Epik, Pitoresk, Şiirsel: Unutulmaz Tren Yolculukları

Epik, Pitoresk, Şiirsel: Unutulmaz Tren Yolculukları

Çocukluğumdan beri, ne zaman yakınımdan bir tren geçse içinde olmayı hayal ederim. Tren yolculuklarının böylesine etkileyici, akıp giden dünyayı böylesine farklı bir perspektiften gösteren bir yanı, bir ritmi vardır.

Tren yolcuları da farklıdır; sanki insanın kalbini açması daha kolaydır ve adeta her sohbet bir hayat felsefesi dersine dönüşür. İster lüksüyle dünyaca ünlü, filmlere set olmuş Doğu Ekspresi’ne binin isterseniz tarihten miras buharlı bir trene, yola çıktığınızda, yaşamlara, coğrafyalara ve dünyaya açılan en güzel pencerenin bir tren penceresi olduğunu teslim edeceksiniz. Unutamadığım tren seyahatlerini sizin için derledim…

En güzel Doğu masalı, Doğu Ekspresi

TCDD Taşımacılık’ın en eski hatlarından ve en uzun rotalarından Ankara-Kars arasında sefer yapan Doğu Ekspresi, son yıllarda gerek yerli gerekse yabancı turistler arasında öylesine popüler oldu ki, yer bulmak iyice zorlaştı. Her sabah Ankara Eski Gar’dan yola çıkıp Kırıkkale, Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum ve Kars güzergahını izleyen Doğu Ekspresi, 25 saat süren yolculuk boyunca Anadolu’nun en güzel manzaralarından geçiyor. Soğuk da olsa bu yolculuğun iz bırakması için karlı mevsim en iyi zaman. Geçilen coğrafyaların kar altındaki halleri özellikle fotoğrafçılar dahil tüm gezginler için son derece etkileyici. Trenin geçtiği her kentin kaydadeğer özellikleri var ancak birçoklarının asıl amacı karın en çok yakıştığı kentlerden biri olan Kars’a varmak. Bu yolun en büyük kozlarından biri de Fırat Nehri ve kıvrımlarındaki etkileyici tarih…

Tarihin raylarında, Kızıl Tren

Tunus’un güneyindeyseniz, 1911 yapımı Kızıl Tren (Le Train Lezard Rouge), kaçırılmayacak, tarihi bir deneyimdir. Kızıl Tren, 1 saat 45 dakika boyunca, ulaşılması başka yollarla imkansız olan efsanevi Selja Kanyonu’ndan ve iki taraftan da gözünüzü ayırmak istemeyeceğiniz manzaralardan geçer. Tünellere dalar, dağları aşar ve sizi muhteşem kanyon ve manzaralarla baş başa bırakır. Tozeur kentine 55 km mesafedeki Metlaoui’den başlayan ve bir fosfat madenine doğru, eski güzergahtan ilerleyen trenin ‘turistik’ olarak adlandırılması cesaretinizi kırmasın. Aslında bu, 1943-1957 yıllarında Tunus’ta Osmanlı adına görev yapan son Osmanlı Beyi Emin Bey ve ailesinin başkent çevresindeki yolculuklarına tahsis edilen ‘Curzun el-Ahmar’ treni idi. Fransız hükümeti tarafından hediye edilen trende biri beyin özel vagonu, bir diğeri de restoran olmak üzere altı bağlantılı vagon bulunuyor. Tarihi atmosfere uygun dizayn edilmiş tren, sizi zaman tünelinde geçmişe taşır. Tunus’un 1956’da bağımsızlığını kazanması ve bir yıl sonra cumhuriyetin ilanıyla, koloni ve monarşi döneminin sembolü olan bu tren kendi haline terk edilmişti. 1975’te Kızıl Tren adını aldı ve 1984’te de yeniden yaşama döndürüldü.

