BÜYÜK KAHRAMAN ALP ARSLAN’IN KAYIP MEZARI

BÜYÜK KAHRAMAN ALP ARSLAN’IN KAYIP MEZARI

Alp Arslan’ın 1071’de Malazgirt ovasında Bizans ordusunu yenerek Anadolu’nun kapılarını Müslümanlara ardına kadar açtığını bilmeyenimiz yoktur. Büyük hükümdarın ertesi yıl Buhara seferi sırasında bir esir tarafından şehit edildiğini ise pek azımız bilir. Ne yalan söyleyeyim, İslam tarihinin bu büyük komutan ve devlet adamının portresini yazmak için araştırmaya girişmeden önce ben de bunu bilmeyenlerdendim. Araştırmalarım sırasında Büyük Alp Arslan’ın mezarının kayıp olduğunu öğrenmek de ayrıca üzdü beni. Güzel bir haberle umutlandım: Türkiye ve Türkmenistan yönetimleri anlaşma yaparak bilim adamlarına Alp Arslan’ın Merv şehrindeki kabrini bulmakla görevlendirdi.

Kayıp mezarın hikâyesi
Alp Arslan’ı anlatmak için sondan başa doğru gidelim isterseniz. Kayıp mezarından başlayalım. İki ülkenin Cumhurbaşkanlarının imzaladığı anlaşmanın ardından 2013 Ağustos’unda Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Başkanlığı, Türkmenistan’ın Merve şehrinde büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın kayıp mezarını bulmak için araştırma başlattı. Araştırma Türkiye ve Türkmenistan’dan bilim adamları tarafından yürütülüyor. Araştırmalar bazı ön bilgilere dayanıyor tabii. Alp Arslan’ın 1063 yılında vefat eden babası Sultan Çağrı’nın mezarı yanına defnedilmeyi vasiyet ettiği biliniyor mesela.

TİKA şemsiyesi altında yürütülen arama çalışmalarında son teknoloji kullanıyor. Mezarın olduğu tahmin edilen topoğrafik alan insansız hava araçları tarafından adeta karış karış fotoğraflanıyor. Bu fotoğraflar bilgisayara aktarılıp incelikli bir şekilde gözden geçirildikten sonra tespit edilen noktalar yer altını gözleyebilen radarlarla inceleniyor. Samanlıkta iğne aranıyor bir bakıma. Fakat araştırmanın yöntem, araç ve inceliği de son derece belirgin. Bilimin ulaştığı seviye tarihimizin bu büyük kahramanının mübarek mezarının bulunması için seferber edilmiş durumda. Söylenene bakılırsa araştırmalar ancak 2017 yılında tamamlanabilecek. Allah’tan hayırlısı.

Sultan olacak çocuk
Gelelim Alp Arslan’ın sultan olarak hizmet ve şahsiyetine. Doğum tarihi net: 20 Ocak 1029. Fakat çocukluk yılları hakkında bildiğimiz çok az şey var. Daha çocukken mert ve biraz da sert bir çocuk olduğunu kaydediyor tarihçiler. Hazıra konan bir şehzade durumu yok Alp Arslan’ın. Tahta oturması bile kolay ve bir anda gerçekleşen hadiselerden değil. Amcası Tuğrul Bey aslında Alp Arslan’ın ağabeyi Süleyman’ı varis kılmıştı; fakat Alp Arslan’ın yiğitliğini bilen Selçuklu beyleri bunu kabul etmeyerek Alp Arslan’ı tahta oturttular.

Alp Arslan, bey ailesinden olmanın avantajıyla çocukken iyi bir eğitim almıştı; ama öne çıkan tarafı mücahit olarak gösterdiği beceriydi. Küçük yaşlarında at binip kılıç sallamada ustalık gösterdiği söylenir. Henüz kuruluş aşamasında olan ve güç koşullar içinde bulunan, bir gaza beyliği durumundaki Selçuklu devletinin ileri gelenlerinin Süleyman yerine Alp Arslan’ı tercihine şaşırmamak gerek. Ki Alp Arslan’ın tıpkı amcası Tuğrul Bey ve babası Çağrı Bey gibi savaşsız bir zamanı hiç olmadı. İlk gençliğinden itibaren hayatı hep at sırtında savaş meydanında geçti.

