BİR YENİÇERİ ŞAİR: TAŞLICALI YAHYA

BİR YENİÇERİ ŞAİR: TAŞLICALI YAHYA

Önyargı bize Osmanlı divan şairlerinin sarayda yan gelip yatarak suya sabuna dokunmayan şiirler yazdığını söylese de gerçek bundan farklıdır. Divan hazırlayacak kadar kendini sanat camiasına kabul ettirebilmiş şairler hakkındaki araştırmalar, bu şairlerin her sınıf ve meslekten olabildiğini gösteriyor. Tabii şehirli sınıflardan bahsediyoruz. Yoksa Osmanlı toplumunun yüzde 90’ını oluşturan çiftçilerin okuma yazma dahi bilmedikleri bilinen bir konudur.

Yine de divan şairlerinin mesleklerine baktığımızda ilmiye sınıfının yani medresenin ağırlık kazandığını görürüz. Bu da doğaldır, çünkü divan şairi olmanın yolu okuma yazma bilmenin yanı sıra kültürlü olmaktı; bu da medrese eğitimiyle doğru orantılıdır. Zaten bugün de şairlerin tamamına yakını üniversite eğitimi almış insanlardır.

Osmanlı’da marangoz da yeniçeri de şiir yazardı
İlginç bir husus, şairlerin yok denemeyecek bir kısmının esnaf, yine belli bir kısmının da askerler arasından çıkması. Osmanlı şairleri arasında saraç ve marangoz dahi var. En ilginçlerinden biri de yeniçeri şairler… Ömrü savaşta geçen insandan şiir yazması beklenmez normalde. Fakat Osmanlı dünyası inceliklerle dolu. O kadar ki yeniçerinin şiir yazması, şiirlerini divan haline getirmesi, mesneviler kaleme alması yadırganmadığı gibi ödüllendiriliyor.

Yeniçeri şairler arasında öyle bir tanesi var ki televizyon izleyicisi bile onu Muhteşem Yüzyıl dizisinden tanıyor: Şehzade Mustafa Mersiyesi’nin şairi Taşlıcalı Yahya Beğ. “Beğ” şairin yeniçeri kumandanı olduğuna dair önemli bir işaret. Yani karşımızda hayatı kafirler ve asilerle harp etmekle geçmiş bir ‘gazi beğ’ var.

Şehzade Mustafa Mersiyesi’ne de geleceğiz ama önce bu cengaver şairin hayatına bir bakalım.

“Taşlı yirünşehbazı”
Yahya Beğ’in doğum yeri ve doğum tarihine ait resmi bir kayıt yok elimizde. Kendi şiirlerinde kendinden söz ettiği beyitlerden çıkarılan anlama göre şairin memleketi bugünkü Karadağ’ın kuzeyinde yer alan “Taşlıca” (Pljevlja) olup şair Arnavut kökenli soylu Dukagin ailesine mensuptur. Bir başka deyişle, Türkçeye eşsiz eserler kazandırmış olan şairimizin anadili Türkçe değildir. Bu da Türkçenin bir imparatorluk dili olduğunu tesciller.

Dukagin ailesinin Norman asıllı olup Duc Jean tarafından İşkodra’ya yerleştirildikten sonra Arnavutlaştığı tahmin ediliyor. Yine Taşlıcalı’nın kendi ifadelerine göre Duc Jean ve kabilesi Haçlı Seferleri’nden dönerken Taşlıca’da yerleşmeye karar vermişler.

Dukaginzade Yahya Beğ’in doğum tarihi de kesin olmamakla birlikte, 1488 veya 1489 olarak kabul edilir. Yavuz, Kanuni, Sarı Selim ve III. Murat devirlerini yaşadıktan sonra 1582 yılında hayata gözlerini kapayan yeniçeri şairimiz 93-94 yıl ömür sürmüştür.

Devşirme usulüyle Acemi Oğlanlar ocağına alınan Yahya, yeteneğini fark eden Ocak katibi Şihabüddin Beğ tarafından himaye edildi. Bu himaye sayesinde çok önemli alimlerden dersler alarak yeniçeriliğin bazı zorluklarından da kurtulmuş oldu. Bir başka deyişle okuma yazma faaliyetleri için zaman bulabildi.

Bir elde kılıç, diğerinde divit
Eskiden şairler şiirlerini divit adı verilen tüy kalemle yazarlardı. Tüy kalem mürekkep hokkasına batırılıp duruma ve imkana göre kağıt, papirüs, hatta deri üzerine yazılar yazılırdı. Taşlıcalı Yahya’nın elinde iki sanat aleti vardı tabii. Biri kılıç, diğeri divit. Kılıçla düşmanla savaşıyor, divitle de kasidelerini yazıyordu.

