EN GÜZEL SONBAHARIN PEŞİNDE…

SONBAHAR HÜZÜNLÜDÜR BELKİ AMA GÖRSEL BİR ŞENLİKTİR DE… GÜNEŞ HEM İÇİNİZİ ISITIR HEM DE VADİ, ORMAN, DAĞ VE ÇAYIRLARI RENK RENK TONLARLA AYDINLATIR. YOLA KOYULUN, DOĞAYLA BİRLİKTE, YEŞİLDEN SARIYA, SARIDAN TURUNCUYA, KIZILA BÜRÜNÜN,  EN GÜZEL SONBAHARIN PEŞİNE DÜŞÜN…

Gölden dağlara
Bafa Gölü kıyısındaki Kapıkırı’da (Herakleia) sonbaharda tabiatın en güzel hallerini bulacaksınız. Uçsuz bucaksız bir göle bakan, horozları, inekleri ve ekili tarlalarıyla huzurlu bir yerleşim burası. Ege’nin bu kıyıları, özellikle yürüyüş sevenler ve mütevazı birkaç gün geçirmek isteyenler için ideal. Coğrafya şaşırtıcı ve sürprizlerle dolu. Athena Tapınağı’nın yalnızlığı, Bizans Kalesi ve göldeki adacıkların üzerindeki kalıntılar, tüm mevsimlerde doğayla uyum içindeki köylülerin yaşam ritmi, gecedeki huzur… Burada coğrafya sıradışı manzaralarla karşınıza çıkar. Trekking buranın olmazsa olmazı, yollar patikalar arşınlamak için biçilmiş kaftan. Hele de iyi bir rehberiniz varsa, keyfiniz ikiye katlanıyor. Selene’s Pansiyon’un sahibi kardeşler, Kubilay ve Tamer ile tanışmakta yarar var. Patikaları izleyerek bölgedeki prehistorik mağaralarına ve kaya resimlerine trekking yapabilir, Latmos Dağları (Beşparmak) eteklerinde saklı Yediler Manastırı’nın bir kayanın içi oyularak kovuk haline getirilmiş ve tavanları fresklerle süslenmiş çilehanesini görebilirsiniz. Dağlarda mağara insanları ve yükseklerdeki çilehanelerde inzivaya çekilen keşişler izler bırakmış. Manastırın tepesindeki kayalıklardan, nefes kesici, göle hakim bir manzara sizi bekliyor. Volkanik kayaların kapladığı Beşparmak Dağları, adeta gökten taş yağmışcasına ilginç şekilli kayalarla dolu. Bafa Gölü kenarında kefal ya da az rastlansa da, toprakta pişirilen yılan balığı yiyebilir, Selene’s Pansiyon’un tekneleriyle gölde gezinti yapabilirsiniz. Reçeller, tereyağ ve peynir de yerel olarak üretiliyor.

Kızıl sonbahar
Dağların göllerle buluştuğu Batı Akdeniz coğrafyasında, Isparta civarındaki doğal ve arkeolojik alanlar, tarih, trekking, gezi ve fotoğraf meraklıları için sayısız alternatife sahip. Bunların arasında sonbaharda en çarpıcı olanlardan biri Kovada Gölü Milli Parkı. Burası biraz Alpler’in manzarası biraz da altın renkli dağ etekleriyle, vahşi bir doğanın habercisidir. Sonbaharı kızıldır. Gölün çevresindeki ağaçların yaprakları dökülmeden önce sarıya değil daha çok kırmızıya ve kızıla dönerler. Kovada, Eğirdir Gölü’nün bir uzantısı. Dar vadi alüvyonlarla dolunca günümüzdeki şeklini almış. 40 kilometrekarelik bir alana yayılan Kovada Gölü’nün çevresindeki ormanlar, milli parkın yüzde 70’ini oluşturuyor. Zengin bitki örtüsünde, kızılçam, karaçam, saplı-sapsız-saçlı meşeler, pırnal meşesi, kokar ağaç ve ardıç gibi ağaç türleri ile hayıt, sandal kocayemiş, kocayemiş, funda, çitlembik, yabani zeytin, akçakesme, mersin, menengiç, boyacı sumağı, muşmula, alıç, dağ muşmulası, böğürtlen, yabani gül, defne, tesbih ağacı, karaçalı, kördiken gibi maki florasının çalıları bulunuyor. Böylesine bir doğa örtüsünde kampçılık, yürüyüş, fotoğraf ve tırmanma, vazgeçilmez aktiviteler. Göl faunasında ise tatlısu levreği, tatlısu ıstakozu ve sazan var. Göl, yosunlu olduğundan yüzmek için pek uygun değil ancak kıyıda kamp ve piknik yapabilir, gölün sessiz sabahlarının ve suya yansıyan sonbahar renklerinin keyfini çıkarabilirsiniz.

