BİRBİRİNİN ANTİTEZİ OLAN İKİ HİKAYE

Gül Yetiştiren Adam (İz Yayınları) iki farklı hikayenin iç içe geçmiş anlatımıdır. Bir yanda ‘gül yetiştiren adam’, -ki romancı onun ismini söylemez- diğer yanda Sitare, Çarli ve onun çevresi vardır. Bu iki farklı çevre arasında ne tür bir bağlantı olabilir? Romancı neden farklı iki fotoğrafı yan yana göstermek ister? Gül Yetiştiren Adam’a nereden bakıyoruz, ona göre bu sorulara vereceğimiz cevaplar değişecektir.

İnsan elli yıl boyunca neden bahçesinden dışarıya adımını atmaz? Gül Yetiştiren Adam bu sorunun romanıdır. Soruya sadece ‘gül yetiştiren adamı’, yani dedeyi anlatarak cevap bulmak zordur. Romancı bunu çok erken fark etmiş, bu yüzden romana yeni karakter ve olaylar eklemiştir. Bu karakter ve olaylar, ayrı bir dünya görüşünü yansıtacak kadar geniş bir yer kaplar romanda. Belki de Sitare ve Çarli’nin hikayesi, romanda sayfa sayısı bakımından ‘gül yetiştiren adam’ınkinden fazladır. Fakat bu hikayenin vazifesi, kendinden ziyade yine gül yetiştiren adamı daha görünür ve açık kılmaktır. Rasim Özdenören’in Gül Yetiştiren Adam’daki büyük başarısı buradadır. Bir hikaye vardır. O hikayeyi daha net gösterecek, başka bir hikaye daha, ona paralel olarak anlatılır. Türk edebiyatında kurgusu bu şekilde oluşturulmuş, ikinci bir roman var mıdır bilmiyorum.

Dede bir sembol
Büyük başarıdır, çünkü Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V) güzel kokuyu sevdiği için elli yıl boyunca bahçesinde gül yetiştirip, onları konu komşuya dağıtan, dindar dedeyle, Batılılaşmaya çalışan ve o şekilde yaşayan, hayatı gülüp eğlenmek, gezmek tozmak ve yiyip içmek zanneden Sitare ve Çarli’nin nasıl bir bağlantısı olabilir? Romancı iki farklı zaman, mekan, olay ve dünya görüşünü birlikte ele alır. Özdenören’in diğer bir başarısı da bunlar arasındaki ince bağlantıyı görmesi ve göstermesidir. Bunlar birbirinin açıklayıcıları ve antitezi olan olay ve kişilerdir. Çünkü Sitare ve Çarli Batılılaşmayı, Nuri Pakdil’in tabiriyle ‘yabancılaşmayı’; gül yetiştiren adam ise Müslümanı, kültürü ve direnmeyi temsil eder. Biri bilinmeden diğeri tam olarak anlaşılamayacak iki farklı algılayış biçimidir bunlar. Bu şekilde Rasim Özdenören, Gül Yetiştiren Adam’da tez ile antitezi birlikte verir.

Farklı dünya görüşleri
Aslında Gül Yetiştiren Adam, Cumhuriyet Türkiye’sinin kısa bir tarihidir. Onda hem İstiklal Harbi vardır hem de inkılaplar tarihi. Bunlar arasındaki tezat, uyumsuzluk, doku uyuşmazlığı, kültürel yarılma, hatta intihar, iki farklı dünya görüşünün aynı roman içinde, yani yan yana gösterilmesi ve anlatılmasıyla işlenebilirdi. Diğer türlüsü, örneğin yalnızca Sitare ve Çarli’nin anlatımı tek başına çok etkileyici ve derinlikli olmayacaktı. Daha doğrusu hikayenin nerede başlayıp nereye gideceği, okuyucuya neyi, nasıl ve neden gösterdiği belirsiz kalacaktı. Aynı şey gül yetiştiren adamın hikayesi için de geçerlidir.

Yine de romanın kahramanı, merkez karakter gül yetiştiren adamdır. Onda bizi biz yapan her şey vardır. O, yalnızca yeniliklere karşı çıkan bir direnişçi değildir. Müslümanların fötr şapkayla camiye geldiğini gördüğünde, “Ey cemaat-i müslimîn! Sizler nasrani misiniz?” diye haykıracak kadar Nasranileri ve Müslümanları bilmektedir, bunlar arasındaki farkın bilincindedir. Onu layıkıyla anlamak için, gelinen durumu, Batılılaşmanın sonucunu, yani intihar eden Sitare’nin hikayesini de layıkıyla okuyabilmek gerekir.