BÜYÜLEYİCİ EFSANELERİN YURDU: TARSUS

Türkiye’nin Güney’ine kadar gidip de Tarsus’u görmeden döndüyseniz uğruna tekrar yollara düşmeye değecek kadar fazla hikâyesi ve efsanesi olan Tarsus için yeni bir seyahat planı yapma zamanı gelmiş demektir.

Türkiye’nin en büyük ilçelerinden olan Tarsus, kendisini anlatmak için zaman geçirmenizi beklemeyecek kadar çok hikâyesi olan ve paylaşmayı seven, görmüş geçirmiş hali her tarafına sinmiş, 8000 yıllık bir dünya kenti. Yeni Taş Çağı’na ve Antik Roma’ya uzanan tarihinin enerjisi her köşesinde hissedilen bu kentin görülecek yerleri derli toplu ve birbirine yakın olduğundan birkaç saat yeterli gibi görünse de kenti tam anlamıyla hissedip gezebilmek için daha fazla zaman ayırmakta fayda var. Çünkü bu büyületici kent, onunla zaman geçirdikçe matruşka bebekleri gibi açılıp içinden bin bir çeşit hikâyesini çıkarıyor.

Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası)
Muhteşem efsaneleri ve enerjisi ile kendisine bağlayan Tarsus’un insanlık tarihindeki önemini kentin girişindeki kahverengi tabelalardan hemen anlıyorsunuz. Görülecek yerler birbirine yakın ancak Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası) merkezin dışında yer alıyor. Aslında mağaranın kendisinden çok efsanesi etkileyici…

Mitolojik tanrılara inanışın gücünü kaybettiği dönemlerde, tek Tanrıya inandıkları için eziyet edilmekten kaçan yedi genç, köpekleri Kıtmir ile birlikte bu mağaraya sığınmışlar. ‘Allah tarafından kendilerine 300 yıl süre bir uyku verildiğine inanılan bu kişilerden ilk uyananın, yiyecek almak için kente gittiği ancak elindeki zamanı geçmiş para yüzünden yakalandığı’ şeklinde anlatılan ‘Yedi Uyurlar Efsanesi’ çeşitli dinlerin kutsal kitaplarında geçmekte.

Tarsus sokaklarında büyülenmek
Kent merkezini keşfe Hristiyanların yaşadığı zamandan beri suyunun kutsal olduğuna inanılan St. Paul Kuyusu ve Antik Yol’dan başlayarak, zarif Tarsus evlerinin bulunduğu sokak boyunca yürümek oldukça keyifli…  Şahmeran Anıtı’nı,  tahmini yapılış tarihi olan 9. veya 10. yüzyıllarda kilise olarak kullanılan Eski Cami’yi ve Roma Hamamı‘nı geçtikten sonra Danyal Peygamber’in mezarının bulunduğu Makam Cami’ye varılıyor. Kentin en hareketli caddesinin hemen yanında bulunmasına rağmen oldukça ruhani bir atmosfere sahip Makam Cami’nin karşısında Ramazanoğullarından Piri Paşa’nın oğlu İbrahim tarafından 1579 yılında yaptırılan ve içinde Lokman Hekim’in mezarının bulunduğu söylenen Ulu Cami yer alıyor.

Bugün kentin merkezinde kalmış olan Kleopatra Kapısı’nın ise binlerce yıl önce Kleopatra ve sevgilisi Romalı General Antonyus’un Tarsus’ta buluşmak üzere geldiklerinde o zamanın limanı olan Gözlü Kale’de karşılanmalarının ardından kente giriş yaptıkları kapı olması ve denizin o zamanlar şehrin bu kadar içinde olduğu düşüncesi şaşkınlık verici. 

Şahmeran Efsanesi’nin peşinde
Ulu Cami’nin hemen bitişiğinde bulunan Kırkkaşıklar Bedesteni’ndeki 16 dükkânın her biri kadınlar tarafından işletiliyor. Buradaki dükkânlarda sohbet etmek bile başlı başına bir keyif. Her dükkân sahibi koyu bir sohbetten önce sizi oturtup Şahmeran efsanesini anlatmaya başlıyor. Anlatılan efsaneler birbirinden farklı ve hepsi de enteresan.

