DOĞALLIĞIN HİKÂYECİSİ: CEMAL ŞAKAR

Cemal Şakar’ın “Öykünmek” hikâyesinde kahraman, “Doğallığı beceremiyoruz.” diye söylenir. Hikâye bir tiyatro salonunda geçer. Sahne, izleyiciler ve oyuncular vardır. Dekor bir köy evidir. Anlatıcı tiyatroya gitmiş, oyunu izlerken kendi kendine söylenen biridir. Bu arada hem oyun hem de kendisi hakkında düşünür. Oyundaki Misafir de kendi kendine düşünür. Bunlar iç konuşma tekniğiyle verilir. Bu şekilde hikâyeye yeni boyutlar kazandırılır. En sonunda ise anlatıcı, oyuncuların izleyicileri görmediklerini fark eder ve sorar: “O zaman bu sözler kime?” Salondan çıkmak ister ama henüz oyun bitmemiştir. Belki de piyesin içinde kendisi de bir oyuncudur.

Cemal Şakar Pencere’de (İz Yayıncılık, 2014)  birkaç boyuttan oluşan, bir olayı birkaç bakış açısıyla gösteren hikâyelere yer verir. Kitapta dokuz hikâye vardır. Bunlardan beşi ‘Pencere’ hikâyesinin bölümlerini oluşturur. Diğer dört hikâye müstakildir. ‘Pencere’ ve ‘Otağı’da olaylar yine bir köyde geçer. Cemal Şakar köylüleri doğallıkları içinde aktarmaya ve konuşturmaya çalışır. ‘Öykünmek’te, “Doğallığı beceremiyoruz.” diye söylenen karakter, bir nevi Cemal Şakar’ın hikâyeleri kurgularken gözettiği ölçüyü de ele verir.

Fakat hiçbir sanat eseri sadece doğallıktan oluşmaz. Onda asıl olan kurgudur. Sanatçı kurguyu öyle bir oluşturmalıdır ki kurgunun kurgu olduğu anlaşılmasın. İzleyici ve okuyucu, sanatçıdan bunu bekler. Fakat okuyucu hayatın olduğu gibi metne geçirilmesine veya hikâye edilmesine de tahammül gösteremez. Sağlam, açığı olmayan bir kurguyla aslında o inandırıcı hareket, olay ve diyaloglar peşindedir. Sanat, bu paradokstan meydana gelir ve beslenir. Cemal Şakar tiyatro izleyicisi karakterine bunu söyletmek ister.

Yapmacıklık yok
Pencere’de Cemal Şakar doğallığı yakalamıştır. Örneğin ‘Pencere’ hikâyesinde hiçbir yapmacıklıkla karşılaşmayız. Kaza sonucu sakat kalan dostun hal, hareket ve sözleri; onu ziyarete gelen yazarın düşünceleri; misafiri karşılayan liseli gencin ideal ve merakları; ev hanımının telaşı gayet yerindedir, eksiği veya fazlalığı yoktur, herhangi bir köye gidildiğinde görülecek cinstendir. ‘Öykünmek’teki tiyatro izleyicisi de öyledir. Fakat oyundaki Ev Sahibi’nin bilgeliği mesela abartılır. Yolcuyu misafir eden ihtiyar köylüyü bilgece konuşturmaya çalışmak zorlamadır. Anlatıcı buna gerek yok diye düşünür. İhtiyarların bilgelikleri ayrıca gösterilmeye ihtiyaç duyulmayacak kadar sade ve gösterişsizdir.

Cemal Şakar köylüleri doğallıkları içinde ele alarak, aslında Türk hikâyeciliğindeki bir yanlış anlamaya da işaret eder. Bu da realizm/gerçekçilik anlayışıdır. Kurgu içinde doğallığın başarıyla yakalandığı hikâyeler aslında realisttir. Diğer türlüsü iki uç noktadır. Hayatı, insanları oldukları şekilleriyle hikâyeye aktarmak, kurguya zarar verir. Kurgunun amacına terstir, çünkü insanlar zaten bildikleri bir şeyi okumak istemezler. Ona yeni boyutlar katılmalıdır. Bununla birlikte hikâye tamamen gerçeklerden koparılmamalıdır, hayata, yani okuyucuya dokunmalıdır. Çünkü bu, okuyucuyu tutmanın, hikâyeyi ilginç kılmanın, diğer ifadeyle katılacak yeni boyutlar için zemin oluşturmanın yoludur. Öyle olduğunda anlatılmak istenilen vefa, misafirperverlik, fedakârlık, cömertlik, nezaket, saygı ve güzel ahlak okuyucuda tesirini gösterir; gerçekçilik yakalanır. Diğer türlüsü yapmacıklığa, suniliğe düşmek, dolayısıyla inandırıcılık ve ikna ediciliği yitirmektir.

Cemal Şakar’ın Pencere’de yapmaya çalıştığı ve bizce başardığı şey, bu doğallık yani gerçekçiliktir.