DEĞİŞEN İSTANBUL’UN RENKLERİ

DEĞİŞEN İSTANBUL’UN RENKLERİ

Jean Chesneau Hıristiyan bir Fransız, Dorina L. Neave ise Hıristiyan bir İngiliz. İki şahıs da İstanbul’da birer büyükelçinin yanında yaşarlar. Özel bir görevleri yoktur. İkisi de rahattırlar, istedikleri gibi gezip tozup, herhangi bir birime veya kişiye rapor yazmak şeklinde değil, kendi özel bakış açılarıyla, olay ve kişileri gözlemleme, bunları rahat bir şekilde yazma imkanına sahiptirler. Bu yüzden hatıratları çekici, rahat okunur ve önemli.

İki yazar da büyükelçinin yanında yaşadıkları için hem günlük hayata hem de siyasi olaylara yakın dururlar. Hatıratlar ne kadar bireysel tecrübelerden yola çıkılarak yazılmış olsa da dönemin siyasi atmosferini ve insanlarının anlayış ve yaşayış şeklini günümüze taşıyabilirler. Bu yüzden hatıratların karşılaştırılarak okunması birçok yönden ilginç fikir ve tespitlere ulaşmamızı sağlar.

Jean Chesneau, 16. yüzyılda, Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’a gelir, orduyu ve resmi törenleri izleme şansına erişir. Chesneau Sultan Süleyman’dan “Büyük Efendi”, “Büyük Türk” diye söz eder. İfadelerinden derin bir saygı, daha doğrusu hayranlık, bir miktar da korku sezilir. Chesneau Osmanlı devlet ve ordusunun büyüklüğüne şahit olmuş, sultana karşı duyulan sevgi ve saygıyı hissetmiştir. Öyle ki kendi özel notlarında dahi ona karşı çirkin ifadeler kullanmaktan çekinmiştir.

Diğer taraftan Dorina L. Neave 19. yüzyılda yaşar ve II. Abdülhamid Han’la ilgili “Lanetli Sultan” veya “Büyük Katil” diye söz eder. Bireysel hatıratında bu ifadeleri rahatlıkla kullanabildiğine göre sultana dönük bir endişe, saygı, korku veya sevgi beslememiş, hatta ondan hiç çekinmemiştir. Madem II. Abdülhamid bu kadar “zalim”, “despot” ve “kan içici”ydi öyleyse bir İngiliz hanımefendisi, onunla ilgili nasıl böyle ifadeler kullanabilmiş? Bunu Osmanlı’nın 19. yüzyılda yaşadığı itibar kaybıyla açıklayabilir miyiz? Veya bu bakış açısından Osmanlı’nın 19. yüzyıldaki çöküşünü, dağılmasını, hatta yok olmasını okuyabilir miyiz?

İlginçtir, Neave yirmi altı, Chesneau yedi yıl kadar İstanbul’da yaşamalarına rağmen Müslümanlar ve İslam’la ilgili yanlış bilgilere sahiptirler. O kadar yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra neden ve nasıl bu kadar yanlış bilgi ve fikir edinilmiş olabilir?  Hem 16. hem de 19. yüzyıllarda Batı, Osmanlı’yı ve Müslümanları tanımak ve anlamak istememiş. Onlar daha çok devletin gücü ölçüsünde Osmanlı’ya ve İslam’a dair görüş ve bakış açısı geliştirmişler. Ne zaman devlet güçten düşmüş, o zaman devletin olumsuz yönlerine odaklanmışlar. Ne zaman devlet gücünü bütün dünyaya gösterebilmiş, o zaman da devletin ve halkın olumlu yönlerine yönelmişler. Her ikisinde de gücün arkasındaki nedenlerini araştırmak, bulmak ve o güce bir şekilde sahip olmak niyetiyle hareket etmişler.

Chesneau ve Neave Müslümanların şehrinde yine kendi dinlerinden insanlarla birlikte olmayı yeğlemişler. Onların hatıratları biraz da Osmanlının Hıristiyan tebaasının bakış açısını yansıtır. Sonuçta İslam’la ilgili Osmanlının Hıristiyan tebaasından bilgi almışlar; biraz da onların gözünden ve yorumlarından yola çıkarak İstanbul’a bakmışlardır. “D’Aramon Seyahatnamesi” ve “İstanbul’da Gördüklerim” bu açıdan okunduğunda ayrı bir öneme kavuşur, renklenir. Ne belli, belki de bu güne kadar görülmek istenmeyen veya karanlıkta kalmış birçok düşünceyi gün yüzüne çıkarır.