ÇOK SATAN KİTAPLARIN YAZARI:TUNA KİREMİTÇİ

“Git Kendini Çok Sevdirmeden” kitabı ile büyük yankı uyandıran ve sevilen yazar Tuna Kiremitçi son romanı “Kendi Seven Ağlamaz” ile raflarda yerini aldı. Aşkta vazgeçmemeyi anlatan kitabı meraklılarını bekliyor.

Yeni romanı ile karşımızda olan yazar; şair, solist, besteci ve söz yazarı kimlikleri ile de kitlelerin beğenisini topladı. Son romanı “Kendi Seven Ağlamaz” raflarda yerini alınca Tuna Kiremitçi ile romanı üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Kendi Seven Ağlamaz romanınızın yazım süreci nasıl geçti?
Romanın kahramanı Sitare yıllar önce aklıma düştü. Hayatı boyunca gerçek aşkı aramış ama bulamamış bir kadın olarak. Günün birinde ustam Selim İleri’ye ondan bahsettim. Bana,‘bu kızı mutlaka yazmalısın’ dedi. Ben de daha ciddi düşünmeye başladım. Ama hikâyenin olgunlaşması zaman aldı.

Romanınızın hikâyesini özetler misiniz?
Bir zamanların çocuk yıldızı Sitare artık otuzlarında, unutulmuş ve yalnız bir kadındır. Hayatı boyunca aradığı aşkı bulamamıştır. Tam hayat onu köşeye sıkıştırmışken uzak bir şehirde çekilecek diziden küçük bir rol teklifi alır. Beş ay önce depremle yıkılmış, acılı bir şehirdir burası. Sitare gibi o da yaralarını sarmaya çalışmaktadır. Sitare orada gerçek aşkı hiç beklemediği bir şekilde bulur. Şaşırarak görür ki hayatı boyunca aradığı gerçek aşk tahmin ettiğinin çok ötesinde bir şeydir.

Romanınızın kahramanı Sitare ömrünü gerçek aşkı arayarak geçiriyor, gerçek aşkı nasıl tanımlıyor kahramanınız?
Sitare’nin asıl derdi kendisini anlayacak birisini bulmak. Çoğu insan gibi o da yalnız ölmekten korkuyor. Ayrıca çocukluğundan beri oyunculuk yapmak zorunda kaldığı için çok yorulmuş. İstiyor ki birisi ona şu âlemde yalnız olmadığını hissettirsin. Babasının ve annesinin bıraktığı boşluğu doldursun. Şanssızlığı ise gerçek aşkı hep yanlış yerlerde araması…

Çağdaş edebiyatın sevilen bir ismi olarak siz hangi yazarları okumaktan keyif alırsınız?
Selim İleri’yi ustam saydığımı söylemiştim. Aynı şekilde Attilâ İlhan, Boris Vian, Scott Fitzgerald gibi insan ruhuna dokunan yazarları da her zaman severek okuyorum. Kendi kuşağımdan da sevdiğim isimler var. Hande Altaylı, Hakan Günday ve Ece Temelkuran gibi.

Romanın kapağında, ‘gerçek aşk ayrı dünyalar arasındadır’ diyorsunuz, biraz açar mısınız?
Bence ancak iki yürek arasında sosyal bir bağ, uygun bir ortam ya da çevrenin onayı yoksa gerçek aşktan bahsedilebilir. O zaman sadece aşk vardır çünkü bu yüzden de imkânsızdır. Ödenecek bedeller vardır. Bu çelişki benim çok ilgimi çekiyor. Ancak gerçek aşk uğruna insan bu kadar belayı göze alabilir çünkü.

Romanın başında Ergin Günçe’den bir dize seçmişsiniz, neden o dize?
Şair arkadaşım Sinem Sal bir sabah sosyal medyada bu dizeleri paylaşmıştı. Yıllardır Ergin Günçe okumadığım için çok hoşuma gitti. Hemen şiirin tamamını bulup okudum. O dizeler romanın ruh haline çok uyuyordu. Bu yüzden kitabın girişinde kullandım.

Romandaki diğer karakterlerden bahseder misiniz?
Devran bir taksici… Kendisine göre çıkmazları, dertleri var ama ayakta kalmaya çalışıyor. Enis ise Sitare’nin oynadığı dizinin senaristi… Devran gibi onun da Sitare’ye ilgisi var. Bir de dizi setindeki insanlar var tabi; yönetmeni, oyuncusu, ışıkçısı, kameramanıyla. Hem birbirleriyle geçinmeye hem de tanımadıkları bir şehirde işlerini yapmaya çalışıyorlar.

Roman yazmanın en güzel ve en zor yanı nedir sizce?
Bir dünya yaratmak, karakterleri o dünyanın içinde ete kemiğe büründürmek her zaman çok zevkli. Ayrıca güzel bir roman sadece sizin izlemeniz için çekilmiş bir film. Bu da çok heyecan verici… Zor kısmıysa derin konuları yalın, anlaşılır bir dille anlatabilmek. Ancak böyle romanlar okurun kalbine dokunabiliyor.

Roman kahramanlarınızı yaratırken nasıl bir yol izlersiniz, nelerden ilham alırsınız?
Tek ilham kaynağım insan… Hayatta tanıdığım, gözlemlediğim, ahbaplık ettiğim insanlar. Ben Beyoğlu’nda büyüdüm. Orada her çeşit insan tanıdım. İçlerinde vaktiyle yıldız olmuş ama sonradan unutulmuş kayıp ruhlar da vardı. Geçmişe takılıp kalmışlardı, geleceğe bakamıyorlardı. Şimdiyi unutmak için alkole ve uyuşturucuya sığınıyorlardı. Sitare biraz o hüzünlü insanların hafızamdaki izdüşümünden doğdu.

Vazgeçince bile vazgeçemeyenlere adamışsınız kitabınızı? Vazgeçmek mi zor vazgeçmemek mi?
Herhalde vazgeçmek daha zor, her şeye rağmen bir türlü vazgeçemediğimize göre…