Efsanelerle Beslenen Bir Tarih Gezintisi: Elazığ

Efsanelerle Beslenen Bir Tarih Gezintisi: Elazığ

Efsanelerin, halayların, türkülerin ocağı Anadolu’da Elazığ’ın yeri ayrıdır. Bu çok ünlü “çayda çıra” oyunu Elazığ’da damat ve gelinin misafirlerin huzuruna çıkartılması ve damat gezdirilmesi esnasında halen oynanır.

Elazığ’ın özdeşleştiği bir terim de “gakkoş”tur. Kulağa hoş gelen bu sözcük mutlak bir merak da uyandırır. Gakkoş kelimesi aslen “garındaş”tan geliyor. Gardaş, kardeş, ağabey, amca, kendini bilen yiğit, mert, delikanlı anlamlarına geliyor. Doğu Anadolu’nun köklü medeniyetlerinin izlerini taşıyan, üzüm bağları ve meyve bahçeleriyle, bereketli topraklar üzerine kurulu “Gakkoş Diyarı” Elazığ ile ilk tanışma için işte bir girizgah…

Minarenin asansörlüsü

Elazığ’da sıradışı bir cami… İzzet Paşa Camii, Türkiye’de ilk asansörlü minareye sahip cami ünvanına sahip. Elazığ’ın çarşı merkezindeki cami, 1866 yılında, dönemin valisi Hacı Ahmet İzzet Paşa tarafından cami yeri satın alınarak, kerpiçten yaptırılmış. Ancak dış duvarları körpe yontma taşından olan bugünkü cami, 1972 yılına ait. Zemin katındaki Kuyumcular Çarşısı adıyla bilinen pasajlarıyla birlikte burası ibadet dışında da kentin canlılığını her daim koruduğu yerlerden biri. Caminin önündeki Gazi Caddesi de kentin en işlek, alışveriş caddelerinden. Yine bu cadde üzerinde geç dönem Osmanlı sivil mimarisi eserlerinden Eski Hükümet Konağı var. Harput şehrinin, mezra denilen bugünkü yerine 19. yüzyılda taşınmasının ardından Vali Enis Paşa tarafından 1896’da inşa ediliyor. Yuvarlak kemerli pencereleri ve kapı kemerleriyle dikkat çeken tarihi bina, restorasyonun ardından bir müddet sergi ve galeri salonu, ayrıca geçici olarak da Valilik olarak kullanılmış. Hemen yakınındaki “Postane Meydanı”, PTT binasının da burada olmasının katkısıyla, günlük yaşamın hareketliliğinin hissedildiği meydanlardan. Meydanın günümüzdeki adı, 15 Temmuz Demokrasi Meydanı.

Yaşamın aynası

Kapalı Çarşı, 1928 yılından bugüne, kent yaşamının aynası mekanlardan. İçinde ayrıca Balıkçılar Çarşısı ve Kasaplar Çarşısı da bulunuyor. Günlük yaşamın ve ticaretin nabzını tutan bu tarihi çarşı, kalabalığı, dinamizmi, kadayıfçı dükkanları, bakırın elde işlendiği ve kalaylandığı dükkanları ve yöresel ürünleriyle ziyaretçilerin de uğramadan edemediği bir durak. Tulum peyniri, pestil, tel kadayıfı, kurutmalık biber, ev yapımı salça ve dut unu pazarın dikkat çekenleri. Ancak Elazığ’da alışverişe çıkmadan bir kelimeyi öğrenmek önemli; “orcik”. İplere dizilen cevizin üzüm ya da dut şırasına batırılarak güneşte kurumaya bırakılmasından elde edilen orcik, gerçekten de en güzel Elazığ’da yapılıyor. Ceviz şıraya kaç kere batırılırsa orciğin kalitesi de o oranda artıyor. Sadece Elazığ’a has olan orcik şekeri ise toz şekerin suda kaynatılarak belli bir kaynama derecesinde özel bir işlemle içine cevizin konulmasıyla elde ediliyor. Bir Elazığ spesiyalitesi de nefis kokulu çedene kahvesi. Elazığ ve civarında yetişen çedene ağacından toplanan çedenelerden özel yöntemlerle yapılan kahvenin bazı hastalıklara iyi geldiğine de inanılıyor. Sonbahar da ceviz helvası zamanı. Listenize Şavak tulum peynirini de eklemeyi ihmal etmeyin. Üretimi dördüncü aylarda başlayan, sekizinci aylarda biten bu peynir, Şavak yöresinin yüksek rakımlı, bitki zenginliğine sahip, temiz ve serin yaylalarındaki buz gibi soğuk sulardan beslenen beyaz koyundan alınan sütten yapılıyor.

Cumbalardan bugüne

Elazığ kentinin geçmiş yaşamlarına bir bakış atmak isteyenler, kendilerini Kazım Efendi Sokak’ta bulurlar. Restore edilmiş geleneksel Elazığ-Harput evlerinden örnekler bulunan sokak adını, burada yaşamış olan Harputlu din alimi Musa Kâzım Efendi’den alıyor. Kerpiç duvarlı evlerin karakteristik özellikleri cumbaları. Cumbalar sadece mimari açıdan değil aynı zamanda güneş ışığı, manzara ve görüşte de genişlik ve ferahlık yaratması açısından da o dönemin kaydadeğer unsurlarındandı. Tarihin labirentlerinde gezinmek isteyenler içinse, kent merkezinde, görmeye değer yerler arasında, Arkeoloji ve Etnografya Müzesi de var.

