BİZANS DÖNEMİNİN SAVAŞ GEMİLERİ MARMARAY’DAN ÇIKTI

İstanbul Boğazı’nı Marmara Denizi’nin altından geçme imkanı tanıyan Marmaray Projesi sırasında yapılan kazılarda çıkan arkeolojik bulgular İstanbul’un bilinen tarihini 4 bin 500 yıl geriye götürdü. Dünyanın en büyük projelerinden biri olan Marmaray’ın 4 yıl gecikmesine neden olan bu kazılar, İstanbul’un bilinen tarihini değiştiren Neolitik döneme ait tabakanın bulunmasını ve İstanbul’un gerçek yaşının 8 bin 500 olduğunun ortaya çıkmasını sağlamıştı. Ayrıca kazılarda, Bizans dönemine ait savaş ve ticaret gemileri de çıktı. 9 yıldan bu yana süren kazılar yılsonunda sona erdirilecek.

Türkiye’nin, hatta dünyanın en büyük su altı tünel geçiş projelerinden biri olan Marmaray, geçtiğimiz haftalarda açıldı. 1999 yılında Türkiye ve Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) arasında imzalanan finans anlaşmasının ardından, 25 Temmuz 2002’de Marmaray’ın jeoteknik etüt ve incelemeleri başlatıldı.

2002’nin sonlarına doğru gelinirken, Boğaz’da derin deniz sondajlarına da adım atıldı. 2004 Mayıs’ında Marmaray’da, Türkiye ve Japonya’da bulunan üç ortaktan oluşan uluslararası bir konsorsiyum olan TGN ile sözleşme imzalandı. Konsorsiyumun lider ortağı Japonya’dan Taisei Corporatiton iken, Türkiye’den Gama ve Nurol İnşaat da Türkiye’den yerel ortak olarak Marmaray inşaatı için kolları sıvadı. 17 Haziran 2004’te de Marmaray’ı 4 yıl geciktiren arkeolojik kazı çalışmalarına başlandı.

Kazılarda 37 batık tekne ve 38 bin müzelik eser çıkarıldı. Çanak çömlek sayısı ise 40 bini geçti. Yenikapı’da deniz seviyesinden 6.5 metre aşağıya inen kazılarda Bizans döneminin en büyük limanı olan Theodosius Limanı gün ışığına çıkarıldı. Neolitik döneme dair hayat izlerine rastlanırken, 8 bin 500 yıllık insan mezarı bulundu. Bu da değişen İstanbul tarihinin, 4 bin 500 yıl geriye gitmesi anlamını taşıyor. 2 binin üzerinde ayak izine rastlanan kazıda, ok, yay, kano küreği gibi dünyanın en eski ahşap buluntularına ulaşıldı.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri önderliğinde gerçekleştirilen Marmaray kazılarında önemli rol alan İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’nden Veteriner Anatomist Osteo Arkeoloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Onar ile İstanbul Üniversitesi Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölüm Başkanı, Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Onarım Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ufuk Kocabaş ile kazıları konuştuk:

Marmaray kazıları bilinen tarihin seyrini nasıl değiştirdi? Böyle bir kazının dünyada örneği var mı?
VEDAT ONAR (V.O): İstanbul’un tarihini değiştiren Neolitik döneme ait tabaka bulundu. Büyük bir şehirde 9 yıl gibi uzun süren tek kazı olması ile dikkat çekiyor. Başka bir ülkede olsa kazı alanı başka alana taşınırdı.

UFUK KOCABAŞ (U.K): Roma, Pisa, Atina ve Marsilya gibi yaşlı şehirlerin modern metropollere dönüşüm sürecinde yapılan inşaatlar bu şehirlerin tarihini aydınlatan arkeolojik keşiflere sahne oldu. Üç imparatorluğa başkentlik yapmış İstanbul için de tabii ki aksi bir durum düşünülemezdi.

Osmanlı’nın Langa Bostanları ile Bizans kaynaklarından bilinen ancak konumu ve gerçek büyüklüğü tartışmalı olan Theodosius Limanı kalıntılarına ulaşıldı. Dönemin günlük hayatı, dini inançları, ticareti ve teknolojisi hakkında yeni bilgiler veren on binlerce eser çıktı. Bulunan 37 gemi kalıntısı ise şu ana kadar dünyanın bilinen en geniş Ortaçağ batık koleksiyonunu oluşturmakta.

