BİR ÖZGÜRLÜK ARAYIŞI

BİR ÖZGÜRLÜK ARAYIŞI

İlginçtir Bilge Karasu (1930-1995) ve yaşıtı edebiyatçılar (örneğin Sevim Burak, Leyla Erbil, Ece Ayhan, Cemal Süreya, Thomas Bernhard 1931, Oğuz Atay 1934 doğumludur) klasik edebi biçimlerle şiir, hikâye, deneme veya roman yazmayı reddetmişler, yeni biçim, ifade, söz dizimi arayışları içine girmişlerdir. Bu edebiyatçıların işledikleri konulara dikkat edildiğinde, kendilerinden önceki kuşakların ele aldıkları konularla çok uğraşmadıkları gözlemlenir.

Yine ilginçtir, bu isimler hayatları boyunca deneysel çalışmalarını bırakmamış, her eserde farklı anlatım biçimleri denemişlerdir. Neredeyse aynı eser içinde piyes, hikâye, şiir, masal, deneme ve günce gibi edebi türlere özgü usuller iç içe geçirilmiş ve modernize edilmiş şekilde kullanılır. Birçok anlatıcıyla aynı olay veya şahıs tasvir edilir. Klasik eserlerdeki mekân ve şahıs tasvirleri veya zaman sıralaması değiştirilmiştir. Büyük anlatı ve kahramanlık hikâyelerinden ziyade bireysel ayrıntılar, önemsiz gibi görünen günlük uğraşlar veya takıntılar ön plana çıkarılmıştır. Ayrıntılar o kadar çok işlenir ki bir karakterin bütün bir hayatı değil, belki bir günü, belki de birkaç saati sayfalar dolusunca anlatılır. Bu anlatıdan okuyucu, o karakterin bütün hayatına dair işaretler yakalamaya çalışır.

Altı Ay Bir Güz (1995, Metis Yayınları) Bilge Karasu’nun bu tür romanlarından biridir. Birçok anlatıcısı vardır. Bununla birlikte iç konuşma, bilinç akışı, üçüncü tekil anlatım, diyalog gibi birçok anlatım tekniği de kullanılmıştır. Romanda belirli bir olayla karşılaşılmaz.  Roman olaydan ziyade ruhsal bir durum anlatımıdır. Mekân olarak değişik yerler betimlenmiştir. Karakterin hastane anlatımı etkileyicidir, fakat okuyucunun gözünde herhangi bir hastanenin canlandığı söylenemez. Doğrusu romanın merkezi bir karakteri de yoktur. Diğer ifadeyle merkezi karakter olan D.H.A’dan ziyade, onun arkadaşlarıyla ilişkisi, okumak ve yazmakla ilgili düşünceleri etkindir. Bilinç akışı tekniğinin kullanıldığı bölümde ise D.H.A’nın çocukluk günleri işlenir. Çocukluk, çağrışımlar yoluyla ulaşılan bir hazine gibidir.

Altı Ay Bir Güz’deki atmosfer sorgulayıcı, hüzünlü, puslu ve bunalımlıdır. Bilge Karasu sanki ele avuca gelmez, hemen veya bütünüyle anlaşılamaz bir roman yazmak istemiştir. Ki bunda başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Deneysel romanların zaten özgürlük arayışı veya anlatımı olduğu söylenebilir. Özgürlüğe ulaşmak, onu muhafaza etmek zordur. O yüzden okuyucu en az yazarı kadar çaba harcamalı, değişik okumalar içine girmeli, farklı yorum ve bağlantılar için zihinsel efor sarf etmelidir.

Bu şekilde Bilge Karasu, sanki okuyucusuna nasıl düşüneceğini değil farklı düşünme yollarının olduğunu sezdirmek ister. Bilge Karasu, yazarken olabildiğince özgür düşünmeyi ve yazmayı önemser. Bundan, anlatısı da nasibini alır. Ortaya özgürce anlaşılabilecek bir roman çıkar. Altı Ay Bir Güz de farklı düşünce ve anlatım biçimlerinin denendiği, okuyucusunu hiçbir şeye zorlamayan; sınır tanımadan, özgürce hareket etmesi ve düşünmesi yönünde kışkırtan, sıra dışı bir romandır.