Didim

Didim

Evden sokağa kaçmak. Odadan balkona çıkmak. Avludan bahçeye… düşmek mi, açılmak mı, girmek mi, sığınmak mı? Avlu şehir, bahçe kır. Avlu, şehre içerden bir seçenek. Şehri yumuşatan, yavaşlatan, birbirine bakan, “birbirimizin yüzüne bakıyoruz” diyen evlerin, daha doğrusu göz göz odaların uygarlığı, iyiliği, haldenbilirliği, görgüsü. Şehir avluya sığmaz ama, bazen sığınır. İnsanların da birbirlerinin gözlerine sığınmaları, birbirlerinin gözlerinde yaşamaları, büyümeleri, yetişmeleri, iyileşmeleri gibi. Avluları gördüm, sevdim, sığındım, soluklandım, oralardan göğe baktım. Avludan göğe bakan içine de bakar, komşusuna da, başkasına da. En çok da Anadolu’da ve dolaştığım başka ülkelerde, Akdeniz, Arap ve Endülüs kokulu şehirlerde uydum avluların çağrısına. Bahçe sonradır. Bahçe, içerinin dışarıyı özlediği, göresi geldiği vakittir. İnsan içindeki bahçeye çıkmak ister de tıpkı Necatigil’in “Bazı şiirler bekler bazı yaşları” dizesi uyarınca, bazı yaşları, zamanları, yaşamaları, dönemeçleri, insanları bekler. O güne dek de bahçenin kapısını açmaz, içeri adım atmaz. Orada artık ne büyür, ne yetişirse! Gül, begonvil, zakkum, ortanca, nar, kayısı, kiraz, elma, dut, incir, ceviz, diken, ayrıkotu, dulavratotu… İnsan daraldığında olsun içbahçeye dönse, oradaki çiçeklerin, yeşillerin, yaprakların, adını şart değil, huyunu, suyunu, tabiatını öğrense, çoktur unuttuğu, izini yitirdiği çocukluk arkadaşlarını yeniden bulmuş gibi olmaz mı? İçimdeki bahçeye dönemedim ama 25 yıldır içbahçe gibi bir bahçedeyim. Eski Didim Bahçesindeyim. Hem içimdeki, hem düşümdeki, hem dışımdaki bahçede. “Bir yanımız bahar bahçe” şarkısının içindeyim. Belki nakaratındayım. Olsun, bir bahçede olmak, neresinde olursanız olun, düşünde, şiirinde, akşamında, sabahında, hatta güzünde bile güzeldir. Güzelbahçe. Orada otururdu en sevdiğimiz dostlardan Mehmet H. Doğan. Şimdi Yalı köyünde bir serin köşede, çeşmeye yakın yatıyor. Çok susayan biriydi. Mehmet abiyle ilgili yazıları bir kitapta toplamıştık, O Güzel Bahçede. Sonra bir bahçemiz daha oldu, en yeni, en taze, en renkli bahçemiz, Narbahçe. İdil’le benim biricik varlığımızın, kızımızın adını taşıyor. Orası artık evden de bağımsız, başlıbaşına bir bahçe. En eski bahçem Gülün bahçesidir, annemin bahçesi. Annem şimdi o bahçede anıları bekliyor, akşamüstünü dinliyor. Gözü hem yolda hem seste. 25 yıldır da bu bahçedeyim, yaz ve güz bahçesi. Ege’nin kalbinde, denizin üstünde, ağaçları, çiçekleri, günbatımları, kedisi, köpeği, serin ve yeşil sokakları, çoğu azrailden saklanır gibi buraya saklanmış sakinleri ile, azrail de onları çoğun görmezden geliyor, uygarlığın bahçesi gibi. Burası Didim, Yanında Milet var. İnsanlığın yetiştiği bahçe. Yaz mutluluğu diye bir şey varsa, burada buldum. Hem bağ hem bahçe. Hem arkadaşlık hem aşk. Hem çocukluk hem olgunluk. Hem şimdi hem hatıra. Hem eski hem Didim hem bahçesi. Mesrur Beyin ve Neriman Hanımın bahçesi. Çocuk bahçesi aslında, üç çocuk, Sinan, İnci ve İdil, orada hem çocuk olmuşlar hem bahçe, hem de bahçe kardeşi. Şimdi Nar orada çocuk oluyor. Nar’a her yer bahçe ama, en çok da Didim bahçe. Yalnız insanlara mı? Belki daha çok da, tabii İnci’nin yüzü suyu hürmetine dostlarımıza bahçe. Kırpık vardı, benim de en iyi arkadaşlarımdan, yazları Didim’de, diğer mevsimlerde İzmir’de. Adlarını unuttaracak kadar sevimli ve çok olan kedi ahalisi. Üzüm’den saymaya başlayın. Şimdi de İnci’nin Kızım, Nar’ın Ahududu dediği, Neriman hanımın Ahu gözlü diye inceden dalga geçtiği bir sokak köpeği, ki şimdi bahçe köpeğimiz oldu, kaplumbağalar, kirpiler ve niceleri…

“Eski Didim Bahçesindeki ilk yaz/Üzümlere baka baka büyüdüydü hayat/ küçücük bir bağdan ibaretmiş duygusu”. Yine büyür. Eski Didim, bizim hem bağımız hem bahçemiz çünkü.

haydar ergülen