En Özgün Piyanist: Ayşe Deniz Gökçin

En Özgün Piyanist: Ayşe Deniz Gökçin

Ayşe Deniz Gökçin’in piyano çaldığı videosuyla ilk karşılaştığımda çekim alanına girdim. Yetenekli olduğu kadar özgün stili ile dünyaya adını duyuran Ankaralı Ayşe Deniz Gökçin, müzik severlerin uzun zaman önce keşfettiği bir yetenek.

Yurt dışında yaşasa da sık sık Türkiye’ye konser vermeye geliyor. Genç müzisyenlerin eğitimleri için çalışmalar yapmayı planlayan başarılı piyanistin ilham veren öyküsünü keşfetmek için merak ettiklerinizi sorduk.

Sizi yeni tanıyanlar için çocukluğunuzda başlayan müzik sevginizden bahseder misiniz?

Ailemin klasik, caz, rock gibi çeşitli tarzdaki müziğe ilgisi vardı ve bu sayede anne karnından onlara kulak aşinalığım başlamıştı. Çocukluğumda piyano başına geçip bir şeyler çalmaya çalıştığımda beni alkışlarla teşvik eden annem sayesinde müziğe ilgim devam etti. Sabahları ilk yaptığım iş piyano başına geçmek olurdu. 5.5 yaşında derslere başladım ve altı ay sonra bir yarışma kazandığımda hediye olarak kocaman bir kutu şekerleme kazandım. Bu olaydan sonra piyanist olmaya karar verdim. Genellikle müzik öğrencileri, çalışmadan parçaları çalabilmek isterler, bu da mümkün olmadığı için sıkılıp bırakırlar. Oysa en eğlenceli bölüm bu sıkıcı çalışma bittiğinde gelir. Bu seviyeye gelmek için inanılmaz detaylı ve disiplinli eğitim şarttır. Ben de bunu anlayınca bir gün kendime söz verdim. Artık çalışmaktan şikayet etmeyecektim çünkü böyle bir lüksüm yoktu. Başarılı olmak için zorlu yollardan geçildiğini çocukken öğrendim ve 11 yaşına geldiğimde orkestralarla çalmaya başladım. Piyano, artık benim kariyerim olmuştu. Yıllar sonra bu altyapıyı kullanarak kendi yolumu çizdim.

NewYork ve İngiltere’de müzik eğitimi aldınız, iki ülkeyi müzik eğitimi anlamında karşılaştırdığımızda neler söylersiniz?

Amerika’nın ve İngiltere’nin eğitim sistemleri çok farklı Amerika’da birbirine bağlı bir üniversiteyi ve müzik okulunu kazandığınızda istediğiniz gibi farklı dersler alıp iki hatta üç bölüm bile bitirebiliyorsunuz. Bunu yapmak da üstelik ekstra bir ücret teşkil etmiyor, sadece çalışmanız ve kendinizi organize edebilmeniz gerekiyor. İngiltere çok daha tutucu ve sistem böyle yaratıcı birleşimlere izin vermiyor. Benim üniversiteyi Amerika’da okumamın en büyük nedeni müziğin yanında alabileceğim derslerdi. Hem astrofizik, hem sanat tarihi, hem uluslararası ilişkiler; hem de politik belgeseller gibi farklı alanda ders aldım. Film ve medya alanında “minor” yapıp, bir de Siyaset Bilimi’ne başladım fakat bitirmeden master’a geçtim. Londra’ya gittiğimde Kraliyet Müzik Akademisi’ndeki öğretmenlerim benim London School of Economics’ten ekonomi dersi almama izin vermediler, bu hep içimi burkan bir anı oldu.

Şu an nerede yaşıyorsunuz? Bir gününüz nasıl geçiyor?

Şu an Los Angeles’ta yaşıyorum. Sekiz yıllık Londra hayatımdan sonra buraya dönmek çok güzel oldu. Bana piyano yollayan Japon markası Kawai sayesinde YouTube Space desteği ile de videolar yapıyorum. Bestelerim üzerinde çalışıp burada oyun ve film müziği alanlarına girme olanaklarım var. Aynı zamanda sahnedeki show’umu büyütmek ve Kuzey Amerika turnesine çıkmak istiyorum. Hepsi bu hafta çektiğim yeni albüm bitince planlanacak.

Her gün piyano çalar mısınız? Çalışma rutininiz nasıldır?

Genellikle evet. Çocukken en fazla yedi gün tatil yaptığımı hatırlıyorum. Daha fazlası yasaktı. Şimdi ise sanırım çalışmadığım zamanlar sadece konser ya da kayıt sonrasında bir iki gün olabilir. O da kaslarımı ve beynimi rahatlatmak için. Yoksa aklımda hep müzik ve proje var. Rutinim önümdeki bu projelere göre değişiyor, örneğin şu an yeni albüm kaydım bitti, yapılacak editler var, sonra albümün orkestrasyonu, onunla ilgili çekeceğim videolar, sosyal medya ve seyircilerimle nasıl bu eserlerimi paylaşacağımın planları.

Peki sahneye çıkmadan önce nasıl bir süreç oluyor?