Tabii şairin hayatıyla şiiri birbirinden kopuk değildi. 25 yaşındayken Yavuz Sultan Selim’in ardından uzun doğu seferine katıldı ve Selim’i bir mücahit lider olarak öven savaşlı kasidesini yazdı. Yahya Beğ daha gençlik kasidelerinden itibaren fazla süsü olmayan, sade, anlaşılır ve sağlam, tutarlı kasideler yazmıştır.

En sevdiği padişahsa, bir yerde doğal olarak, ömrü tıpkı emrindeki yeniçeriler gibi çoğunlukla er meydanında geçmiş Kanuni Sultan Süleyman’dır. İşin hoş tarafı, Süleyman da tıpkı Yahya kulu gibi bir elinde kılıç diğerinde divit tutan bir savaşçı şairdi. Zaten 16. yüzyıl Doğu için de Batı için de bir harp yüzyılıydı ve bu dönemde yazılan şiirlerde savaşçıların övülmesi doğaldı.

Gerçekle hayalin savaşı: Taşlıcalı Yahya ve Hayali Bey husumeti
Genç yeniçerimiz bir yandan ardı arkası kesilmeyen savaşlara katılıyor ve rütbeler kazanıyor, diğer yandan da kumandan ve sultanlara sunduğu kasidelerle daha önemli mevkiler elde etmek için mücadele ediyordu. Şansı bazen yaver gidiyor, bazen de gitmiyordu. Bir keresinde asker kıyafetiyle yani başında börk (yeniçeri miğferi) olduğu halde meşhur alim ve şeyhülislam Kemalpaşazade’nin çadırına dahil olup şiir okuyacak kadar iltifat görmüştü. Ne var ki kendisini himaye eden Defterdar İskender Çelebi’nin idamı Taşlıcalı’nın yoluna da taş konmasına yol açacaktı.

Taşlıcalı Yahya ayakta durarak Kemalpaşazede’ye şiirini sunarken o sırada çadırda bulunan meşhur şair Hayali Bey de boş durmayıp bu genç yeniçerinin şiirini yerin dibine batırır. İki şair arasındaki husumet de böylece başlamış olur. Maksat mümkün olduğu kadar sultana yani Kanuni’ye yakınlaşmaktır. Bunun için de kıyasıya rekabet ederler. Bu rekabette bir an Taşlıcalı avantaj kazanır gibi görünür, ama nihayetinde zarar görecek olan da ondan başkası değildir.

Meslekleri, hayat tarzları gibi şiirleri de farklıdır Hayali Bey ile Taşlıcalı Yahya Beğ’in. Hayali adı üstünde süslü, aşıkane, lirik şiirler yazmada ustadır ve parlaklığı ön plandadır. Taşlıcalı ise nispeten somut, levendane ve epik şiirler yazar ve açıkçası ayak oyunlarında rakibine üstünlük sağlayamamıştır.

Sonun başlangıcı: Şehzade Mustafa mersiyesi
Rakibinin ayak oyunları kadar kendi sivri dili de Taşlıcalı’nın başına iş açacaktır. Nahcivan seferi sırasında, Şehzade Mustafa’nın boğdurulması hadisesi üzerine meşhur mersiyesini yazar. Bu mersiye Kanuni’yi direkt hedef almayan, ancak dolaylı yoldan eleştiren, daha çok dönemin sadrazamı Rüstem Paşa’yı hedef alan son derece etkileyici bir eserdir ve Türk şiirinin unutulmazları arasındadır.

Rüstem mersiyeyi işitince çok öfkelenip şairi zor durumda bırakacak hamleler yapar ve en nihayetinde huzuruna çağırıp açık açık azarlar. Taşlıcalı, aynı zamanda kendisine önceden verilen vakıfları da kaybetmiştir. Şair, kendisini gelirinden edip sürdüren sadrazamdan intikamınıyıllar sonra, Rüstem’in ölümü üzerine mersiye görünümlü bir hicviye yazarak alacaktır.

Taşlıcalı, ekonomik olarak bir daha toparlanamadı. Merkeze yaklaşma çabaları boşa çıktı ve en sonunda Balkan serhaddinde Tımaşvar kalesine gidip orada cihat etmeye devam etti. Aynı zamanda dervişliğe yönelen şair bitkin, bezgin, içe kapanmış bir şekilde Bosna topraklarında, tarihçiler Loznica veya Drovnik diyorlar, vefat etti.