DÜNYACA ÜNLÜ SOPRANO: EMMA SHAPPLIN

PARİS’İN GÜNEY BANLİYÖLERİNDE BÜYÜYEN VE BİR MÜZİK HOCASINDAN ETKİLENEREK MÜZİĞE ADIM ATAN DÜNYACA ÜNLÜ SOPRANA EMMA SHAPPLİN BÜYÜLEYEN SESİYLE ONLARCA KEZ TÜRK SEYİRCİ İLE BULUŞTU.

Fransız soprana Emma Shapplin ruhumuzu okşayan sesi ile şarkılarını seslendirmeye devam ediyor. Opera söylemek onun için dünyanın en güzel şeyi. Geçtiğimiz bahar Kapadokya’da konser veren Emma Shapplin arayı çok uzatmadan 13 Ağustos’ta Bodrum’a geliyor. Bu defa Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile sahnede olacak sanatçının konseri merakla bekleniyor. Naif yapısı ile dikkat çeken soprano ile özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Asıl adınız Marie-Ange Chapelain… Emma ismi nasıl çıktı peki?
Emma isminin çift ‘MM’ ile güçlü olacağını düşündüğüm için bu ismi seçtim.

Kendinizi nasıl tanımlarsınız?
Özel yaşamımda, kırılganlığının farkında biri olarak kendimi sükûnet, şefkat, tebessüm ve neşeyle sarıp sarmalarım; etrafımda uyumu yeniden yaratmaya daima çaba gösteririm.
Çünkü biliyorum ki yanıp tükenip kırılmak an meselesi.

Şarkı sözü yazıyorsunuz nasıl bir süreç oluyor?
Yaratma sürecinin her anından zevk alırım – öncesinden, kendisinden ve sonrasından. Her adım son derece heyecanlı, yazma süreci beni sınar, bana yeniden can verir. Zor anlar yok mu? Elbette var, tereddütlü anlar fakat bunlar da yaratma sürecinin bir parçası. Hatta o anlar da çok önemlidir. Onlar çözümün yakın olduğunu, yeni ve heyecan verici bir şeyin kapıda olduğunu haber verir.

İlişkide sizin için ne önemlidir?
Dürüstlüğe önem veririm.

Hayat felsefeniz nedir?
Hayat bize verilen harika bir şans. Dünya zenginliklerle dolu, çok çeşitli, tezatlar barındıran, pırıl pırıl şeylerle… Biz bunları deneyimleme, deneme, koklama, tatma, dokunma, hissetme olanağına sahibiz. Elimizden geldiğince bu harika hediyelerin keyfine varmaya odaklanmalı ve etrafımızdaki güzellikleri görmek için elimizden geldiğince bakmalıyız diye düşünüyorum.

Şarkı söylemek sizin için ne ifade ediyor?
Şarkı söylemek yani opera söylemekten bahsediyorum, bana verdiği duygu hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Sanki dev bir vahşi hayvana binmişim ve bildiğim bütün tekniklerle ve numaralarla onu zapt etmeye çalışıyorum… Bu, kendini koyuverme ile kendine hakim olma arasında hem bir mücadele hem de bir oyun; aynı zamanda hem kaba hem de son derece incelikli; insanın tüm konsantrasyonunu, enerjisini, gücünü talep eden bir şey… Bir performansın ardından kendimi hem tükenmiş hem de yeniden var olmuş, yeni bir enerji kazanmış hissederim. Kendimle ve evrenle uyum sağlamış gibi olurum. Huzurluyumdur ve yaşadığımın farkındayımdır.

Nasıl bir çalışma ritminiz var?
Tabiatım icabı pek dışa değil de içe dönük olduğumdan müzik benim için hem bedenen hem de zihnen yeni bir mutlak gereklilik haline geldi… Fakat ben gün boyu her yerde her zaman şarkı söyleyen ‘şarkı makinesi’ modeli şarkıcılardan değilim. Şarkı söylemek benim için kolay bir şey sayılmaz. Fakat sahneye çıktığımda bu düşünce yok olur.

Albümünüz çıktığında ne hisseder siniz?
Her albüm bana kişiliğimin derinliklerini keşfetme fırsatı verir. Genellikle, bastırdığım duygularımı kurcalarım. Yarattığım şeylerde kontrastları seviyorum. Kendime her zaman meydan okurum.