Dünyaya açılan pencere, Bernina Ekspres

Her kilometrede karşınıza çıkan manzaralarla Bernina Ekspres, dünyanın en güzel görsel yolculuğu olma iddiasıyla, unutulmaz tren seyahatleri arasında yerini alıyor. Rotada, dünyanın en yeşil ve pitoresk ülkeleri arasında yer alan İsviçre ve İtalya’nın olması son derece doğal. Rota, Doğu İsviçre’de Chur ve St Moritz’den başlıyor. Kuzey İtalya’daki Tirano sınırına doğru devam ediyor. Dört saat ve 144 km boyunca, muhteşem Alp Dağları’yla taçlandırılmış 55 tünel ve 196 köprünün yanısıra yüksekten akan şelaleler, buzullar ve tüylerinizi diken diken edecek vadilerden geçiliyor. Trenin geniş pencereleri sayesinde kimse kaçırılan manzaraların pişmanlığını yaşamıyor. 600 metre yükseklikteki Bernina Geçidi’nde genelde kar fırtınası vardır ancak gergin olmak yerine keyfini çıkarmayı seçebilirsiniz.

Balkanlar’ın görkemi, Mostar-Saraybosna Güzergahı

Sınırlı bütçeliler için, dünyanın en ekonomik ve en manzaralı tren yolculuklarından biri de Mostar-Saraybosna güzergahı demek abartı olmaz. Tren, Neretva Nehri boyunca, oldukça engebeli ve acımasız bir doğadan geçerek, yaklaşık 2.5 saatte Saraybosna’ya ulaşıyor. Yol boyunca doğa büyüleyici olduğu kadar ürpertici de; dağları, viyadükleri, tünelleri ve virajlı yollar aşılıyor.

Uzun yol, bol vaat, Tazara Ekspresi

Doğu Afrika ülkesi Tanzanya’nın başkenti Dar es Salaam’dan kalkıp Zambiya’nın Kapiri Mposhi kentine giden Tazara Ekspresi, 1.860 km’yi tam 46 saatte kat eder. Birçok meselenin adeta yavaş çekimle çözümlendiği Afrika kıtasında neredeyse iki gün süren bu tren yolculuğunu yadırgamamak gerek. Rötarların olduğundan hiç bahsetmeyelim. Ancak ‘zor ve emek verilen güzelle sonuçlanır’ teorisi burada da ele alınabilir. Çünkü bu yolculuk birçok ünlü tren seyahatine rakip olacak vaatlerle size sabır aşılayacaktır. Tanzanya, el değmemiş doğal yaşamı, köyleri ve milli parklarıyla, gerçek bir Afrika deneyimi sunmakla kalmaz aynı zamanda safarinin de kalbinin attığı yerdir. Safari turlarında günlerce restlayamadığınız ya da karşılaşma ihtimaline sahip olduğunuz hayvanlara bu tren yolculuğunda rastlamanız ise şans değil garantidir. Aslında asıl vaat ne manzara ne de vahşi hayattır. Yolculuğun en büyük cazibesi, pencereden seyrederken, adeta içindeymiş gibi hissedeceğiniz gündelik hayat ve tren planlı ya da plansız olarak durduğunda, şahit olacağınız büyüleyici kaos ve ses cümbüşüdür.

 

And Dağları’na selam, Machu Picchu Treni

Güney Amerika’nın, gezginlere göre en popüler ülkelerinden biri olan Peru’ya gelen birçok ziyaretçi, Cusco’dan İnka uygarlığının şaheseri Machu Picchu’ya giden turist trenine biner. Bu hoş bir güzergah olsa da biraz daha sıradışı bir deneyim için Lima’dan orta dağlık bölgelerin büyüleyici başkenti olan Huancayo’ya kadar olan yolculuğu es geçmemekte yarar var. 12 saat süren, bu dünyanın en yüksek ikinci tren yolculuğu, And Dağları’nın arasından süzülürken, 4.782 metre yüksekliğe ulaşır. Trenin ayda sadece bir veya iki kez sefer yaptığını göz önünde bulundurmakta yarar var.

