BİR YORGUN SAVAŞÇI: II. MURAT

Bütün dünya Constantinopolis’i fethedip, İstanbul (hatta “İslambol”) yapan İslam komutanının, Osmanlı sultanının Fatih Sultan Mehmet olduğunu bilir. Ama babası II. Murat’ın hikâyesi nispeten az bilinen türdendir. Hâlbuki II. Murat olmasaydı Fatih’in, ‘Fatih’ olması mümkün müydü? Balkanlar fethedilmeden, Haçlı tehlikesi savuşturulmadan Boğaz’ın inci gerdanlığına uzanabilir miydik? Bakalım.

Önce biraz karakter tahlili
II. Murat dedelerine ve torunlarına bakıldığında belli özellikleriyle kendine mahsus bir yerde duruyor. Bir kere çok farklı bir karakteri var. Tahtı sevmiyor mesela. Doğa hayatını, sanatı, sohbeti seviyor. Bundan yola çıkıp onu dünya hayatını seven bir padişah gibi göstermeye çalışan çok bilir vesika tarihçileri büyük bir gazi olduğunu inkâr ediyorlar. Dünya hayatını sevse tahtı bırakıp taşraya neden çekilsindi?

Murat Han, Muratların ikincisi, tıpkı adaşı ve büyük dedesi Murat Hüdavendigar gibi hem adaleti hem gazavatıyla meşhur. Ne Yıldırım gibi keskin ve sert; ne Çelebi Mehmet gibi endişeli ve yumuşak. Tabii Çelebi işgal görmüş, iç savaş yaşamış, bey mi sultan mı onu bile pek oturtamamış, başarılı bir ara dönem yahut geçiş dönemi lideri. Osmanlı’yı içe kırılıp yok olmaktan kurtaran adam. İkinci kurucu. Serazat davranması beklenemezdi. Oğlu Murat onun bir araya getirdiği beyliği yeniden İslam’ın parlayan yıldızı haline getirecekti.

II. Murat’ın hayat hikâyesini okurken bir insanın derin düşüncelere dalmaması ve bir yandan da başının dönmemesi mümkün değil. Bir bakıyorsun sefere çıkmış, en önde harp etmekte. Bir bakıyorsun tahtı bırakıp sakin bir hayatı seçmiş. Memleket tehlikeye girince bir kere daha at sırtında en ön safta. Âlim ve şairlerle mecliste. Avda. Bir bakıyorsun nesi varsa Mekke ve Medine fakirlerine vakfedilsin diye vasiyetname yazdırmış. Bir bakıyorsun savaşsız, sefersiz bir an bulup dinlenmeye çekildiği an önce felç sonra ölüm onu buluvermiş.

Yorgun savaşçı
II. Murat 1404’de doğdu, 1421’de padişah oldu. 17 yaşındaydı, gençti. Cülusunu müteakip taht üzerinde hak iddia eden diğer Osmanoğulları, dalavereleriyle meşhur Bizans, Osmanlı hâkimiyetinden kaçmaya istekli Anadolu beyleri ve Balkan kavimlerinin reisleriyle girdiği varlık mücadelesini seri zaferlerle kazanmayı bildi.Murat’ın saltanatının ilk yıllarında dize getirdiklerinin bir listesini yaparsak üç padişaha yetecek kadar darbe girişimini savuşturduğu anlaşılmış olur. Amcası Mustafa Çelebi, Karamanoğlu, Candaroğlu, Aydınoğlu, Menteşeoğlu, Germiyanoğlu, Eflak Beyi, Sırp Despotu derken sultanlığının ilk yıllarında II. Murat doğuda ve batıda Osmanlı varlığını tehdit eden tüm güçleri dize getirmeyi başardı. Devlet ikinci defa kozasından çıkıyordu adeta.

Bizans, Balkanlar ve Anadolu at sırtından bir an bile inmeyen II. Murat’ın yolundan çekilince geriye sadece Macar Krallığı, namı diğer Alman İmparatorluğu ve onun ‘hık’ deyicisi Papalık kalmıştı. Osmanlının Avrupa içlerine kadar genişlemesinden tedirgin olan bu merkez güçler meşhur ‘kutsal ittifak’larını kurup II. Murat’ı durdurmayı denediyseler de 1444 tarihli Varna Zaferi, Osmanlıyı Güneydoğu Avrupa’nın asıl hâkimi ve hamisi haline getirdi.

