Doğanın Kalbinde Bir Afrika Deneyimi: Safari

Doğanın Kalbinde Bir Afrika Deneyimi: Safari

Afrika, kanunları doğal hayatın koyduğu, sınırların tamamıyla anlamını yitirdiği, doğal yaşamın en özgür topraklarına sahiptir.

Gerçek anlamda boşluk duygusu veren bu altın renkli coğrafya, sınırsız toprakları ve varılması imkansız gibi duran ufkuyla, yeryüzünün kıskanılan alanlarıdır ve insana ne denli küçük olduğunu hissettirir. Asıl sahipler; sabah güneşinde oynaşan yarasa kulaklı tilkiler, kükreyerek salınan aslanlar, nehir yakınlarındaki su kuşları, zürafa, zebra, fil, sırtlan, topi, antilop ve göç yolundaki wildebeest gibi canlılarındır.

Büyük Beş

Afrika turizminin belkemiği safari turlarıdır. Safariye çıkan birçoklarının iddiası, “Büyük Beş”i (Big Five) görebilmektir. Safarinin zaferi böyle ölçülse de bu her zaman mümkün olmaz. Yine de Büyük Beş’in peşinde ciplerde geçen yolculuk çok daha heyecanlı hale gelir. Büyük Beş’in hayvanları; aslan, leopar, fil, bufalo ve gergedandır. Safarilerin en bağımlılık yapan yanı, sadece hayvanların peşine düşmenin heyecanı değil aynı zamanda safari şirketi için çalışan, bölgeyi karış karış tanıyan ve hayvanların dilinden anlayan rehber/şoförlerin anlattığı hikayelerdir. Gözleri keskin, hangi çalının ne tür tehlike gizlediğini bilen, uzaktan gördüğü hayvanın yaşını söyleyebilen ve iz sürebilen rehberler, tecrübeleri, hikayeleri ve doğal hayat bilgileriyle safariyi muhteşem bir deneyime dönüştürür. Ayrıca yanlarında, kuş ya da hayvanları daha detaylı öğrenmek isteyenler için kitap da bulundururlar. İlk karşılaşmada size iki sözcüğü öğreteceklerdir; “Jambo!” (merhaba) ve “Hakuna Matata” (sorun yok)…

Bozulmamış ekosistem                                                                                                                                                       

Doğu Afrika ülkesi Tanzanya’da bulunan, yaklaşık 15 bin kilometrekareye yayılarak, sonsuzmuşcasına uzanan düz savan Serengeti Milli Parkı, yeryüzünün en bozulmamış ekosistemlerindendir. Tanzanya, el değmemiş doğal yaşamı, köyleri ve milli parklarıyla, gerçek bir Afrika deneyimi sunar. Safari demek Serengeti Milli Parkı demektir, bir efsanedir. Yaklaşık bin yıldır buralarda sığırlarını otlatan kabile Masailer’in dilinde “Siringitu”, “sonsuz topraklar” anlamına gelir. Her yıl yaklaşık 90 bin turistin ziyaret ettiği, UNESCO Dünya Mirası listesindeki Serengeti Milli Parkı’nı, Machu Picchu, Angkor Wat ya da Giza Piramitleri gibi dünyaca ünlü rakiplerinden ayıran çok önemli bir özelliği var; doğallığı. En deneyimli gezginin bile rüyalarına giren Serengeti yeryüzünün en eski ekosistemlerinden. İklimi, bitki örtüsü ve faunasıyla son bir milyon yıldır neredeyse hiç değişmemiş. Yeryüzündeki en fazla memeli hayvanı barındıran bu el değmemiş alandaki hayvanlar ayrıca Afrika’nın herhangi bir yerinde görülenlerden çok daha iri ve daha güçlü olma özelliğine de sahipler.

2 milyon yıl önce

Serengeti Milli Parkı sınırları içinde yer alan Ngorongoro Krateri Koruma Parkı, Tanzanya’da bulunan üç UNESCO Dünya Mirası ünvanlı yerden biridir ve Afrika’nın en çok ziyaret edilen vahşi yaşam destinasyonlarının başında yer alır. Zaman zaman dünyanın 8. harikası olarak da adlandırılan Ngorongoro Krateri, aslında patlamış bir yanardağ ve çukurdur. Kilimanjaro’dan yüksek olan bu volkanın, 2 milyon yıl önce zaman zaman patlayarak kendi üzerine çökmesiyle bu tabanın oluştuğu tahmin ediliyor. Manzaranız; ormanlar, zirveler, kraterler, vadiler, nehirler, göller ve ovalar… Flamingo dolu bir gölün de bulunduğu Ngorongoro Krateri’nin zemini dünyada en çok yırtıcı hayvanın yaşadığı yer olarak biliniyor. Bir aslan, sırtlan, çakal ya da leoparla karşılaşmak sizin için şaşırtıcı olmamalı. Verdikleri her pozda, en güçlü olduklarını ima eden, karınlarını doyurduktan sonra ağaçların altına yayılan aslan ailelerine rastlayacaksınız. Ayrıca sürüler halinde gezen antilopları, Thompson ceylanlarını, zebraları, zürafaları ve wildebeest’leri (öküz başlı Güney Afrika antilopları) de bol bol göreceksiniz. Av boldur ve güçlünün karnını doyurmak için burada fazla enerji harcamasına gerek yoktur. Bölge, kuş gözlemciliği için de dünyanın sayılı yerlerinden. Dürbünlerinizi yanınızdan ayırmayın.