 

Epik bir yolculuk, Trans-Sibirya Ekspresi

Hayaliniz ‘epik’ bir rotaysa, o zaman treniniz, Trans-Sibirya Ekspresi’dir. 9.200 km boyunca, Rusya’nın alabildiğine uçsuz bucaksız ve az ziyaret edilen iç bölgeleri boyunca, tam sekiz zaman diliminden geçen Trans-Sibirya Ekspresi’nin rakibi olduğunu söyleyecek bir baba yiğit çıkması zordur. Bu demiryolu, epik tren yolculuklarının ulaştığı zirvedir. Aslında tek bir Trans-Sibirya rotası yoktur. Orijinal Trans-Sibirya rotası yolcuları Moskova’dan Vladivostok limanına götürürken, en renkli alternatiflerden biri de Trans-Moğol rotasıdır. Bu güzergah, üç büyük kenti birbirine bağlarken envai çeşit coğrafyayı da biraraya getirir. Rusya’nın başkentinde yola çıkan trenler, Ural Dağları’nın karşısındaki huş ormanlarından Yekaterinburg kasabasına doğru yol alır. Birkaç gün içinde, güneye doğru, yurtların ve özgür atların toprakları Moğol bozkırlarına varmadan önce, Baykal Gölü’nün ışıltılı mavi suları gözlerinizi kamaştırır. Moğolistan’ın başkenti Ulanbatur’dan Pekin’e uzanan yolculuğun son bölümü, Gobi Çölü’nün kuraklığını, endüstriyel manzaraları ve yeşil dağları aşarak ve hatta Çin Seddi’ni bir an için görmenize bile fırsat tanıyarak, muhteşem bir şekilde sonlanır.

Kırmızı kahverengi coğrafya, Ghan Treni

Avustralya’nın ‘outback’ olarak adlandırılan, kavranması güç, ücra köşelerinin haritalarda yeri yoktur. Bu bölgeler ancak kıtanın yerlileri Aborijin halkının şarkılarındadır ve Avrupalı istilacılar develerle mesafeleri kat edinceye kadar hep gizemli kalmıştır. Oysa 26 vagonlu Ghan Treni artık bu ulaşılmaz bölgelere, üstelik büyük bir lüks içinde yolcu taşıyor. Tren, üç gün, 3.200 km boyunca, Avustralya’nın merkezinden aşağı yukarı, bir kıyıdan diğerine yol alır. Her ne kadar adını, Afganistan’dan gelen ve 1929’da bu hattı kuran deve çobanlarından almış olsa da bu yolculuk onların zorlu çöl yürüyüşleriyle karşılaştırılamaz. Zengin mönülü restoranı, yatakta kahvaltıyı da mümkün kılan 24 saat oda servisi ile keyif dolu bir yolculuk. Coğrafya ise sürprizler sunmaktan geri kalmaz; Adelaide’den kuzeye uzanan rotada, ovalar ve kırmızı kahverengi dağlar yerini kurak kırmızı bir bölgeye, tam kalbindeki çini mavisi gökyüzüne, paslı kızıl toprağa ve tipik maki ormanlarına bırakır. İlk 75 yıl boyunca Ghan, çöl kenti Alice Springs’de sona erer. Bugün ise kuzey kıyısındaki Darwin kentine dek devam ediyor. Yol boyunca, Afgan çobanların güttüğü hayvanların soyundan gelen deve ve kanguruları göreceksiniz.

 

Tekerlekli Saray, Palace on Wheels

Hindistan her yiğidin harcı değildir. Kalabalık, fakirlik ve zorlu yaşam koşulları, bu ülkenin methini duyan ya da buraya tutkulanıp gelenleri bile şok edebilecek seviyededir. Bu nedenle ülkenin güzelliklerini zorlanmadan görmek isteyen ancak sokağın gerçeklerini göze alamayanlar için Palace on Wheels (Tekerlekler Üzerindeki Saray) kaydadeğer bir çözüm. Bu, ülkenin en lüks treni olmasa da en ünlüsü diyebiliriz. Terlemeden ve kalabalıklara karışmadan önemli yapıları ve Rajasthan bölgesini gezmek isteyenler için bire bir. ‘Mihraceler gibi’ diye tanıtımı yapılsa da, trenin 14 vagonunun banyosu, modern imkanlarla donatılmış. Geçmişin geleneği halen devam ediyor ve her vagonun özel bir servis elemanı bulunuyor. Delhi’den başlayan bu bir haftalık yolculuk, gerçek bir gezginin ideallerine göre fazla steril bir seyahat stili olsa da, Taj Mahal dahil olmak üzere, Hindistan’ın en önemli miras alanlarını görmenin en kestirme ve sorunsuz yollarından biri olduğunu da teslim etmek gerek.