DİLSİZİ DİLLENDİREN BAKIŞLAR…

Kişioğlunun yüzünün halleri, kişioğlunun kullandığı dillerden daha çok şey anlatır. Öyledir. Vücut dili, beden dili, ‘hâl dili’ ve buna benzer dillerin bütün çağrışımlarını da içeren bakışlar, öyle ki bazen dille bile anlatılamaz. Sadece kalbinize dokunur, ruhunuza dokunur.

Uzatmayalım ve türküye gelelim:

Su gelir millendirir: Bakışın su gibidir, hayat verir, öyledir de, boşuna akmıyorsun, bakışınla birlikte benim çekmekle mükellef olduğum bir yük de var, millendirmesi ondan…

Çayırı çillendirir: Çillenmek fiili görsel olarak, yeşille su renginin karışımından oluşan bir çillik olduğu kadar, çayırın canlanmasını da içeriyor. Çillenmek aynı zamanda bir tohumun yeşermesi anlamında da kullanıyor. Suyun gelmesiyle açılıyorum, renkleniyorum, ışkın veriyorum, canlanıyorum.

Senin o bakışların/Ahrazı dillendirir: Burada söz sukut etmeli… Bakışın dilsizi dillendirmesini yine dille anlatmaya kalkmak bildiğimiz bütün sözcükleri unutturacak dilliyi ahraz kılacak bir hayreti de içkin aynı zamanda…

Su gelir taşa değer: Suyun yönünde, gelişinde yahut senden bana olan bakışta bir sertlik, çözemediğimiz, çözmeyi umduğumuz bir şey var.

Kirpikler kaşa değer:  Ondan bakışın bütün dikkatleriyle açık, bu aynı zamanda alabildiğine bir bedii durum, senin güzelliğini de ortaya çıkarıyor. Zira kirpiklerin kaşına değecek kadar güzelsin.

Merak etme sevdiğim/Bir gün baş başa değer: Bu suyun akması gibi doğal bir süreç… Millendirse de, taşa değse de, benim gönlüm deniz, senin bakışın, halin akan bir ırmak, bir gün bana kavuşacaksın…

Dahası da var da, türkü söylüyor zaten:

Su gelir millendirir
Çayırı çillendirir
Senin şu bakışların
Ahrazı dillendirir

Gitme uzak yollarına kurban olduğum/Tatlı söyler dillerine hayran olduğum

Su gelir taşa değer
Kirpikler kaşa değer
Merak etme sevdiğim
Bir gün baş başa değer

Türkü bu kadar. Eklemeleri, farklı yörelerden derlenenler de var. Biz Kırşehir yöresini esas aldık. Çerkeş’ten Muzaffer Sarısözen de derlemiş türküyü… Erciş ve Çorum çeşitlemeleri de var.

Peki, kimden dinleyelim bu türküyü? Elbette Neşet Ertaş’tan… En içli o söylüyor çünkü…