DOĞAN CÜCELOĞLU: İLETİŞİM KAZALARINA DİKKAT

Kimsenin ölmediği ve yaralanmadığı bir kaza düşünün. Evet, maddi hasar da yok ancak zarar büyük… Kazazedelerden biri yanlış anlaşıldığından yakınıyor, diğeri dinlenilmediğinden şikâyetçi… Sonrası boşanmalar, istifalar, iyi yetiştirilemeyen çocuklar, isyankâr gençler… İletişim konusunda yaptığımız hataları Türkiye’nin en önemli iletişim psikolojisi uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu’na sorduk.

İletişim konusunda yaptığımız bazı hatalara ‘kaza’ diyorsunuz. Bu ifadeyi neden tercih ediyorsunuz?
Kaza’ diyorum çünkü taraflardan biri gönderilen mesajı algılayamazsa veya kendi algıladığı gibi mesaj gönderirse dönüşü olmayan bir yola giriliyor. Zira iletişim tekrarlanamaz. Aynı kelimeleri aynı sıralamayla kullansanız dahi sizde ve karşınızdaki kişide aynı etkiyi yaratmaz.

Peki, bir genelleme yapmaya çalışırsak iletişim kazalarının temelinde ne yatıyor?
İletişim kurmaya başladığımız ilk yıllardan itibaren biriktirdiklerimiz… Gözünüzde canlandırın; annesi beş yaşındaki oğlunu dışarı çıkartmadan önce önünde eğilmiş, ayakkabılarını giydirirken ‘bakarsın, büyütürsün; ilerde elkızını alır anasını unutur’ diyor. Çocuk büyüyüp evleniyor. Kendisini eşine çok yakın hissettiği zaman ‘annemi unutuyor muyum acaba’ diyerek suçluluk duyuyor. Eşine tavır koyup ondan uzaklaştığı zaman annesine karşı sözünü tutacağını düşünüyor. Çok tanıdık bir hikâye değil mi? Bu kültürümüzün bir parçası ve ne yazık ki sonuçlarının farkında bile değiliz. Yoksa hiçbir anne çocuğuna böyle bir zarar vermez.

Kız çocukları için de böyle tuzaklar var mı?
Kesinlikle! Anneler kızlarını ‘erkekler kadir kıymet bilmez, baştan kendini ezdirirsen sonunu alamazsın’ diyerek uyarıyor ve erkeklerle ilgili birçok olumsuz genelleme yapıyor. Kadın güçlü olmak istiyor ancak erkeğin karşısında kas gücü bunun için elverişli değil. Bu yüzden güç savaşını başka yollarla sürdürüyor. Erkeğin ailesi de çocuklarını kadınlara karşı uyarıyor ve evlilik daha başlamadan önce baskın kuvvet olmak için mücadele başlamış oluyor. Bunu başlatan çiftlerin aileleri… İki taraf da çoğu zaman çocuklarını kaybetme korkusuyla çiftleri kendi taraflarına çekmeye çalışırken ipleri kopartabiliyor.

Türk toplumunun klasik yapısında iletişim kazalarına sebep olan başka unsurlar da var mı?
Bazı geleneklerin ve normların da bizi şekillendirdiğini söyleyebilirim. Avrupa’da uzun süre yaşayıp Türkiye’ye döndükten sonra bir sabah Caddebostan’da yürüyüş yaparken tanımadığım bir kadına ‘günaydın’ dedim. Kadın bana ‘pis terbiyesiz’ deyip gitti. Başımdan geçeni Adana’daki bir seminerde anlattım ve adamın biri bana ‘kadın haklı, kocası görse; bu adamı nerden tanıyorsun diye sormaz mı?’ dedi. Adam haklı, ben bir iletişim kazası yaptım. Tıpkı bir trafik kazasında olduğu gibi kurallara uymadım ve sonuçlarına da katlanmak zorunda kaldım.

Tanımadığımız insanlarla iletişim kurmaya çalışırken nasıl hatalar yapıyoruz?
İlk hatayı iletişimin ne zaman başladığını bilmediğimiz için yapıyoruz. Yaptığın, yapmadığın her şeyin mesaj değeri vardır. Yanınızda başka birileri de olduğu halde asansörde tavana bakmanız da bir mesajdır ve mesaj varsa iletişim başlamıştır. Ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır ancak var olduğu gerçektir. Örneğin bizim toplumumuzda çocuklar yabancı biriyle karşılaştığı zaman kafasını önüne eğer. ‘Adın ne?’ diye sorarsın, cevap vermez; dikkatini çekmeye çalışırsın ama kolay kolay tepki vermez ve bu normal karşılanır. Ancak diğer toplumların birçoğunda bunun tam tersi bir durum var; çocuklar tanımadıkları kişilere karşı meraklı ve konuşkanlar. Yabancı birini gördüğünde dikkatini çekmeye çalışırlar. Çünkü küçük de olsa bir birey olduğunun farkındadır.

