EN SEVİLEN YABANCI FUTBOLCU: ŞOTA ARVELADZE

Türkiye’nin ikinci yabancı gol kralıydı; şimdi Kasımpaşa’nın başında Avrupa kapılarını zorluyor. Gürcülerin medar-ı iftiharı, Trabzonluların gözbebeği, Kasımpaşa’nın lokomotifi; tüm bunlar onu anlatıyor…

Sahada bir okul kaçağı var!

Anneniz ve babanız doktor. Çocukken onlara hiç özenmediniz mi? 

Ben doktor olmayı hiç istemedim ama onların doktor olması iyi oldu. Annemin hastalarına rapor yazdığı kâğıtlara, ‘Şota bugün son derse katılamayacak’, ‘Şota yarın okula gelemeyecek’ yazardım. Öğretmenlerim de hep yerdi. Doktorlar gibi karman çorman yazar, altına da annemin kaşesini basardım. O kâğıtlar sayesinde okuldan sıkıldığım anda tüyerdim. Ki çoğu zaman sıkılırdım!

Futbolcu olmaya nasıl karar verdiniz? Aileniz karşı çıkmadı mı?
O zaman karar veremiyorsun sadece oynuyorsun. Annemle babam doktor olmayacağımı biliyorlardı en azından.

İkiz kardeşiniz Arçil için de aynı şey mi geçerli?
Biz her anlamda aynıyız zaten. Her gün mutlaka konuşuyoruz. O şimdi Gürcistan’da milli takımların sportif direktörlüğünü yapıyor. Futbol okulu var, futbol vakfı var. Zenginlerden bağış alarak maddi durumu iyi olmayan futbolcuları yetiştiriyor.

Rusya–Gürcistan savaşında aklınız Arçil’de kalmış olmalı. Nasıl atlattınız o günleri?
Savaş başladığında Arçil ailesiyle birlikte Batum’da tatildeydi. Ülke dışına çıkmadığı için yanına pasaportunu almamış. Tiflis’e bombalar yağmaya başladı. Kaybettiklerimi saymak istemiyorum. Savaş çıkınca Arçil çocuklarıyla perişan oldu. Batum’dan Türkiye’ye kaçtı. Türkiye o zaman Gürcülere pasaport bile sormadı. Bu iyiliği asla unutamam. Ben Hollanda’da kamptaydım. Çıldırmıştım. Bir daha böyle şeyleri kimse yaşamasın diye dua ediyorum.

“Gürcüler ve Türkler birbirine benziyor”
“Gürcülerle Türkler birbirine çok benziyor. Gürcüler de saat 2’ye randevu veriyorsa o 2’yi 10 geçedir. Trafik olur, biri hasta olur… Benim çocuklarım hâlâ akşam 9’da yatmıyor. Alman olsa yatar. Gürcüler Türklerden daha beter! Oğlum 3 aylıkken eşimle dedik ki gece ağlayınca yanına gitmeyelim, ağlar ağlar susar, öyle alışsın. Sonra annem çıktı ortaya, ‘hasta mısınız, ben sizi öyle mi büyüttüm?’ dedi. Avrupa’da böyle değil ki. Gel de anneme anlat! Bizde kendi kendine uyuyan bebek mi var? Beş kişi yemek yediriyor, beş kişi yıkıyor. Ondan sonra da, ‘ne oldu bu çocuk?’ Don Kişot gelse bunu değiştiremez.

Artık Türkiye’de büyük takım-küçük takım yok

Trabzonspor’a transfer olduğunuzda nasıl bir ortam vardı? Neler yaşadınız?
Güzeldi. Trabzon’u çok sevdim. Orada insanlar futbolu gerçekten seviyor. Herkes futbolla ilgili. Mesela benim oynadığım dönemde futbol maçlarının birçoğu televizyonda yayınlanmazdı. Taraftarlar maçı izleyemezdi. Deplasmandan biz dönmeden haberimiz Trabzon’a gelirdi. Gazetede, ‘Şota iyi oynad’” yazıyorsa herkes, ‘harikasın’, kötü bir şey yazıyorsa da, ‘sen ne biçim oyuncusun?’ derdi.

Bizim izlediğimiz kadarıyla gözü kara bir futbolcuydunuz. Krampona kafa uzatırdınız. Siz neler hissederdiniz maçlarda?
Maç oynanırken neler yaptığımı fark edemezdim. Maç bittikten sonra vücudumdaki morlukların nasıl olduğunu hatırlamazdım. ‘Bu kan da nereden çıktı!’ diye çok şaşırmışımdır. Soyunma odasına gidip oturduğumda bir bardak su içip, ‘ölmüşüm’ derdim. Kafamı patlattığımı bile hissetmezdim.

