DUYGULARLA DÜŞÜNCELERİN AYRILDIĞI YER

Günlük, Türk edebiyatında birçok yazar tarafından küçümsenmiştir. Bazı yazarlar günlüklerini mahrem bulmuş, bunların kendilerinden başka kimseyi ilgilendirmeyeceğini düşünmüş, yayımlanmasını istememiş, gizlemiş veya yakmıştır. Batı edebiyatı bu alanda gayet rahat. Kafka’nın günlükleri en az romanları kadar önemlidir. Dostoyevski’nin günlükleri hakeza yine öyle. Cesare Pavese’in günlükleri, Türkçede bile romanlarından daha çok bilinir ve okunur. Çünkü günlüğün meraklısı ayrıdır. Ya da çoğu okuyucu günlüklere ayrı bir yer vermeyi başarır. Oysa Türk edebiyatında günlük, büyük bir yazarın basit bir uğraşıdır. Okuyucu büyük eserle uğraşmak yerine neden günlükle vakit kaybetsin?! Batı edebiyatında ise günlük, büyük esere giden ayrıntılı, inceliklerle dolu, kıvrımlı bir yoldur. Büyük esere, küçük adımlarla ulaşılır. Bu adımların izlerini günlüklerden takip etmek mümkün.

Günlüklerden bir seçki
Arta Kalan (2015, Cümle Yayınları), şair Kâmil Aydoğan’ın, 1980’lerden bu yana tuttuğu günlüklerden bir seçki… Yazar, neredeyse her gün yazmaya çalıştığını söyler. Öyle olunca, Arta Kalan’da defterler dolusu yazılan günlüklerden yalnızca çok önemli görülen veya gayri şahsi olacağı düşünülen bir seçkinin yayımlandığı söylenebilir. Günlük yayımlamanın böyle tehlikeli, yanlış anlaşılabilecek bir yönü her zaman olmuştur. Sadece yazarını ilgilendiren olay, düşünce veya şahıs anlatımının, okuyucu nezdinde nasıl bir önemi olabilir? Günlükte belirtilen konular, okuyucuyu da bir yerden yakalamalı, ilgilendirmeli, ona değişik bir açı sunmalıdır. Kâmil Aydoğan bu konuya özellikle eğilir ve her tür okuyucuya hitap edecek günlüklerini kitabına alır.

Üç tür anlatım
Arta Kalan’da üç tür anlatımla karşılaşırız: ‘Olaydan düşünceye’, ‘histen düşünceye’ ve ‘düşünceden düşünceye.’ Aydoğan’ın anlatımı, özellikle ‘olaydan düşünceye’ diye tanımlayabileceğimiz yerlerde çok hisli, bilgece ve etkileyicidir. Örneğin kardeşi Doç. Dr. Feramuz Aydoğan’ın cenazesini veya İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’nden istifade ederken  neler yaşadığını anlatırken, yaşantıyla okuyucuyu baş başa bırakır. Bunlar, olay anlatımıyla his ve düşüncenin birbirinden kolayca ayırt edilemeyeceği yerlerdir. Buralarda Aydoğan’ın dili de iyice şiirselleşir. Hatta bazı yerlerde, olay biter, şiir başlar. Aydoğan, yaşananları bir kez daha anlatarak yaşamanın şiirini yazar.

‘Histen düşünceye’ diyebileceğimiz yerler, Aydoğan’ın kendi kendine dertleşmeleridir. Örneğin günlüğünün birinde babasına seslenir. Ve ona, hinlikler yapan, dürüst olmayan insanlardan dem vurur. Bu şekilde arayışını/direnişini yazarak, günlüklerinde dost, kardeş veya babayla dertleşerek güçlendirir.

‘Düşünceden düşünceye’ diyebileceğimiz kısımlarda ise deneme yazarı Kâmil Aydoğan’la karşılaşırız. Burada düşünceler arasında mekik dokur, yenilerini üretmeye çalışır. Bazı yerlerde bilinen fikirlerden şiirsel bir anlatım çıkarır, bu şekilde değişmeyen doğruları yeniden gündeme getirmeye çalışır. Bu kısımlarda belirsizlik yoktur, kendinden emin bir şekilde konuşur.

Kâmil Aydoğan farklı anlatım teknikleriyle, Türk edebiyatının büyük eksiği veya ihmali diyebileceğimiz günlük türünde ayrı bir yer tutar. Hayatını okuyuculara açar. Hayatını; yani kalbini. Ve düşüncelerini kalbinin, yaşadıklarının imbiğinden geçirir. Bu yüzden her okuyucuya bir şekilde dokunur.