II. Murat’ın Varna galibiyetinden sonra tahtı oğlu II. Mehmet lehine bırakıp çekildiğini görüyoruz. Tarihçilerin bu konuda vesikaları yok ama tahminleri çok. Bazısı Murat Han’ın bunalıma girdiğini söylüyor ki bizce sonraki hamleleriyle pek örtüşmüyor bu. Bunalıma giren bir sultan iş sıkıya binince atına atlayıp yeni fetihleri nasıl yapabilirdi?

İkinci tahmin, Bizans’ın elindeki şehzade Orhan’a karşı kendi oğlu Mehmet’i erkenden tahta çıkararak karışıklığı önleme arzusu. Bu da çok bir yere oturmuyor. Kendi durumunda olduğu gibi oğlu II. Mehmet’in tahta oturması, taht üzerinde hak iddia edilmesinin önüne geçmeyebilirdi. Hele karşıda Osmanlılar arasında hile siyaseti güden Bizans varken.

II. Murat’ın tahtı ilk bırakıp çekildiği 1444 yılına kadar 23 sene nerdeyse hiç nefes almadan savaştığını önümüze koyunca buna bir anlam vermek mümkün gözüküyor. Osmanlı beyliği çokça tekrar edildiği gibi bir gaza beyliğiydi. II. Murat zaferlerini o dönemin İslam dünyasının süper gücü konumundaki Memluk Sultanı’na müjdeler, Sultan da hediyeler göndererek Murat’ı tebrik ederdi. Bütün İslam dünyası, Osmanlı’nın Haçlı âlemi karşısındaki zaferlerinin taraftarıydı.

Bir anlamda Osmanlı beyi olmak bütün Müslümanlar adına Batıyla savaşmak demekti. Murat 23 sene savaşmıştı; belli ki gazi beyi olarak görevini fazlasıyla yaptığına inanıyordu. Artık sünnet-i seniyeye uyarak küçük cihattan çıkıp büyük cihada girmeye sıra gelmişti.

Gerekdir kim idem aheng-i uzlet
Koyub gayri tutam nefsi ülfet

Murat Han’ın bu beytindeki duygu ve düşüncelerde samimi olduğunu vasiyetnamesinden biliyoruz. Efsane, onu oğlu Mehmet’e devleti nasıl yönetmesi gerektiği konusunda vasiyet ederken gösterse de elimizdeki gerçek II. Murat vasiyetnamesi devletten, siyasetten hiç söz etmez. Ömrü bu meselelerle geçmiş padişah, vasiyetnamesinde sıradan bir Müslümanın bu dünyadan çok ahirete yönelik duruşunu gösteriyor.

Âlimlerin, şairlerin, fakirlerin de babası
II. Murat Türk, Arap ve Bizans tarihçilerince halka karşı şefkatli, savaş meydanında ise cesaretli bir sultan olarak resmedilir. Medeniyet yapılarına da büyük önem vermiştir. Belli ki savaş onun sanatı veya hırsı değil zorunluluğuydu. Savaşta daha fazla savaşı değil barışı arayan adamdı.

Vasiyetinde üstü açık türbe ister: “Ve dahi vasiyet edüp buyurdu ki üzerime bir çar divar türbe yapalar üstü açık ola ki üzerime yağmur yağa amma çevre yanını örtme edeler altında hafızlar Kur’an okumağiçün.”

Meraklı okuyucu bu şairane vasiyetin tamamını İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın ‘Osmanlı Hanedanı Üstüne İncelemeler’ kitabının ikinci cildinde bulabilir.

II. Murat çok sayıda dinî, ilmî ve toplumsal tesis yaptırmıştır. Özellikle Edirne’de yaptırdığı ve vakıf gelirlerini bahşettiği eserler çoktur. Muradiye Camii, imaret, Mevlevihane, Darü’l-Hadis medresesi, birçok başka camiler ve hamamlar ve nihayet meşhur Ergene Köprüsü…

Bilgi
II. Murat, Ankara ve Selanik’te yaptırdığı köprülerin gelirlerini Mekke, Medine ve Kudüs fakirlerine vakfetmiştir.