İnek yoksa Masai de yoktur                                                                                                                                       

Komşuları Kenya ile Uganda’nın toplamından daha büyük bir yüzölçümüne sahip Tanzanya, 30 milyonluk nüfusu ile neredeyse bomboş topraklara sahiptir. Geçimini, tarım ve hayvancılık ile kahve, çay, tütün, maden gibi kaynaklardan sağlar. Dağlık bölgelerde yoğunlaşan nüfus, sayıları 120’ye varan değişik kabilenin üyelerinden oluşur. En dikkat çekici olan Masailer’dir. Ngorongoro Krateri Koruma Alanı’nda da Masai halkı hayvanlarını otlatır. Bu topraklara Sudan’dan göç eden Masailer, 19. yüzyılda kaşifler ve köle tüccarları arasında “korkusuz savaşçılar” olarak ün saldılar. İnançlarına göre, Tanrı bir volkanın içinde yaşar ve onları yeryüzünün tüm sığırlarının sahibi olarak görür. Kutsal saydıkları sığırlarından çocukları gibi söz eden, hastalandıklarında onlara çocukları kadar özen gösteren Masailer, sığırlarını asla kesmez, etini yemez ama boyun damarlarından akıttıkları kanı, sütü ile karıştırarak içerler. “İnek yoksa, Masai de yoktur” inancıyla, sürekli olarak sığırlarını otlatabilecekleri yeni yerler arar, hiçbir toprağı sahiplenmez ve yağmurun peşinde yılda iki kez yer değiştirirler. Masailer’in geçici evlerinden başka hiçbir şeyleri yoktur. Aslında mezarlıkları da yok. Ölülerini gömmek yerine uzaklara sırtlanlara bırakırlar. Safari sırasında bir Masai köyüne götürülecek olursanız turistik olmaları sizi büyük ihtimal hayalkırıklığına uğratacaktır.

Vahşi yaşam gösterisi                                                                                                                                                                      

Orta Afrika’nın doğusunda, vahşi hayvan popülasyonunun en çok bulunduğu komşu ülke Kenya da, safari denince, özellikle Masai Mara Ulusal Parkı ile bir başka efsanedir. Yılın her dönemi etkileyici olan Masai Mara, temmuz-ekim ayları arasında, safari ve doğal yaşam meraklılarının gözlerini üzerine çeker. Bu topraklar her yıl bu aylarda, dünyanın en büyük otçul hayvan göçüne şahit olur. Taze ot bulmak için Tanzanya’daki Serengeti ovalarından Masai Mara’ya yaşanan, Afrika antilopu (gnu) ve zebra sürülerinden oluşan bu devasa göçün sayıları milyonlara ulaşır. Bu yolun en büyük tehlikesi, göç sırasında onları yakından takip eden sırtlan, çakal, leopar ve aslan gibi yırtıcı hayvanlar ve nehir geçişlerindeki timsahlardır. Kasım ayında, kısa yağmur mevsiminin başlamasıyla ise göç bu kez Tanzanya rezervleri Serengeti ve Ngorongoro’ya doğru yaşanır. Kenya ulusal parklar cennetidir. Masai Mara’nın yanısıra, vahşi doğanın ender cinslerinin bulunduğu Samburu Ulusal Parkı, Ewasa Nyiro Nehri’nde yıkanan filleri izlemenin keyfini yaşayabileceğiniz Amboseli Ulusal Parkı, çeşitli habitatların yer aldığı Meru Ulusal Parkı, vahşi hayvanların su içmelerine tanıklık edebileceğiniz Tsavo Ulusal Parkı ve bir flamingo cenneti olan Nakuru Gölü gibi alanlarıyla da dikkat çeker. Safari cipiniz zebra ve antilopların arasından ilerleyecek, uzaklarda puslu dağlar olacak, aslanların serenadları, sırtlanların haykırışları, hangi canlıya ait olduğunu bir türlü çıkartamadığınız sesler duyacaksınız ve bir Afrika güneşi daha ufku kızıla boyayarak batacak…