Penaltı kullanmadan aldığınız bir gol krallığınız var. En güzel gol hangisiydi?
Hava yapmak istemiyorum ama çok güzel goller attım (gülüyor). İki golüm var, ikisini birbirinden ayırt edemem. Bu gollerim çocuklarım! Hat-trick yapamadım ona yanarım.

İyi günleriniz kadar olmasa da Trabzon’da kötü günler de geçirdiniz. 1996’da şampiyonluğu Fenerbahçe’ye kaptırdığınızda bütün şehir cenaze evi gibiydi. Sizin aklınızda ne kaldı?
‘Nasıl koydu Aykut Kocaman!’ Bu kadar! Unutulur mu? Ömrüm boyunca unutmam. Hatırladıkça kulaklarım uğuldar. Şimdi gülüyoruz ama o zaman gerçekten kötüydü. Karadeniz’in gerçekten kara olduğunu o gün gördüm.

Trabzonspor’un dördüncü büyük sayılması için siz de emek verenlerdensiniz. Nasıl bakıyorsunuz bu ‘büyük kulüp- küçük kulüp’ meselesine?
Benim dönemimde Anadolu’da futbolun şartları içler acısıydı. Bir kulüp ufak bir tesis yapsa olay olurdu. Türkiye’nin bir ucundan öbür ucuna otobüs yolculuğu yapan takımlar vardı. Bizim bir fizyoterapistimiz vardı; haftanın bir günü gelir hepimizi sıradan geçirirdi. Artık Türkiye’de büyük takım küçük takım diye bir şey yok!

Şota’nın Türkçe ile imtihanı
“Trabzon’da bir gün bir gazeteci Arçil’le benim yanıma gelip soru sormaya başladı. O zaman da Türkiye’ye yeni gelmişiz, Türkçeyi çok iyi konuşamıyoruz. Yanımızda da bir aile dostumuz var. Her konuda bize yardımcı olmak istiyor. Türkçe biliyor diye bize yardım etmek istedi. Zaten internette dolaşan videoları gördüyseniz anlamışsınızdır. O röportajda da çok yardımcı oldu. Ben ‘evet’ diyorum, o da ‘evet’ diyor!”

Avrupa’ya giden takım değil, kulüp olacak

Kasımpaşa’nın şampiyonluk şansınızı nasıl görüyorsunuz?

Ben gittiğim yerlerde çok şampiyonluklar gördüm, burada da olmak için çalışacağım. Bu sene için sorarsan şampiyonluk zor görünüyor. Daha yapmamız gereken çok şey var. Taraftarın desteği de bu konuda önemli.

Taraftardan beklediğiniz dönüşleri alamıyor musunuz? Onlarla aranız nasıl?
Bizi desteklemeye gelirlerse aramız iyi oluyor. Kasımpaşa eskiden çok böyle iyi şeyler yaşamamış. Taraftar dost gibidir, öyle bir günde kazanamıyorsun. Biz dostlarımız olsun istiyoruz, olmaya başladı da bence. Kulüp olmak için bu şart.

Kasımpaşa’da göreve geldiğiniz günden beri takım yerine kulüp olmaktan bahsediyorsunuz. Sizin için kulüp olmak ne ifade ediyor?
İyi takım kurarsan bir gün mutlaka şampiyon olursun ama kulüp olmak çok önemli. Kulüp güçlü olunca bir kere şampiyon olup kalmazsın. Beşiktaş’ı, Fenerbahçe’yi görüyorsun, neler yaşıyorlar ama kulüp oldukları için yine büyükler.

Kulübün uzun vadeli planları ve kulüp olmak adına yapılan çalışmalar size ne kadar yardımcı oluyor?
Kafan bir şeyi istemezse elin kolun onu yapamaz. Bizimki de öyle. Kafa ne yapmak istediğini biliyor, çok sağlam çalışıyor, gerisi de onu takip ediyor. Sorunsuz çalışabilmemiz için her şeyi düşünüyorlar. Çok güzel bir tesisimiz var.

