FANTASTİK COĞRAFYA, BÜYÜLEYİCİ TARİH: MALTA

Bir takımadalar ülkesi olan Malta’yı sevmek için birçok neden var. En belirgin nedeni; küçük olmasına rağmen, içinde hayal edilemeyecek denli çeşitlilik barındırması. Tarih öncesi tapınakları, fosillerle dolu tepeleri, gizli mağaraları, heyecan verici dalış noktaları ve yoğun tarihi, burayı ilginç bir destinasyon yapıyor. Derin mavi denizi de yabana atılacak gibi değil. Bir tarafta kıyı boyunca kireç taşı tepeleriyle korunmuş koylar girintilerde saklanırken, bir tarafta da berrak sulara eşlik eden kızıl altına çalan plajlar uzanır. Adanın sayısız marinası tekneler ve yatlarla dolup taşar. Dalgıçlar ve şnorkel meraklıları denizaltında mağara, batık ve dik kayalıkların keşfine çıkar.

Lezzetler ve kültürler karışımı
Sicilya ve Kuzey Afrika’ya yakınlığıyla dikkat çeken Malta Takımadaları’nda üç ada var; Malta, Gozo ve Comino. Takımadalar arasında en büyük olan Malta 237, Gozo 68 ve Comino 2 kilometrekarelik bir alan kaplar. Malta, bir ‘Akdeniz kokteyli’ olduğu için de oldukça cazip. Her ne kadar Malta’nın halkı Roman Katolik ise de, nesiller boyunca şaşırtıcı bir kültür karışımı birarada varolabilmiş. Geleneksel Malta yemeği, Sicilya ve Ortadoğu lezzetlerini karıştırır ama tavşan ve bal gibi yerel malzemeleri de ihmal etmez. Maltalılar, sıcak ve misafirperverler. Yolunuzu kaybedin, sizi doğru yere teslim edene kadar yanınızdan ayrılmazlar. 21. yüzyılın modern etkileri her yerde görülür ancak birçok yerde, özellikle Gozo gibi sakin, küçük köylerde devasa kilise kuleleri gibi yapılar sizi eski zamanlara götürür.

Zamana direnen tarih
Malta, Akdeniz’in merkezindeki coğrafi konumu nedeniyle, her zaman ele geçirilmesi cazip bir yer olmuş. Birçok ada yerüstü ve yeraltı koruma-savunma unsurlarıyla donanmış. Başkent Valletta, Aziz Jean Şövalyeleri tarafından kurulmuş. Tepede kurulmuş kale tipi kentler olan Mdina ve Victoria’nın, kıyı boyunca gözetleme kuleleri var. Malta’nın balıkçı tekneleri bile, uç kısımlarındaki göz motifleriyle, tıpkı ataları Fenikeliler’in tekneleri gibi geçmişi yansıtır. Malta ve Gozo’nun ustalıkla inşa edilmiş tarih öncesi kentleri şaşırtıcı detaylara sahiptir. Müzesindeki heykelcikleri, devasa ‘şişman kadın’ heykellerini, farklı devirlerden kalma tapınak ve kulelerini, bugün hala görmek mümkün.

2018’de Avrupa Kültür Başkenti
Valletta, Malta’nın minyatürvari başkenti. Aziz Jean Şövalyeleri tarafından bir yarımadada kurulmuş. Kurucuları burada, 16. yüzyıl zerafetini taşıyan, aristokrat bir kent hayal etmişler. UNESCO, Valletta’yı Dünya Miras Listesi’ne dahil ettiği zaman onu ‘dünyada tarihin en yoğun görüldüğü yerlerden biri’ olarak tarif etmiş. Yeni tasarlanmış Şehir Kapısı Renzo Piano, Parlamento Binası ve Opera Binası, kent manzarasını değiştirirken aynı zamanda Valletta’nın 2018’de Avrupa Kültür Başkenti olarak lanse edilmesi, restore edilmiş bal renkli kent duvarları, yeni müzeleri, otelleri, 16. yüzyıl malikanelerinden dönüştürülen cafe ve restoranlarıyla, şehrin tekrar farklı bir çehreyle doğmasına destek olmuş. Valletta’nın şehir dışı da görmeye değer. Üç Kent ve tarih öncesi döneme ait Hal Saflieni Hypogeum’a keyifli bir feribot gezintisi yapmak mümkün.

Gizemli yeraltı dünyası
Malta’nın yapıları arasında en olağanüstü olanı; 5 bin yıllık bir yeraltı nekropolü Hal Saflieni Hypogeum. 1902’de bir inşaat sırasında keşfedilen Hypogeum’da (Yunanca’da ‘yeraltı’ demek), gizemli ve sessiz bir dünyaya adım atmış gibi oluyorsunuz. Holleri, odaları ve geçitleri taşa ustalıkla oyulmuş, MÖ. 3600-3000 yıllarına tarihlenen ve yaklaşık 7 bin ölünün gömüldüğü mezarlık, 500 metrekare alana yayılıyor. O zamanın işçileri, odaları kazarken, duvar işçilerini örnek alarak, güvenli bir yeraltı yapısı elde edebilmek için, taşın cinsine göre zayıf ve kuvvetli yanlarını inceleyerek çalışmışlar. Ziyaretçilerin nefeslerindeki karbondioksit bu mezar odalarının, kolay yıpranan kireçtaşı duvarlarına zarar verdiğinden, 2000’li yıllarda 10 yıl süreyle kapatılmış. UNESCO’nun finansal desteğiyle restore edilmiş ve bugün mikrokliması ciddiyetle kontrol ediliyor. Artık ziyaretçi sayısı, tur başına 10 kişiyle sınırlandırılıyor. O nedenle ziyaretinizden iki ay önce rezervasyon yaptırmakta fayda var.

