Dünden, Bugünden ve Yarından İzler Taşıyan Çizgiler

Dünden, Bugünden ve Yarından İzler Taşıyan Çizgiler

Kadıköy Yeldeğirmeni’nde açtığı Atölye Senkron’da resim ve heykel çalışmalarını bir arada yürüten Kerem Ağralı, 2004 yılından bu yana sanat projeleri için Kadıköy’ü mesken tutuyor.

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü mezunu olan Ağralı’nın en büyük amacı ise resim ve heykel çalışmalarında kendisini şaşırtmaya devam etmek… Evrenin dehlizlerine sızan bilgi doğrultusunda neler yapabildiğini sınamak isteyen Kerem Ağralı, bu süreci büyük bir macera olarak nitelendiriyor.

Kerem Ağralı’nın ilk gözdesi her zaman resim olmuş. Çizime yönelik ilgisi çocukluk yıllarında başlayan Ağralı, üniversitede heykel bölümünü kazansa da kendisine farklı bir duruş kazandıran çizim yeteneğinin her zaman üstüne gitmiş. Üniversiteye 1997’de giren ve 2004’te mezun olan Ağralı, heykel bölümüne ilk başlarda ısınamadığını belirtiyor. Öğrencilik hayatının son iki yılında bu işe ciddi anlamda asıldığını dile getiren Ağralı, mezun olduktan hemen sonra 2004’te arkadaşlarıyla Yeldeğirmeni’nde bir atölye kiraladıklarını söylüyor. Bu süreci ise Ağralı’nın İstinye’de heykeltıraş Hüseyin Suna’ya asistanlık yaptığı dönem takip ediyor. 1 yıl boyunca Suna’dan çok şey öğrendiğini, heykeltıraşlığa yönelik içinde farklı bir enerji akışının oluştuğunu ifade eden Ağralı, 2006’da Atölye Senkron’u açıyor. Bir yandan desen çalışmalarına ağırlık veren ve figüratif çalışmalara odaklanan Ağralı, 2009’da bu desen çalışmalarını tuvale de yansıtmaya başlıyor. Ağralı, hem akrilik hem de yağlı boya odaklı çalıştığı farklı dönemlerin olduğunu vurguluyor. Desen ve heykel çalışmalarını bir arada yürüten Kerem Ağralı, ‘Saklı Düzen’ adını verdiği ilk kişisel sergisini, 2010’da Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde açtı. 2014 ve 2016’da da sergi açtı.

Tuvali kâğıt gibi kullanabileceği bir teknik geliştirdi

Bu dünyaya farklı bir iz bırakmak isteyen her sanatçının sürekli bir araştırma-geliştirme süreci içerisinde olması gerektiğinin altını çizen Kerem Ağralı, “Sınırlarınızı her zaman aşmanız gerekiyor. Bu aslında farklı bir açlık. Ne kadar açsanız, kendinizi o kadar geliştiriyorsunuz. Gerçekten bir yeteneğe sahipseniz ve çok çalışıyorsanız, bu yeteneği daha da keskinleştirebiliyorsunuz. Benim de yaptığım aslında bu… Mütemadiyen kendimi keşfetmek ve kendimi şaşırtmaya çalışmak. En önce kendim şaşırmalı ve kendi yaptığım şeylerden zevk almalıyım. Bu süreçten izleyiciler de kendilerine bir pay çıkarabiliyorlarsa ne mutlu bana…” diyor.

Belli bir süre yağlıboya odaklı çalıştığını ifade eden Ağralı, nasıl bir sistematiğe sahip olduğunu ise şöyle anlatıyor: “Desene önem verdiğim için tuvalde deseni nasıl daha rahat yansıtabileceğime odaklanmaya başladım. Tuval bezi, pütürlü bir bez olduğu için kalemle çalışma durumunuz biraz kısıtlı. Bu durumu çözebilmek için tuvale 2-3 kat astar atıyorum. Daha sonra tuval bezini en kalınından en incesine kadar zımparalayarak bir kağıt yüzeyi elde ediyorum. Bu da tuvalde bir kağıt mantığında çalışmamı sağlıyor. Blok boyalar kullanmaya başladım. Bütün amacım aslında tuval üzerinde taramayı daha rahat yapabilmekti. Sanatsal çalışmalarımdaki tavrım hızla değişebiliyor. Zaman zaman geçmişe dönebiliyorum.” yorumunda bulunuyor.

Ortak bilincin farklı yansımaları

Bilim kurgu, korku, fantastik ve animasyon filmleri çok sevdiğini söyleyen Kerem Ağralı, yaratılış ve evrenle ilgili hikâyelere özellikle de kuantum fiziğe çok meraklı olduğunun altını çiziyor. Teknolojik hikâyelerden beslendiğini dile getiren Ağralı, Doğu felsefesi ile de ilgileniyor. Jiddu Krishnamurti’nin kitaplarından büyük keyif alan, kaideyi de heykelin bir uzantısı olarak gösteren ve kaideyi ilk kez heykelin içine katan Constantin Brancusi’nin çalışmalarını takip eden, heykeltıraş İsamu Noguchi’nin yanı sıra Francis Bacon’ın tasarım vizyonunu da son derece etkileyici bulan Ağralı, Türkiye’de ise Mustafa Horasan, Mehmet Güleryüz, Yuşa Yalçıntaş gibi sanatçıların çalışmalarını yakından takip ediyor. Hiçbir şeyin yoktan var olmadığını vurgulayan Ağralı, “İlham sürecini; ortak bilinçle insanların kodlarına yazılmış bilgilerin okunması olarak yorumluyorum. Bir şeyler yapıyorsam, o zaten DNA’mda, geçmiş tecrübelerimden, milyonlarca insanın ortak bilincinden gelen bilgilerdir. Bu bilgilerin süzülmüş ve okunmuş hali bende bu şekilde sirayet ediyor. Öncelikle yaptığım işten kendim zevk almak istiyorum. Bu tamamen benim görüşüm. Kısacası ilham veren hikâyelerin yoktan var olduğunu düşünmüyorum. Yaptığım her eserin geçmişe ya da geleceğe ait bir iz taşıdığını düşünüyorum. Bence artık hikâye, resim yapmaktan ziyade o eserin önce size sonra da insanlığa gerçek anlamda ne yansıttığıdır.” diyor.

Desen ve heykel dersleri de veriyor

Artık seçilmiş, karma sergilerde olmayı tercih eden Kerem Ağralı, son olarak Maslak’taki Ddesign Art Gallery’de 21 Temmuz’a kadar devam eden ve kâğıt işler odaklı ‘Gündönümü’ sergisine Sema Maşkılı, Ahmet Sarı ve Barış Sarıbaş ile birlikte katıldı. Kamu ve özel kuruluşların talebine göre farklı heykel tasarımları gerçekleştiren, Atölye Senkron’da desen ve heykel dersleri veren Ağralı, özgün tasarımlara imza atmaya da devam ediyor. Heykel derslerinin haftada bir gün, ortalama 6 saat sürdüğünü söyleyen Ağralı, “Heykelin teknik anlamda resme göre farklı zorlukları bulunuyor. Üç boyutlu bir yapı söz konusu… Öğrencinin hikâyesi ve tasarımıyla yani çamuru yığmasından kalıp sürecine kadar her şeyle A’dan Z’ye ilgileniyorum. Bu alanda iyi bir seviyeye gelmeleri için minimum 1-1.5 senelik eğitim şart.” açıklamasında bulunuyor.