El değmemiş güzellik
Karadeniz’in, belki de Türkiye’nin en el değmemiş köşelerinden biri Macahel. Kafkaslar’ın Türkiye’deki uzantısı Macahel Havzası, Gürcistan’a kadar olan vadinin ismi. Bu bakir havza, Türkiye’nin ekolojik olarak dört önemli bölgesinden biri ve bilimsel araştırmaların odak noktası. Dünya mirasına bırakılması için üzerinde çalışmalar yapılan dört örnek alandan biri ve Avrupa çapında 200 bölgenin içinde. Doğu Karadeniz’in yaşlı, doğal ormanları (yağmur ormanları), ender el değmemiş alanlardan biri. Doğal ve yabani kaldığından, olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Yaklaşık üçü endemik olmak üzere 356 bitki, üç endemik böcek var. Ayrıca, vadinin bir tarafının siyasi bir tarafının doğal sınır olarak kalması nedeniyle, dünyanın üç önemli arı ırkından biri olan Saf Kafkas Arısı burada saflığını koruyabilmiş. Macahel, trekking ve doğa tutkunlarının bildiği bir bölge; anıtsal ağaçlar, bozulmamış ahşap mimari, şelaleler, buzul göller, asırlık, ahşap oyma camiler… Ahşap evlerden bazıları, Gürcü yemeklerinin piştiği sakin, sıcak pansiyonlar. 1921’de sınırlar belirlendikten sonra, bazı köyler Gürcistan, bazılarıysa Türkiye tarafında kalmıştı. Bugün Macahel-Camili Havzası olarak bilinen bölgede, altısı Türkiye, on ikisi Gürcistan sınırında, on sekiz köy var. Hâlâ iki tarafta da akrabaları olanlar bulunuyor. Altı köyün en büyüğü, tam Gürcistan sınırı üzerindeki, 400 rakımdaki, merkez Camili. Nüfusun yüzde 99’ı Gürcü. Halk, ihtiyaçları ve resmi işler için düzenli minibüs seferlerinin olduğu Borçka’ya gidip geliyor. Borçka’dan Macahel’e tırmanan 50 kilometrelik yol, yaklaşık iki saat sürüyor. Macahel’e ancak 1850 metre yükseklikteki Macahel Geçidi’nden geçerek ulaşıldığından, kışın yol uzun süre ulaşıma kapanabiliyor o nedenle de sonbahar burayı görmek için ideal bir mevsim.

İstanbul’un arka bahçesi
İstanbul’un Anadolu yakasının en büyük oksijen depolarından biri, orman içindeki Polonezköy’ün cazibesi, yıl boyunca davetkar olan doğasıdır. Osmanlı döneminde, 1830 Polonya Ayaklanması sonrasında, Polonyalı sürgünlerin siyasi lideri Prens Adam Czartoryski tarafından 1842’de kurulan Polonezköy’de bugün hâlâ Polonya gelenekleri yaşatılıyor. II. Dünya Savaşı öncesinden itibaren turizmle tanışan köy, Atatürk, Macar piyanist Franz Liszt, Fransız yazar Gustave Flaubert, Çek yazar Karel Droz, Papa 23. Jan ve Polonya eski Dışişleri Bakanı Adam Rapacki gibi önemli isimleri misafir etti. Köy sakinlerine geçmişlerini en çok hatırlatan ve ziyaretçiye eski günleri en iyi anlatabilecek iki yer var: Aralarında isimsiz ve topraktan yapılmış eski mezarların da bulunduğu 270 mezarı kapsayan Köy Mezarlığı ve köyün tarih ve yaşamının bir yansıması, 1882’ye ait Zofia Teyze’nin Anı Evi… I. Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun karargahı olarak kullanılan Czestochowa Meryem Ana Kilisesi’nde ikonalar ve bahçesinde Meryem Ana heykeli bulunuyor. Ormanın içinden geçen, beş kilometre boyunca kestane ağaçları arasından ilerleyen yürüyüş patikası özellikle sonbaharda etkileyici. Faytonla dolaşmak, at binmek, otel ve restoranların havuzlarında yüzmek, yemyeşil vadilere bakan restoranların ahşap masalarında mangalda et pişirmek, Polonya pastaları tatmak, şömine başında keyif yapmak ve konuksever Polonyalı sakinlerle sohbet etmekten de keyif almamak mümkün değil. Polonezköy Kültür Evi’nin önündeki Ağaç Heykel Sergisi ve her yıl haziranda yapılan, Polonya’dan gelen halk dansları ve halk müziği topluluklarının yer aldığı Kiraz Festivali de unutulmamalı. Türkiye’nin dünya standartlarındaki ilk BMX parkuru da bisiklet tutkunları için kaydadeğer.

Başka bir gezegende
Doğu Anadolu’nun en soğuk kentlerinden Erzurum’dan yola çıkınca, Narman ve Oltu ilçeleri arasındaki yol üzerinde, sonbahar ışığının vaatlerini bulacaksınız. Erzurum’a 58 km mesafedeki Tortum Şelalesi’yle ünlü Tortum’u geçtikten sonra Narman yazan bir sapak var. Bu sapaktan girince, 38 km mesafede sonbahar güneşine yüzünü dönen doğal renklerle bezenmiş muhteşem kayalar, sağınızda kızıl bir kanyon ve vadide de peri bacalarına benzer oluşumlar belirecek. Sağa kıvrılan stabilize bir yol, bu kanyon boyunca devam eder. Ulukaya köyünü geçer geçmez, jips (alçıtaşı) tepeciklerindeki renklenmeler, fotoğraf meraklısı olun olmayın, büyülecidir. Daha çok kurak bölgelerde oluşan jips mineralleri, tabaka tabaka renklenmiştir. Jips kubbelerinin eteğinde bulunan Toprakkale köyü de doğasıyla da adeta sonbaharı müjdeler. Kanyonda, insan boyunu kat kat aşan oluşumların arasında yürüyün, günbatmadan önce daha da kızıllaşacak ve size Vahşi Batı’yla ilk kez ayak bastığınız bir gezegen arasında bir yerlerde olduğunuz hissini verecek. Erzurum’a Pasinler üzerinden dönerken de burayı görebilirsiniz. Bu yolu Oltu’da enfes bir cağ kebabı ile taçlandırmakta yarar var.