorlar, onun için, ben kraliçe, ağlayıp sızlanmaya başladım. Bu sırada arabacılar benimle alay edercesine sürekli olarak kahkahayla güldüler… Bundan başka elimdeki atları da alıp götürdüler. Beni hiçkimse arabayla götürmedi, beni hiçkimse saymadı…”

Boyutlardaki görkem

M.Ö.1650- 1600 ve M.Ö.1200 yılları arasında, Hitit İmparatoluğu Anadolu’nun büyük bir kısmının hakimiydi. Zaman zaman sınırlarını Suriye’nin kuzeyine kadar genişleten ve başkenti Hattuşa olan imparatorluğun kalıntılarının yanısıra, özellikle yayıldığı geniş alan etkileyici. Yazılıkaya’yı da içine alan Hattuşa Ören Yeri’nde bugün görülen şehir surları, kapılar, tapınak ve saray kalıntıları, şehrin en parlak dönemi, M.Ö. 13. yüzyıldan kalma. Zamanının büyük şehirlerinden olan ve 6 km’lik surlarla çevrili Hattuşa’nın bugün dahi boyutları şaşırtıcı. M.Ö. 2500’de Hattiler’in burada bir yerleşimi olduğu biliniyor. Hititler, Orta Anadolu’yu aldıktan sonra, imparatorluğun en geniş topraklarına ulaştığı M.Ö. 1375’ten itibaren burayı başkent yapıyorlar. Çevrede görmeye değer diğer önemli Hitit yerleşimleri, Alacahöyük ve Şapinuva (Ortaköy).