Açık hava müzesi: Harput

Elazığ’ın rahat gezilebilen kent merkezi bir yana 7 km mesafedeki Harput bir yanadır. Harput, kalesi, camileri, türbeleri ve tarihi sokak dokusuyla Elazığlılar’ın sıklıkla gezmek için gittiği, misafirlerini ağırladığı bir destinasyon olmasının yanı sıra Anadolu’yu Mezopotamya’ya bağlayan kervan yollarının geçiş güzergâhı içinde yer almış, geçmişi 4 bin yıl öncesine uzanan önemli bir durak. Harput için kervan yolları, önemli bir gelir kaynağıydı. 16. ve 17. yüzyıllarda ticaret mallarından vergi alınırdı. Dericilik, demircilik, bakırcılık ve kumaş boyacılığının geliştiği kaydadeğer bir sanayi merkeziydi. Dükkanları, boyahanesi, camileri, medreseleri, kütüphaneleri, kiliseleri, han ve hamamları ve farklı dinlerin yaşadığı mahalleleriyle 17. yüzyıl ortalarında Evliya Çelebi’nin de not düşeceği kadar dikkat çekiciydi. Farklı medeniyetlerin evi Harput, kaçırılmaması gereken bir açık hava müzesidir.

Su yoksa süt var

“Taş Kale” anlamına gelen Harput, dik kayalıkların üzerindeki konumuyla, her devirde korunaklı ve savunmaya elverişli olmuş. Günümüze ulaşan en eski kalıntısı, tarihi Harput şehrini surlarla çevreleyen M.Ö 8. yüzyılda Urartular tarafından inşa edilen kalesi. Kazılar sonucu, mahalle mektebi, kale cami ve çevresindeki ticarethaneler, konutlar, atölyeler, tüneller ve 36 m derinliğinde 100 basamaklı taş merdivenli su sarnıcı ortaya çıkarılmış. Bizans generallerinden Artuklu emiri Belek Gazi’ye, kale hep bir mücadele sahası olmuş. Harput bölgesi ve kalesi, 1515 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun idaresine alınmış. Kale hakkında anlatılan en yaygın efsane şöyle; kalenin yapımı sırasında kuraklıktan dolayı, harcın hazırlanmasında su yerine civarda beslenen koyun ve diğer büyükbaş hayvan sürülerinden günlük sağılan süt, tahta kanallarla kale inşaatına akıtılarak, süte yumurta katılmış ve beyaz kireçle karıştırılarak Horasan harcı karılmış. Bu efsane nedeniyle Harput Kalesi, halk arasında “Süt Kalesi” olarak da anılıyor.

İtalya’nın Pisa’sı, Harput’un Ulu Camisi

Anadolu ve İran Selçuklu camilerinin mimari özelliklerini taşıyan Harput Ulu Cami (1156-1157), Camii Kebir, Cami-i Muazzam, Cami-i Azam ve Eğri Minareli Cami olarak da anılır. Artuklu Hükümdarı Fahreddin Karaarslan tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, moloz taştan yapılan kalın duvarları, kemerleri, revakları ve kubbesi ile görülmeye değer bir yapı. Ancak bu Artuklu camisinin ünü tuğla minaresindedir. İtalya’nın Pisa Kulesi’nden daha eğik olan minaresi ve mihrabının arkasındaki secdeye eğilmiş gibi duran yaşlı dut ağacıyla ilgili değişik efsaneler anlatılır. Ramazan ayının bir Kadir gecesinde, iki arkadaştan biri diğerine cami bahçesinde, mihrabın hemen önünde bulunan dut ağacının eğilip kalktığını, yani secde ettiğini söyler. Diğer arkadaş hayretler içinde: “Ben de caminin minaresinin eğilip kalktığını gördüm.” der. İki arkadaş bu olayın şokuyla oradan uzaklaşır ve olayı herkese anlatırlar. O günden beri de ağaç ve minare secde edercesine eğik dururlar. Hatta minare birkaç kez onarılarak düzeltilmiş, ancak tekrar eğilmiştir.

Kiliselerden mağaralara

Harput’un en manzaralı noktası kuşkusuz Balak Gazi Tesisleri. Elazığ Ovası’nı kuşbakışı gören bu nokta özellikle geceleri ışıl ışıl kente bakar. At üzerindeki heykel, Haçlılar’a karşı zaferler kazanmış Harput Emiri ve Türk orduları Başkumandanı Balak Gazi’ye ait. Anadolu’nun en eski kiliselerinden biri de Harput’ta. M.S. 179 yıllarında inşa edildiği tahmin edilen Meryem Ana Kilisesi’nin, ilk olarak kaledeki putperestler tarafından tapınak olarak kullanıldığı daha sonra da Süryaniler’in burayı kiliseye çevirdiği düşünülüyor. Kızıl Kilise, Süryani Kilisesi ve Yakubi Kilisesi olarak da anılıyor. Harput’un önemli turistik duraklarından biri de Buzluk Mağarası. Harput halkı, tarih boyunca, bu mağarayı gıdaların bozulmaması için kullanmış. Eskiden yöre insanı, yazın bu mağaradan çıkardıkları buzları hayvan sırtında Harput’a getirip satarmış. Buz demişken Elazığ’ın kış turizminin revaçta duraklarından biri de 30 km mesafedeki Hazar Baba Kayak Merkezi.

LEZZET NOKTASI

Keban Baraj Gölü’nün oluşması sırasında meydana gelen Çırçır Şelalesi’nin civarında leziz alabalık yiyebilirsiniz.