Alp Arslan tahta çıkmadan da yarı sultan vaziyetindeydi aslında. Selçuklu devletinin doğu kısmını idare eden babasının adına ve kendi birlikleriyle birçok sefere katıldı, muzaffer oldu. Bunun için de geniş topraklardan oluşan Horasan valiliğiyle ödüllendirildi. Alp Arslan vali iken bile kendisine vezir tayin edildiğini biliyoruz. Bu da onu sıradan bir validen ziyade ülkenin en tehlikeli bölgesini yöneten ikincil bir sultan olduğunu düşündürür. Gaza beylerinden oluşan Selçuklu aristokrasisinin ağabeyindense Alp Arslan’a itimat etmesine şaşırmamak lazım. O, tahta oturmadan bunu çoktan hak etmişti.

Mutlu karşılaşma: Asker-sultan ve devlet adamı
Alp Arslan doğudaki başarıları sayesinde Selçuklu tahtına oturduktan sonra ilk işi amcası Tuğrul’un veziri Amidüddevle’yi azledip yerine beraberce büyük işlere imza atacağı Nizamülmülk’ü getirdi. Alp Arslan ile Nizamülmülk’ün ilişkisi hem dönemin İslam devletlerinin düzeni ve birbirlerine karşı konumu, halkın hayatı hem de tarih için büyük anlam taşır. Nizamülmülk, Alp Arslan’ın teşvikiyle güçlü ve büyük bir ilmi, siyasi ve toplumsal yapı inşa ederek Selçuklu devletinin dünya tarihine iz bırakmasına ve daha sonra gelecek asıl büyük devlet olan Osmanlı Devleti’ne modellik yapmasına çok ciddi katkı yapacaktı.

Sultan Alp Arslan, 27 Nisan 1064’te, 35 yaşındayken tahta oturdu. Bu, bir sultan için oldukça olgun bir yaş sayılır. Birçok sultanın ergenlik yaşında tahta oturduğu düşünülecek olursa Alp Arslan’ın sultanlığının geç gelmiş bir cülus olduğu söylenebilir. Fakat bu gecikme, sultanın önceki birikimi düşünülecek olursa kuracağı yapının büyüklüğü, kazanacağı başarıların devamlılığı ve tarihe yapacağı etkinin yüksekliği açısından bir şans kabul edilmeli. Alp Arslan, amcası ve babasının yaptığı hiçbir şeyi yıkmadı, birçok sultanın aksine. Tahtına oturduğu devleti önceki durumuyla kıyas edilemeyecek çapta bir dünya gücüne dönüştürdü. Bunu da sadece gaza ve askerlikle yapmadı tabii. Hem savaşı hem barışı, hem kavgayı hem düzeni beklenmedik ölçüde incelikli bir şekilde başarmasında en büyük yardımcısı Nizamülmülk olacaktı.

Bir şaheser olarak Selçuklu devleti
Alp Arslan savaş meydanında ne kadar cesur ve sertse, barışta da o kadar ölçülü ve olumlu bir adamdı. Mesela hanedan ve mezhep kavgaları Alp Arslan’ın döneminde bütün İslam dünyasında kargaşaya neden olurken Alp Arslan İslam’ın farklı mezheplerine mensup halkın bir arada huzur içinde yaşaması için elinden geleni yaptı. Hatta kendisi Hanefi mezhebine mensup olduğu halde baş veziri Nizamülmülk’ün Şafii mezhebine mensup olmasını dert etmedi. Hatta vezirin kurdurduğu medreselerde çoğunlukla Şafii mezhebinden âlimlere öncelik verilmesine dahi karşı çıkmadı. Sadece ikisi de arada birbirlerine takılırlarmış, ‘sultanımız da veziriyle aynı mezhepten olsa, vezirimiz de sultanının mezhebini seçse’ gibi. Sultan ve vezir arasındaki bu tahammül halka da yansıyacak ve Selçuklu ülkesi mezhep dövüşünün etkisini diğer bölgelere göre daha az hissedecekti.

Alp Arslan’ın ordusuna, saray ve taşra teşkilatına, medrese düzenine, esnaf ve halkın yapısına bakınca hayranlık duymadan edemiyor insan. 11. yüzyıl gibi kanlı ve karışık bir çağda, üstelik kahraman bir asker olan bir sultanın bunca işi yapıp yönetmesi neredeyse bir mucizedir ve büyük bir dehaya işaret eder. Alp Arslan da veziri Nizamülmülk de hiç kuşku yok ki tüm dünya tarihinde eşine az rastlanır dâhilerdendi.

Alp Arslan’ın bu deha, mertlik ve gece gündüz süren gayretinin meyvesi olarak Bizans’ı mağlup edip Küçük Asya’yı Oğuzlara yurt olarak açması ne büyük şans. Fethin ertesi sene bir esirin darbesiyle şehit edilmesi ne büyük şanssızlık.

Allah gani gani rahmet etsin.