Batıktan çıkan eserlerin Türkiye ve dünya için önemi nedir? 
V.O: Hayvan iskeletleri bakımından büyük öneme sahip olan kazılarda balıktan Bizans atlarına kadar 55 tür hayvan keşfedildi. Bu da dünyada ilklerden…

U.K: Bizans dönemi gemi tipolojisi, gemi yapım teknolojileri ve bu teknolojinin evrimine ilişkin eşsiz bilgiler sunan batıklar, bu alanda çalışan bilim adamları için son zamanların kuşkusuz en önemli projesi. Farklı dönemlere tarihlenen batıkların aynı alanda bulunması Akdeniz’de ticaret ve gemi yapım teknolojisinin gelişimini kesintisiz olarak gözler önüne sermektedir.

Marmaray olmasa bu batıklar gün yüzüne çıkabilir miydi? 
U.K: Günümüzden 8 bin 500 yıl öncesine tarihlenen Neolitik dönem kalıntıları içinde 2 binin üzerinde ayak izinin bulunmuş olması gerçek bir sürpriz oldu. Theodosius Limanı’nın Yenikapı civarında olduğunun bilinmesine rağmen, Marmaray projesine kadar burada bir arkeoloji kazısı yapılmamıştı. Marmaray projesinin Yenikapı batıklarının bulunmasındaki katkısı yadsınamaz.
V.O: Marmaray olmasa bu eserler gün yüzüne çıkamazdı.

Batıklardan siz bilim adamları haberdar mıydınız?
U.K: İlk gemi bulunana kadar kimsenin bir bilgisi yoktu doğal olarak. Fakat bu tür liman kazılarında batık gemilerin bulunduğunu da yurtdışındaki örneklerinden biliyorduk. Tabii batık sayısının 37’ye ulaşması çok sürpriz oldu.
V.O: Kimsenin bir bilgisi yoktu ta ki Marmaray kazıları yapılana kadar.

Çıkan eserler nerede korunuyor, halka sergilenecek mi?
V.O: Hayvan kemikleri İstanbul Üniversitesi’nin Avcılar’daki Veterinerlik Fakültesi’nde korunuyor ve araştırmaları yapılıyor. Araştırmaları bitenleri de oluşturduğumuz sergi salonunda sergiliyoruz. İlk ve orta dereceli okullar bu sergiye büyük ilgi gösteriyor.
U.K: Kazı alanında çıkan eserler İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Yenikapı’daki laboratuvarlarında koruma altına alındı ve koruma-onarım çalışmaları devam ediyor.

Böyle bir projede yer almak nasıl bir duygu?
V.O: İlk çağrıldığımızda çok mutlu oldum, heyecanlandım. Ancak buluntunun bu kadar çok olmasını beklemiyordum. Hatta kemikler bazı geceler rüyalarıma girdi. Bu kadar işin üstesinden nasıl geleceğimiz konusunda endişe duyduğum zamanlar da oldu.
U.K: Başından sonuna kadar çok tempolu ve tansiyonu da bir o kadar yüksek bir proje oldu. Literatüre girecek pek çok metodu da bilim dünyasına kazandırdık. Batıkların bilimsel yayınları çıktıkça mutlu oluyorum. Bir de iyi bir ekip yetiştirdik. Yenikapı hepimizin hayatında önemli bir yer kaplıyor.

Kazılar elle mi, makineyle mi yapıldı? Kaç metre karelik bir alanda gerçekleşti?
V.O: 58 bin m2’lik bir alanda elle kazı yapıldı. Hiçbir zaman makineyle kazı yapılmaz. O kadar hassas çalışıldı ki ayak izleri bile bulundu.
U.K: Kazılar 10 futbol sahası büyüklüğünde bir alanda elle yürütüldü. Kurtarma kazısı olmasına rağmen sistematik bir kazı hassasiyetiyle çalışıldı. Yenikapı kazıları, Türk arkeoloji bilimi için büyük bir övünç kaynağıdır.

Yabancı bilim adamlarının kazılara ve çıkan sonuçlara ilgisi nasıldı?
V.O: ABD, Almanya, Polonya, Bulgaristan, Fransa, Avusturya, İskandinav ülkeleri gibi birçok ülkeden ilgi vardı. Bu ülkelerden her bilim adamı kendi alanı ile ilgili bulgularla ilgilendi. Dünyanın ilgisini çeken bir kazı oldu. Zaman zaman ortak yayınlar yaptık ama temel sorumluluk Türk bilim adamlarındaydı.
U.K: Kazıların başladığı günden itibaren binlerce bilim insanına ev sahipliği yaptık. “Uluslararası Gemi ve Tekne Arkeolojisi Sempozyumu” ile “Uluslararası Suya Doymuş Arkeolojik Eser” sempozyumunu organize ettik. Ben de yurtiçinde, yurtdışında 500’ün üzerinde konferans verdim.

