Don Kişot Mu, Râcî Mi?

Don Kişot Mu, Râcî Mi?

Gerçek Türk romanı denilince ilk akla gelmesi gereken kitaplardan biridir A’mâk-ı Hayâl (Büyüyenay Yayınları, 2. Baskı, 2016). Filibeli Ahmed Hilmi roman sanatının ne olduğunu, nasıl bir yapıya sahip olduğunu, romanın nasıl oluşturulduğunu çok iyi biliyor.

Bu bilgi ve yeteneğe sahip, az sayıda Türk romancısı vardır. Ayrıca Filibeli Ahmed Hilmi, kendi kültürü içinde roman sanatından nasıl faydalanacağını da biliyor. A’mâk-ı Hayâl için özenti bir roman demek çok zor. Kökleri Batı kültüründe bulunan roman sanatından bütünüyle ayrı değerlendirilmesi gerektiği de söylenemez. Filibeli Ahmed Hilmi, Batılı roman tekniklerine, Türk İslam kültürüne ait anlatım yöntemlerini de ekleyerek, kendine özgü bir biçime ulaşmış. Diğer ifadeyle, roman sanatını, Doğu’ya özgü anlatılarda kullanılabilecek şekilde dönüştürmüş, yeniden oluşturmuş denilebilir.

Hem içerik hem de estetik açısından A’mâk-ı Hayâl, Don Kişot’la kıyaslanabilir. İki romanın da dayanağı maceralardır. İki romanda da, akıl bir süreliğine de olsa devre dışı bırakılmıştır. İki romanın kahramanı da, kitaplar tarafından fazlasıyla zehirlenmiş, çağının etkilerine fazlasıyla açık, bu etkileri üzerinden atmaya çalışan, fedakar, saf, zeki, arayış içinde olan, gerçek hayattan sıyrılarak hayal dünyasında yaşamaya başlamış, çevresindekiler tarafından anlaşılamayan şahsiyetlerdir. A’mâk-ı Hayâl’in felsefi yönü daha fazladır. Don Kişot ise, daha dolaylı ve ironik bir anlatıma sahiptir. Her iki romanın kahramanı da düşünen, basmakalıp fikirlere itibar etmeyen, çağdaşlarıyla düşünce ve aksiyon planında hesaplaşma içine giren, samimi kişilerdir. Kendilerine dayatılan hiçbir şeyi kabule yanaşmazlar. Râcî’nin arayışı, inanç odaklıdır. Don Kişot’unki ise, kahramanlık odaklıdır. Don Kişot’ta “kahramanlık” inancı, ahlaki değerleri, kimlik sahibi olmayı, aşkı, vatanperverliği; kısaca her şeyi temsil eder. A’mâk-ı Hayâl’de ise aynı temsil “hakikat arayışı”yla gerçekleşir.

Râcî, modern Batı düşüncesi etkisi altında, artık inanç ve ahlaki değerlerinden şüpheye düşmüş, yaşadığı dönemin aydınını simgelemektedir. O yüzden Budizme, Zerdüştlüğe, nihilizme, Darwinizme ve tasavvufa yönelir. Her biriyle ayrı ayrı hesaplaşır. Her birinin dayandığı temel duygu ve düşünceleri keşfetmeye çalışır. Daha sonra da bunların sağlamasını alır. Tartışmalar, kavgalar, polemikler, hatta düşünsel planda savaşlar meydana gelir. Râcî her birinde, etkin bir yerde bulunur. “Hayaller”den birinde bir Hint prensi, diğerinde Hürmüz’ün ordusunda Hikmet isimli savaşçı, bir diğerindeyse Zirve-i Hîçî (Yokluk Doruğu) yolcusu bir Brahman olur. Onu Anka kuşunun kanadında da görebilirsiniz, karıncaların katılacağı bir konferansta da. Râcî’nin hayalleri sınır tanımaz. Uykusunda halden hale girer. Her bir hayalinde, ayrı bir meseleyle uğraşır. İyilik-kötülük, aydınlık-karanlık, doğru-yanlış, güzellik-çirkinlik, muhabbet-nifak gibi birçok karşıt kavramı, düştüğü paradokslar içinde işler.

Araştırmacı yazar N. Ahmet Özalp, A’mâk-ı Hayâl’in bu yeni baskısını, 1910’da yapılan ilk baskısıyla 1925’te yapılan ikinci baskısını karşılaştırarak hazırlamış. İlk defa tam metin olarak yayımlanan A’mâk-ı Hayâl edebiyat ve felsefeyle ilgilenenler için tadına doyulmaz bir romandır.

Yazarın Kitaplığı

– Erich Auerbach, Mimesis, İthaki Yayınları

– Ahmet Sarı, Seherde Serçenin Gördüğüdür, Salkımsöğüt Yayınları

– Haldun Taner, On İkiye Bir Var, Yapı Kredi Yayınları

– Cengiz Aytmatov, Toprak Ana, Ötüken Neşriyat