Bu yıl Kappadokya’ya geldiniz, Cappadox’un bu yılki teması “Dünyadan Çıkış Yolları”ydı. Siz ruhen ve zihnen dünyadan çıkış yolu aradığınızda neler yapıyorsunuz?
Pek çok şey. Okuyorum, uyuyorum, doğaya dönüyorum. Bence doğayla yeniden bağlantı kurmak çok önemli çünkü oradan geldik ve bazen orada olmayı unutuyoruz. Bu bir deniz kenarı da olabilir, orman da…

Türk müziği hakkında genel olarak ne düşünüyorsunuz?
Türk müziği şiirsel ve yoğun duygular hissettiriyor bana. Özellikle de insanı geçmişe götüren türküler… Bir kere Türkiye’de konserde “Beyaz Giyme Söz Olur” türküsünü söylemiştim. Biraz utanmıştım aslında! Muhtemelen aksanım berbattı. Fransızların böyle durumlar için bir sözü vardır; “yumurtanın üzerinde yürümek” derler. Ayağınızın altında kırılgan, hassas bir şeyler vardır, dikkatli olmanız gerekiyordur ve nereye gittiğinizden emin olamazsınız.

Türkiye’de birçok konser verdiniz. Türk müzik dinleyicisinde sizi en şaşırtan ne oldu?
Türk seyircisi saygılı ve sadık. Bir konserimde yağmur yağarken bile kimse yerinden ayrılmadı.

Yeni albümünüz için çalışmalar nasıl gidiyor?
Uzun bir süreç oldu. Çalışmaya devam ediyoruz. Şarkıların büyük bir bölümü yazıldı aslında ama bazen müzisyen arkadaşlarımla çalışmayı bırakıp tamamen tek başıma kalarak çalıştığım bir dönem oluyor. Önümüzdeki kışa hazır olacak sanırım.

Günlük hayatınızda en çok hangi şarkıcıyı dinlersiniz?
David Bowie. Sanki hala yaşıyor gibi. 18 yaşındayken gittiğim ilk konserlerden biri, Paris’te bir stadyumdaki David Bowie konseriydi. Çok arkalardaydım ve boyum kısa olduğu için arkadaşımın omuzlarına çıkmak zorunda kalmıştım onu görebilmek için. Ve sahneden o kadar uzakta olmama rağmen aurası beni çok etkilemişti. Enerjisi ve müzikal olarak hep kendi yolundan gitmesi bana hep özel gelmiştir.

Dünyayı dolaşıyorsunuz. Binlerce insana şarkı söylüyorsunuz? Bu durum size mutluluk veriyor mu?
Her zaman daha fazlasını isteyenler olabilir. Ben böyle mutluyum. Hayatıma istediğim şekilde yön verdim. Tabii her şey hep yolunda gitmedi ve çok kolay olmadı. Çıkış yollarımı bulabildim. Hayaller ve tutkularla doluyum. Keşfetmeyi ve yeni tecrübeleri seviyorum.

Size başka neler ya da kimler ilham verir?
Her şey. Herkes. Bazen kendimi bekleme moduna alıyorum ve ilhamın bana gelmesini bekliyorum. Tabii yeterince hızlı gelmediği zamanlar oluyor.

Çocukken nasıldınız?
İki erkek kardeşim var. Kendi içimde yaşayan bir çocuktum. Hafta sonları ailemiz bizi şehir dışına götürürdü. Doğa ile baş başa olmayı severdim.

Şiir sever misiniz?
Şiir her zaman işimin ve hayatımın içindedir… Her zaman…

Modayı takip eder misiniz?
Defilelere gitmeyi severim. Oradaki ambiyans ve gösteri ortamı hoşuma gider – özellikle Haute Couture… Ne yetenektir o öyle! Evde bile sadece kendim için güzel giyinmekten hoşlanırım; fakat modanın esiri olduğumu söyleyemem. Nitekim şehirde günlük hayatımda özellikle Paris’e gittiğimde mümkün olabilecek en basit ve ‘basic’ kıyafetlerle dolaşır, makyaj yapmam.