Konser öncesi rutinimde parçaların ezberi, insanlar önünde birkaç prova yapıyorum. Sahnede ışıklandırma, biletlerin satış durumları, salonlar ile iletişim gibi konular var hakim olduğum. Benimle çalışan takımım olsa da hepsine benim bakmam gerekiyor, herkesin işini yaptığından emin olmak istiyorum.

Rock parçaları piyano eşliğinde yorumladınız, bu fikir nasıl doğdu? Konserlerde nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Klasik eğitimli olsam bile rock müzik nedeniyle ilk kariyer patlamasını yaşadım. Pink Floyd’a teşekkürlerim sonsuz. Konserlerdeki tepkiler muazzam. Beni çok mutlu ediyorlar. Sanırım ben de çok tatmin oluyorum sevdiğim ve dinlediğim müzikleri çalmaktan. Hem de klasik müzik yorumlarım da daha çılgın ve özgür oldu bu sayede. Yeni, taze ve eğlenceli bir perspektif kazandım.

Türkiye’de verdiğiniz konserlerde nasıl tepkiler alıyorsunuz? Önümüzdeki dönemde Türkiye’de konser planı var mı?

Türkiye’de yaklaşık 16 konser verdim. Özellikle de müzik öğrencileri, çocuklar ve ailelerinden aldığım tepkiler beni inanılmaz teşvik etti! Hiç bilmediğim şekilde ülkemizin her kesiminden dinleyicimle tanıştım ve projeler yaparak onlara destek olmaya çalıştım. Instagram üzerinden yarışmalar yaptık, birkaç tanesi konserimde çaldı, diğerlerinin videolarını konser aralarında gösterdik. Bu desteğimi albüm çıkınca daha da büyük çapta yapmayı planlıyorum. Aynı zamanda da bir eğitim programı düşünüyorum. İstanbul’da geçen ay Zorlu Psm’de çaldım, ondan önce de iki konserim oldu. Biraz kendimi özleteceğim, hem de yeni konseptler üreteceğim. Bir sonraki konserim 26 Kasım’da ENKA’da olacak, sonra da Anadolu yakası için bir konser planımız var. Geldiğimde muhtemelen Eskişehir, Bodrum ve Denizli’ye de konserler vereceğim.

Müzikle ilgili hayalleriniz neler?

Bestelerimi özgün bir sahne performansına dönüştürmekteyim. Herkesin gelip merak edeceği, birleştirici bir kimlik oluşturan; her yaştan, her milletten insanı birleştiren bir performans. Salondan çıktıklarında onlara ümit vermek istiyorum. Hedefim evrensel olmak. Teknolojiye ve bilime büyük ilgim var. Farklı alanlarda liderlik yapan şirketlerle ortak projeler yapmak isterim. Diğer hayallerim ise tabii ki film ve oyun müziği yapmak. Türkiye’de eğitim konusunda altyapı ve kaynak oluşturmak.

Piyanist olmak isteyen gençlere tavsiyeniz ne olur? Sizin başarınızın sırrı nedir?

Bana bu soruyu çok soruyorlar, ben de web sitemde yeni bir bölüm başlattım blog olarak. Instagram’da sorulan soruları yanıtlayacağım gelecek haftalarda. Akademik başarının sırrı: çok çalışmak, girişimci olmak, kaynakları internetten araştırmak, başarılı insanların çalıştığı öğretmenlerle iletişime geçmek, kendi performansını kaydedip onlara dinletmek ve istikrarlı olmak. Sanatsal olarak en önemlisi ise kendini başkalarından farklı kılanın üzerine gitmek.

Bir tren dergisiyiz, sizin yolculuklara bakışınız nasıldır ? Tren yolculuğu sever misiniz?

Konser vererek çok ülke gezdim. Bu hep çocukluk hayalimdi. Ekvator, Çin, Arjantin, Hong Kong gibi uzak ülkelere gidip çeşitli kültürleri tattım. Trene ise bayılırım. Sanırım ilk tren gezimi ilkokuldayken Ankara’dan yataklı tren ile İstanbul’a yapmıştık. Ranzalı yatakta ablam ile kalmıştım, o kadar heyecanlıydım ki hala o hissi hatırlıyorum! Sanırım uyumamıştım bile, trenlerin verdiği nostaljik bir duygu var bana. Çin’de ise Pekin’den Zhengzhou’ya yataklı tren ile gidiş-dönüşü hızlı tren ile yapmıştım. Giderken çok sefil, dönerken ise çok yüksek kaliteliydi, aradaki farkı görmek ve yasamak da ufuk açıcıydı. Zurich’ten Salzburg’a da trenle gitmiştim yine konser için bu sefer Alplerin arasından geçtik manzara muhteşemdi. En çok istediğim gezi Orient Express ile İstanbul’dan başlayıp devam etmek. Hatta trende bir piyano olsa güzel olmaz mı? Beste yapmak için ideal.

Favori seyahat rotalarınız nedir?

Los Angeles, Fethiye, Paris, Capri, Roma.

Yolculuklarda neler dinlersiniz?

British Airways benim “A Chopin Affair” albümümü uçaklarında yayınlamakta bu bilgiyi paylaşmak isterim. Uzun araba yolculuklarında ise Beatles, Coldplay, RHCP, Bach, Gipsy Kings ve Cat Stevens dinlerim.