ÇİÇEKTEN HARMAN OLMAZ

ÇİÇEKTEN HARMAN OLMAZ

Çiçekten harman olmaz çünkü çiçektir, koklamak içindir; yâre vermek içindir, seyretmek içindir, salınmak içindir. Çiçekten harman olmaz; tazedir çünkü… Narindir… Harman olması için dökülmesi, tohuma/ürüne dönüşmesi gerekir.

Çiçekten harman olmasını isteyen “yâr” mi derde derman olmaz. Tanrım, nasıl bir acılı güzellik bilgisidir bu, devamında türkünün veriyor kendini ele; “Darılmış güle bülbül/gelip dalına konmaz…” Burada konuşan ‘gül’dür; kendisini ‘çiçek’ yerine koyan öznedir.

Burada bir cümlecik de olsa, “Gülü tarife ne hacet ne çiçektir biliriz” dizesini hatırladık, geçti…

“Çiçek ektin bitti mi?”

Bütünlüklü olarak bakarsak “yar” ile kendi arasındaki gönül ilişkisini çiçeğe benzetiyor ve harman olması için biraz zaman geçmesini söylüyor türkünün “dişi” yakıcısı… Yani, beni çiçek yapan sensin, çiçek gibi açtıran sensin, bekleseydin, harman olacak hale gelecektim, sonra seni darılttım ve uzaklaştın…

Uzatmayalım; türkü kendisi söylüyor zaten söyleyeceğini: Seyfettin Sucu’nun kaynaklığıyla türkünün Urfa çeşitlemesi şöyle:

“Çiçekten harman olmaz
Yar derde derman olmaz
Darılmış güle bülbül
Gelip dalına konmaz

Çiçek ektin bitti mi
Yâre haber gitti mi
İşittim yar evlenmiş
Başı göğe yetti mi

Çiçekler ekilidir
Odam dört sekilidir
Bir can bir canı sevse
Kim kimin vekilidir”

Öyle ya, sana açıldım diyor türkünün öznesi, gönlümün kanatları nasıl bir çiçek suretinde sana açıksa, odam da açık… Hani sen de bana açılmıştın, benim vekilimdin, burada bir yanlışlık olmalı…

Türkünün bir de Malatyalı Fahri Kayahan’dan derlenen çeşitlemesi var. Yaygın olanı da bu çeşitleme… Sadece ilk dörtlük aynı… Diğer iki dörtlük “çiçekli” olmasa da aynı hüzünlü havanın ikliminde…

“Çiçekten harman olmaz
Yar derde derman olmaz
Darılmış güle bülbül
Gelip dalına konmaz

Çektiğim acı yeter
Ocakta duman tüter
Ellerin derdi vardır
Benimki daha beter

Kalbimde bir yara var
Mektubum git yâre var
Hekim hekim dolaştım
Ne ilaç ne çare var”

İster ilk çeşitlemesiyle ister ikincisiyle dinleyin, toplam on iki dizede ve bir avucu doldurmayacak sayıda az sözcükle adsız şairimiz bize kendi aşk ve ayrılık acısını öyle bedii anlatıyor ki şaşmamak elde değil… Hiçbir boşluk, fazlalık, eksiklik yok… Boynu bükük bir çiçeğin düşleri, hayalleri, beklentileri, özlemi, gönül kırıklığı… Herkesin derdi vardır kuşkusuz ancak yakıcımızın derdi daha çekilmez… Sadece kendisi bilir çünkü… Anlatabildiği kadarı bile içimize dünya durdukça işleyecek görünmez bir sızılı hançerdir.

KİMDEN DİNLEMELİ?
Peki, kimden dinlemeli Türküyü… Urfa’dan derleneni Seyfettin Sucu’dan dinledik; Malatya’dan derleneni ise İsmail Altunsaray ile Nazlı Öksüz ikilisinden… Bu benim önerim; siz istediğinizden dinleyebilirsiniz.

Nasıl olsa yâr derde derman olmuyor.