DAĞ ÜSTÜNE DAĞ

Dağ, dağ üzerine konur mu? Bu ne yüce bir hayaldir. Peki, dağ üstüne dağ konulsa dağ olur mu? Olmaz diyor türküde. Bildiğimiz dağ anlamında bir dağın dağ üzerine konulması mümkün mü? Sözün asıl sahibi imkânsız bir şeyden mi bahsediyor yoksa nasıl bir yük taşıdığından, taşıdığı o yükün aklî anlamda yük sayılmayacağından, bir gönül yükü olduğundan mı? Bir de yanık yarası anlamında ‘dağ’ var. Koymak fiilini kullandığına göre bu uzak anlam ama yine şöyle düşünülebilir: Bu gönül yarasını/yanığını/dağını başla bir dağ kapatmaz. Kapatmadığı gibi aslî yarayı da çekilmez yapar. Lirik/aşkî şiirin emsalsiz mısralarından biri “Dağ üstüne dağı koysam dağ olmaz…”

Elbette ah çekenin yüreğinde yağ olmaz. Yüreğin yağ bağlaması rahat, dingin olmayı gerektirir. Derde düşenin, dağ üstüne dağ koyma çaresinde/kaygısında olanın yüreği yağ tutmaz. Ah da bir dağ değil midir sonuçta?

‘Yüz yaram var hiç birisi sağ olmaz’ diyor devamla türküyü yakan dudaklar. Hiç birisinin sağ olmayacağını ikrar ederek, yaraları için söylüyor. Sağ olmaz da demiyor aslında “sağalmaz” diyor. Yine de bazı yaraların taze kalarak sağaldığının bilincinde. Yoksa söylemezdi bu alevden dizeleri.

Sözü uzatmadan türküye gelelim. Sözleri şöyle:

“Dağ üstüne dağı koysam dağ olmaz
Ah çekenin yüreğinde yağ olmaz
Yüz yaram var hiç birisi sağ olmaz

Konma bülbül konma mezar taşıma
Bu genç yaşta neler geldi başıma

Nazlı yârim sen yarama bakarsın
İy(i) olmazsa neşter alıp yararsın
Demedim ki aşk oduna yakasın

Konma bülbül konma mezar taşıma
Şu genç yaşta neler geldi başıma”

Türkü bu kadar…

İkinci üçlükte kendi çektiğini nazlı yârinin çekmemesi dileği de var.

Türkü Adnan Çilesiz’den alınmış. Elazığ yöresinden. Salih Turhan repertuara kazandırmış.

Kimden dinleyelim dersiniz? Ben Erkan Oğur-Esat Kabaklı ikilisinden dinlemeyi seviyorum. Paşa gönlünüz bilir.