Farsça ‘Yılanların Şahı’ anlamına gelen Şahmeran, binlerce yıl önce Tarsus’ta yeraltında yaşayan ‘Meran’ adı verilen yılanların kraliçesiydi. Efsaneye göre bir gün, süt beyaz vücutlu bir yılan olan Şahmeran’ı ilk gören kişi olan Cemşab, Şahmeran’ın güvenini kazanarak yer altında cennet gibi bir bahçede Şahmeran ile birlikte yaşamaya başlar. Yıllar sonra, ailesini çok özlediğini söyleyip gitmek için yalvarır. Bunun üzerine Şahmeran da kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz vermesini ister. Şahmeran’a söz verip ailesine kavuşan Cemşab, uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmeran’ın yerini kimseye söylemez ancak bir gün ülkenin padişahının kızı hastalanır. Padişahın kızıyla evlenmek isteyen vezir, hastalığın çaresinin Şahmeran’ın etini yemek olduğunu söyleyince her yere haber salınır. Şahmeran’ı görenin vücudunun yarısının beyaz parlak pullarla kaplı olacağını bilen vezir tüm halkın hamamda yıkanması için emir verir. Cemşab’ın Şahmeran’ın yerini bildiği bu şekilde ortaya çıkar ve kuyunun yerini göstermek zorunda kalır. Şahmeran bulunup yakalandığında yeraltından çıkmadan önce yılanlar arkasından gelmesin ve kenti istila etmesinler diye padişahın kendisini misafir etmek istediğini ve davullarla karşılanacağını söyler. Cemşab’a ise, “Kuyruğumu kaynatıp suyumu vezire içir ki ölsün, gövdemin suyunu kıza içir ki kız iyileşsin, sen de başımı kaynat ve suyunu iç ki Lokman Hekim olasın.” der. Böylece vezir ölür, padişahın kızı iyileşir, Cemşab ise Lokman Hekim olur. Efsaneye göre Şahmeran’ın öldürüldüğünü yılanlar o günden beri bilmemektedirler. Tarsus’un, Şahmeran’ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından bir gün istila edileceği rivayet edilir. Bu yüzden yılanlar Şahmeran’ın hala yaşadığını düşünsünler diye her gün Davulcu Pazarı’nda davullar çalınır.

‘Yılanın zehri şifa, kadının doğurganlığı bereket olsun’ diyerek şahmeran desenli ahşap kutuyu saran dükkân sahiplerinin olduğu, tadına doyulmaz kaynar şerbeti ve Kleopatra İksiri içilen kafenin taburelerinde bedestenin atmosferini solumak oldukça keyifli. Kafenin sahibesi Serpil Hanım’ın sohbetinin dinlendiği ve efsanelerin büyüsüne kapılmanın olağan olduğu Kırkkaşıklar Bedesteni, Tarsus’un diğer görülmeye değer yerlerinin yanı sıra yola çıkmak için başlı başına bir sebep…

KAÇIRMAYIN
Tarsus Evleri’nin bulunduğu sokağın huzurunu ve güzelliğini yaşamak için bir kafede oturup kahvenizi yudumlayın.

ALIŞVERİŞ
Bedesten’in atmosferine kendinizi bırakın ve birbirinden keyifli hediyelik eşya dükkânlarında anlatılan Şahmeran efsanesinin büyüsüne kapılın.

ALIŞVERİŞ
Tarsus’un tipik lezzetleri arasında yer alan cezeryeden almadan dönmeyin. 

FOTOĞRAF MOLASI
Tarsus Şelalesi’nin kenarında bir mola verin.

LEZZET MOLASI
Her köşe başında bulunan büfelerden birinde şalgam suyu için.

LEZZET MOLASI
Kırkkaşıklar Bedesteni’nde Serpil Hanım’ın Cleopatra İksiri’ni tadın.