Çocukların karıştığı iletişim kazalarına sebep olan şey onları ‘adam’ yerine koymamamız mı?
İletişim kelimesinin Türkçeye 1972 yılında girdiğini biliyor musun? Neden sence? Çünkü o döneme kadar birey olmanın bir önemi yoktu. Baba, çocuğunu birine tanıtırken ‘bu da bizim büyük oğlan’ diyordu. Çocuklar birey olduklarını hissettiren hiçbir şey görmeden büyüdüler. Oysa onlar birer ‘küçük insan’ ve ciddiye alınmaları gerekiyor. Onlarla iletişim kurarken önemsendiklerini gösterirseniz, fikirlerine ve tercihlerine saygı duyarsanız sorun kalmaz. En önemlisi de onları dinlemeniz ve bunu yaparken de göz hizalarına inmeniz. Bu çok önemli… Onlara asla tepeden bakmayın.

İletişim kazalarını hasarsız atlatmak için emniyet kemerinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
Dinlemek. En önemli hatalarımızdan biri bu… Dinlemek derken sadece karşı taraf konuşurken sessiz kalmaktan bahsetmiyorum; bahsettiğim şey tüm gereklilikleriyle dinlemek. Örneğin bizim toplumumuzda babalar çocukları için gözünü kırpmadan canını ortaya koyar ama aynı baba o çocuğu çoğu zaman adam yerine koymaz. Çocuk bir şey sormak istediğinde yeterli sabrı gösteremez, onun söylediklerine kulak vermez, hatalarıyla eğlenir.

Kusursuz bir dinleme için nelere dikkat etmemiz gerekiyor?
Bunu yaşadığım bir olayla anlatmak istiyorum. Yurt dışında eğitim verdiğim dönemde bir aile ziyaretim sırasında odaya dört yaşında bir çocuk girdi. Dedesi onun yanına geldiğini görür görmez dizlerinin üzerine çöktü ve torununun göz hizasına indi. Bakakaldım! Psikoloji profesörüyüm ama bu benim aklıma gelmezdi. Ona ‘çocuklarınıza da mı aynı şekilde davranırdınız?’ dedim. ‘Biz böyle biliyoruz, çocuklar küçük insanlardır’ dedi. Ayrıca çocuklarla konuşurken ‘aman da ne tatlıymış, yerim ben seni’ demiyorlar; yaşı ne olursa olsun karşılarındakine insan olduğunu hissettiriyorlar.

Bizim toplumuzda böyle olmamasının sonucu olarak sormayan, sorgulamayan çocuklar yetiştiğini söyleyebilir miyiz? 
Kesinlikle öyle. Sorularına cevap verilmeyen, fikirleri ciddiye alınmayan çocuk düşünmeyi bırakıyor. Çocuk size bir şey sorduğunda cevap vermeden önce o konu hakkında fikrini alırsanız onu düşünmeye sevk etmiş olursunuz. Yaratıcı bir çocuk yetiştirmenin temelinde bu vardır. Amerika’daki okulumda en çok pirim yapan öğrencilerin tamamı her konuya itirazı olan, gıcık tiplerdi. Onlar değerliydi çünkü farklı bir şey söyleyebiliyorlardı. Böylece itiraz etsek de, saçma bulsak da hepimiz düşüncelerimizi sorgulamak ya da yeni şeyler düşünmek zorunda kalıyorduk.

Çocukluğumuzda özgüvenimizi geliştiremediğimiz için mi toplum içinde sürekli maskelerle dolaşıyoruz?
Aslında daha çok olduğumuz gibi görünürsek dışlanacağımızı sandığımız için maskeler takarız. Olduğumuz gibi değil onların olmamızı istediği şekilde görünmeye çalışırız.

Bu maskeleri takmanın temel sebebi kabul edilme düşüncesidir. Ne olduğumuz değil başkalarının bizi nasıl göreceğini düşünerek iletişimde bulunuruz. Bunu sadece olumsuz anlamda düşünmemek gerekir. Çünkü toplum yaşantısı içinde insanın sürekli kendisi olması söz konusu olamaz. Tek sorun yakın ilişkilerde bulunduğumuz kişilere taktığımız maskelerdir.

Hasarsız iletişim için azami kurallar

  • İletişimde üslup, her zaman içerikten üstündür, verdiğiniz sözsüz mesajlara dikkat edin.
  • Önce beyin, sonra ağız devreye girmelidir. Ayrıca bazen susmak da bir iletişim kurma şeklidir.
  • Başkalarının bizi anlamadığını söylemek suçumuzu görmezden gelmektir. Kaza tutanağına kendinizden başlayın.