Danimarka Demiryolları

Danimarka Demiryolları

Son yıllarda sık sık dile getiriyorum. Hayat ve yazı ilişkisi hem doğal, yani organik, hem de tam bu nedenle, tıpkı bir bahçe olan aşkın bakım istemesi gibi, çok özen, dikkat ve bakım isteyen bir ilişki, bir ikili. Hem de hayat deyince, en çok da zaman isteyen bir şey. Zaman ayırmak, yoksa da zaman bulmak, yaratmaksa aşkın olmazsa olmazlarından, yazının da öyle. Peki ya yoksa, bulamıyor, yaratamıyorsan ne olacak? Cem Karaca’nın şarkısındaki gibi “Hep kahır hep kahır” mı olacak?

Zaman bulamıyorsan zaman seni bulsun denir mi yoksa zaman yoksulu biri olarak ben mi yakıştırıyorum? Her ne halse, işte zaman, en çok da yazı zamanı beni de gelip olmadık yerlerde buluyor! Olmadık yer demek işin şakası! Otobüs, metro, metrobüs, tramvay, dolmuş, vapur, motor, uçak ve elbette trenler de benim yazı ve şiir araçlarım! Yalnız benim mi, ben bunları şikayet gibi değil övünerek söylüyorum, ama benim gibi gevezelik etmeden, işini sakince gören, yazıp çizen pek çok yazıcı olduğuna da eminim. Nereden mi biliyorum? Eski muharrirlerin dediği gibi, artık o kadarı da meslek sırrı olsun!

Yolun yarısına geldik. Danimarka Demiryollarının Kopenhag’a giden trenine bindik. Tabletini çıkarmış, kah trenin penceresinden manzaraya bakarak, kah gözleri uzaklarda ama kendi içine dalmış, kah inip binen yolcuları süzerek yazı yazan adamla karşılaştık. Her gün değil ama sık sık iş için Kopenhag’a giden bu adam Peder Frederik Jensen’miş. Yazarlığı okulunda okuyup öğrenmiş, hem habercilik yapıyor hem de roman ve öykü yazıyormuş.

Biz de açtık kitabı okumaya koyulduk: Danimarka Demiryolları (Dancadan Çeviren: Sadi Tekelioğlu, Kalem Kültür Yayınları, Nisan 2018). Nermin Mollaoğlu adını duydunuz mu? Edebiyat çevrelerinin, sadece Türkiye’nin değil pek çok ülkeden şair, yazar ve çevirmenin de çok iyi bildiği bir isim. Kalem Ajans’ın kurucusu, ITEF-İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’ni de hayata geçiren ve İstanbul’a örnek uluslararası bir edebiyat festivali kazandıran Nermin, Türkiye’nin gönüllü kültür elçilerinden. Uzun yıllardır pek çok yazarımızın yapıtlarının dünya dillerine çevrilmesi, tanınması, okunması ve sevilmesinden birinci derecede sorumlu kişi. Yurtdışında bir kaç yerde, ondan söz ettiler bana, Tiflis’te örneğin. Daha 20 gün önce Semerkand yolundaydı örneğin. Kitaba, edebiyata adanmış bir yaşam. Edebiyatımıza yaptığı katkılarla hatırlanacak bir isim. Tabii ekibiyle beraber.

Danimarka Demiryolları’nın da aralarında olduğu birbirinden şahane 7 öykü kitabını Avrupa Birliği desteğiyle yayımlamış. Teşekkür ettik ve Danimarka Demiryolları ile başladık. Birbirinden sert 25 öykü. Birinin adı “Little Turkey”, “Küçük Türkiye”, Kopenhag’da yaşayan bizimkiler de var içinde. Öyküleri ‘şiirsel düzyazı’ diye nitelendirilmesine karşın, sanırım lirik olmaktan çok, epik, yalın ve dolaysız olmalarıyla, bir de ekonomik oluşlarıyla ‘şiirsel’ diye adlandırılmış olmalı. Belki de iyi bir şiir kitabı gibi, tüm şiirleri hemen okuma hevesi verdiği için de şiirle ilişkili olduğu söylenebilir.

Adında, içinde tren, demiryolu, gar geçen her şeyi çok severim, kitapsa okur, filmse izler, şarkıysa dinler, hele yolculuksa atlar giderim. Kim gitmez! Her ay Eskişehir’e gidiyorum, Danimarka Demiryolları’yla değil tabii, TC Devlet Demiryolları’yla, yani yılda en az 7 kez gidip, 7 kez de dönüyorum İstanbul’a. Yurtdışında bindiğim trenleri de eklersem, yılda ortalama 20 kez biniyorum trene.

İyi kitaplar böyledir, yeni kitaplar için esin verirler, ama trenler de kitapların, şiirlerin, öykülerin evveleski esin kaynağı, hatta aracı değil midir?