Devletin, çalışmalara katkısı memnun edici miydi?
V.O: Her bakımdan yanımızda oldu. Dünyanın hiçbir yerinde kent içinde 9 yıl gibi uzun süren bir kazı yapılmadı.
U.K: İstanbul Üniversitesi olarak, Yenikapı Kurtarma Kazıları’na İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’nün daveti ve destekleri ile katıldık. Burada gerek DLH Marmaray Bölge Müdürlüğü, gerekse İBB Raylı Sistem Müdürlükleri ile çok uyumlu bir çalışma içinde bulunduk.

50 ARKEOLOG ÇALIŞTI
Birçok farklı hayvan türüyle birlikte o yılların beslenme alışkanlıkları, savaş ve ticaret gemilerinde kullanılan onlarca ağaç türünün neler olduğunun ortaya çıktığı kazı çalışmalarını yaklaşık 50 arkeolog ve ortalama 600 işçi yürüttü. İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü yerli-yabancı birçok üniversite ve enstitünün ilgili bölümleriyle işbirliği yaparak gemi ve tekne arkeolojisi, konservasyon, osteo-arkeoloji, jeoloji, arkeo-botanik, filoloji, dendrokronoloji, orman botaniği, prehistorya ve antropoloji alanlarında bilimsel destek aldı. Kazıların bu yılsonunda tamamlanması planlanıyor.

YENİ BULGULAR
İstanbul yakınlarında daha önce Yarımburgaz, Fikirtepe gibi prehistorik yerleşimlerin varlığına karşın modern şehir içinde şimdiye kadar böyle bir keşif yapılmamıştı. Dal örgü tarzında inşa edilmiş yuvarlak planlı mekânlar, bu mekânların yakınında çoğunluğu kremasyon yöntemi ile yakılarak gömülmüş bireylere ait mezarlık alanı, çeşitli aletler, organik kalıntılar ve seramik eserlerden oluşan buluntular tarihi yarımadaya yerleşmiş en eski topluluğa ait şimdiye kadar bilinmeyen bu kültürü tanımamızı sağladı.

YENİKAPI BATIKLARININ GENEL ÖZELLİKLERİ:
Yenikapı batıkları, eski gemi yapımcılığında geleneksel kaplama-temelli örneklerden, günümüzde de kullanılan iskelet-temelli inşa yöntemine kadar değişik yapım tekniklerini gözler önüne sermektedir. Zıvanalı kaplama birleştirme yöntemlerinin belirlendiği batıklardan, kaplama birleşimlerinde kavelaların kullanıldığı geçiş dönemi özellikleri taşıyan tekne ve kaplama birleşimlerinde herhangi bir elemanın kullanılmadığı iskelet-temelli olabilecek inşa yöntemlerine kadar geniş yelpazede örnekler ele geçmiştir.

MÜZE KURULACAK
Batıktan çıkan eserlerin sergilenmesi için Yenikapı Müzesi adıyla bir müze kurulacak. Bu müze dünyanın en büyük gemi müzesi olacak. Suya doymuş ahşapların konservasyon çalışmaları uzun yıllar alıyor. Bu yüzden yurt dışında bu tür gemi çalışmalarının yapıldığı laboratuvarlar, çalışma bitene kadar ziyarete açık oluyor. Türkiye’deki laboratuvarı gezilebilir hale getirmek için bir proje hazırlanmış ve bunun için fon arayışı sürüyor.

Marmaray Yenikapı İstasyonu’nda sergilenen Yenikapı 12 numaralı geminin konservasyon çalışmaları 2 yıl içinde bitecek ve sergilenecek hale gelecek. Ayrıca bu geminin bir tıpkı yapımı da 2014’te denize indirilecek.

 PROF.DR. VEDAT ONAR KİMDİR?
Marmaray’da yaptığı araştırmalar neticesinde 55 tür hayvan tespit eden Onar, Neolitik döneme ait beslenme türleri, deniz ürünü zenginliği, Bizans atları gibi detaylara da ulaştı. Binlerce kasa kemiği incelemek üzere çalışmalar yapan Onar, İstanbul Üniversitesi Avcılar yerleşkesinde açılan sergi ile buluntuların sergilenmesine öncülük yaptı.

DOÇ. DR. UFUK KOCABAŞ KİMDİR?
Marmaray kazılarında 5 yy ile 11 yy arasında yapılan savaş ve ticaret gemilerinin hangi kısmında hangi ağaçların kullanıldığına ilişkin bilgiler ortaya çıkardı.

Bilimsel çalışmaları sualtı arkeolojisi, sualtı kültürel mirasının korunması ve antik gemi yapım teknikleri üzerinde odaklanan Kocabaş, halen İstanbul Üniversitesi adına, Yenikapı Batıkları Kazısı ve Konservasyon projesinin başkalığını yapıyor. Bu proje kapsamında ortaya çıkan 37 adet Bizans dönemi batıklarının 29 tanesini yerinden kaldıran ekibin başkanlığını yaptı.