Sürekli ligin üst sıralarında olmak takımın bazen rehavete kapılmasına neden oluyor mu? Ligde yukarıda tutunmak geriden gelmekten daha zor…
Bir yemeği yerken önce saldırıyorsun, sonra hareketlerin yavaşlıyor. Biz insanız. Makine olsan aynı şeyi hep yaparsın ama değilsin. Hep planlı çalışıyoruz. Şimdiden bir yıl sonrasının programı bile hazır. Yoksa her gelen kafasına göre bir şeyler yapar. Futbolcunun istatistiklerini tutmazsan, ‘aman bu kim?’ der, kovar. Herkes başkasını getirir. Ondan sonra da batarsın! Çok var böyle. 

“Zihinsel hamleler de yapacağız”
“Kimsenin çıkıp da sezon başında, ‘kötü kamp geçirdik, bu neydi!’ dediğini duymadım. Sonra, ‘aman hakem, aman şans’ denmeye başlanıyor. Devre arasında biz de neyi iyi yaptık, ne kötü oldu diye bakacağız. Hamlelerimizi de buna göre yapacağız. Hamle yapmak sadece birilerini transfer etmek değil, zihinsel hamleler de yapacağız. Yardımcılarımla sürekli fikir alışverişi yapıyoruz. Mesela yardımcım Jean Nederburgh benden daha yaşlı; bazen bir şey söylüyor; ‘yok ya!’ diyorum. Sonra birbirimizi dinliyoruz.”

Metroda bir gol kralı

Gezmeyi, yeni yerler görmeyi sever misiniz?
Severim de öyle istediğin zaman istediğin yere gidemiyorsun. Fırsat buldukça işte…

Dünyada ve Türkiye’de en çok hangi şehirleri seviyorsunuz?
Tabii ki vazgeçilmezim Tiflis. Hatta hayatımın bir parçası… Sonra da İstanbul… Türkiye’de futbol oynarken de Türkiye’den ayrıldıktan sonra da her fırsatta İstanbul’a gelirdim; burada yaşamayı hayal ederdim. Dünyanın en popüler şehirlerine gittim ama fikrim değişmedi. Burada çok mutluyum.

Uzun yolculuklarınızda yanınıza mutlaka aldığınız eşyalarınız neler?
Yanıma çok eşya almayı sevmiyorum. Bagaj beklemekten nefret ederim. Tabii aileyle gidince valizler kuzu gibi diziliyor yanımızda. Eşim diyor ki, ‘sen mi taşıyacaksın!’ Ona kalsa bagaja valiz verilecekse bir de aynı beş de. Hep de çocukların eşyalarını bahane eder.

Kaç çocuğunuz var? Onlar da Türkiye’de mi?
Bir oğlum, bir kızım var. Burada okuyorlar. Eşimle 19 yaşımızda evlendik. Çok da mutlu olduk. Burada da mutluyuz. Gürcistan’daki gibi burada da insanlar düz sıra olmuyor; yuvarlak olup bekliyorlar. Bir yerde sıra görünce biri beni tanısın diye dua ediyorum o yüzden!

Yolculuk yaparken müzik mi dinlersiniz, kitap mı okursunuz, uyur musunuz?
Eskiden kitap okurdum ama artık telefonumdan mesaj okuyorum. Teknoloji bazen iyi bir şey değil.

Teknik direktörlük haricinde başka bir maharetiniz var mı? İddialı olduğunuz başka bir şey? Tavlada, teniste, mutfakta…
Bir kere benim yaptığım yemek yenmez. Onu geç. Tenis oynarım, basketbol oynarım ama bir iddiam yok. Kar kayağıyla su kayağı da çok zevkli. Reklam yıldızıyım bir de biliyorsun! Ben kendimi yıldız gibi hissetmiştim ama beğenmemişler demek. Çok güzel ‘mmmhh’ diyordum oysa.

Türkiye’de tren yolculuğu yaptınız mı?
İstanbul’da metroya bindim. Marmaray’a da binmek istiyorum ama daha hazırlık yapmadım. Yanıma dalgıç kıyafetleriyle tüp alacağım.

Korkuyor musunuz yoksa?
Şaka yapıyorum yahu. Vaktim olmadı. Yoksa çok merak ediyorum, kesin binerim.

“Tren yolculuğu güzeldir”
“İlk tren yolculuğumu 14 yaşımda yaptım. Eski Sovyet trenlerinden biri olduğu için pek hoşlanmadım ama tren yolcuğu farklı bir deneyimdi. Tren manevra yaptıkça üstümüze bavullar düşüyordu filan. Şimdiki trenler öyle değil. Avrupa’da tren yolculukları çok konforlu… Hareketli bir adam olduğum için en çok yolculuk yaparken kalkıp yürüyebilmek hoşuma gidiyor. Tren yolculuğu güzeldir.”