Megalitik tapınaklar
Malta’nın en iyi korunmuş tarih öncesi yapıları, aynı zamanda etkileyici megalitik tapınaklar. Deniz üzerindeki tepelerdeki etkileyici konumlarıyla da, Hagar Qim (Dik Taşlar) ve Mnajdra, görmeye değer anıtsal yapılar. Tapınaklar büyük ihtimalle, orijinalinde taş çıkmalı kemerlerle örtülüydü fakat bunlar uzun bir süredir yıkık. Hagar Qim’in üç sütunlu girişi restore edilmiş olup orijinaline dair bir fikir veriyor. Girmeden evvel, köşeden sağa bakın, buradaki 20 ton ağırlığında anıtsal taş en büyüğü. Tapınak düzensiz, oval, birbiri içine girmiş odalardan meydana geliyor ve bu açıdan alışılagelmiş diğer Malta tapınaklarından farklı. Burada bulunan şişman kadın heykelleri ve Maltalı Venüs figürü bugün Valletta Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Mnajdra daha süslü. Burada her biri üç dilimli plana sahip, yan üç tapınak var. Hepsi MÖ. 3600- MÖ. 3000’e ait. Yaz (haziran) ve kış (aralık) gündönümlerinde düzenlenen rehberli turlar, tapınağın ışınlarını daha iyi hissetmek için bir fırsattır. Olağanüstü deniz manzaraları sunan tapınakların etrafında işaretlenmiş yürüyüş patikaları var.

Asil şehir
Modern Malta’dan apayrı bir dünya da bal rengi duvarlarla çevrili Arap şehri Mdina. Ana caddeleri dolduran günübirlik ziyaretçilere rağmen, gizli dar sokakları ve incelikli mimari detaylarıyla göz dolduruyor. Mdina, MÖ. 1000 yıllarında Fenikeliler tarafından korunma amaçlı bir duvarla çevrilmiş ve ‘korunma yeri’ anlamında ‘Malet’ adı verilmiş. Romalılar burada büyük bir kent kurup buna Melita adını vermişler. Bugünkü ismi, 9. yüzyılda gelen Araplar tarafından verilmiş, medina Arapça’da ‘surlarla çevrili kent’ anlamına geliyor. Ortaçağlarda Mdina’ya ‘asil şehir’ adı verilmiş. Burası Malta aristokratlarının en sevdiği yerleşim yeri ve idari meclisin yeri olmuş. Aziz John Şövalyeleri denizle olan bağlantılarından dolayı, Büyük Liman ve Valletta’yı kendi faaliyet merkezleri yapmışlar ve zaman içinde Mdina çaptan düşmüş.

Fantastik coğrafya
Gozo’nun en çarpıcı kıyı manzaraları, jeolojik yapısıyla denizin işbirliği yaptığı Dwejra’da kendini gösterir. Bugünkü Dwerja koyu ve İç Deniz, bir zamanlar yeraltı mağaralarının göçük haline geldiği yerde bulunuyor. Bu manzara mütemadiyen sizi davet eder. Malta’nın cazibeleri boyutuna bakılınca hiç de az değil; Vittoriosa’nın çiçeklerle süslü yollarında ya da Cottonera Limanı’nda gezinin, Comino’nun batı ucu ile kimsenin yaşamadığı Cominotto (Kemmunett in Malti) adacığı arasında, beyaz kumsalı ve cam gibi deniziyle korunaklı bir koy olan Mavi Lagün’de yüzün, Malta’nın en etkileyici kilisesi olan Aziz John Co-Katedral’in hazinesi, Caravaggio’nun devasa Vaftizci Yahya tablosunu görün, Marsaxlokk’ta kayalar arasında doğal bir açık hava havuzu ve fantastik bir yüzme noktası olan Aziz Peter’in Havuzu’nda serinleyin… Denizaltı ve deniz üstü hazinelerinden megalitik tapınaklarına, bir kartpostalın içindeymişsiniz hissine kapılacağınız manzaralarından yeraltı mezarlıklarına, Malta sadece büyüleyici bir tarihin değil fantastik bir coğrafyanın da kapılarını açar.

YEREL NOKTA
Turistlerden uzakta Ghar Lapsi’de adalılarla yüzün.

YEREL LEZZET
Malta’nın, Akdeniz tarzı eklektik bir mutfağı var. Ünlü şef Aaron’un Valletta’daki restoranı Aaron’s Kitchen’da mönüde fiyakalı seçenekler bir yana siz Malta mutfağının sunduklarına bir göz atın.

Bir takımadalar ülkesi olan Malta’yı sevmek için birçok neden var. En belirgin nedeni; küçük olmasına rağmen, içinde hayal edilemeyecek denli çeşitlilik barındırması. Tarih öncesi tapınakları, fosillerle dolu tepeleri, gizli mağaraları, heyecan verici dalış noktaları ve yoğun tarihi, burayı ilginç bir destinasyon yapıyor. Derin mavi denizi de yabana atılacak gibi değil. Bir tarafta kıyı boyunca kireç taşı tepeleriyle korunmuş koylar girintilerde saklanırken, bir tarafta da berrak sulara eşlik eden kızıl altına çalan plajlar uzanır. Adanın sayısız marinası tekneler ve yatlarla dolup taşar. Dalgıçlar ve şnorkel meraklıları denizaltında mağara, batık ve dik kayalıkların keşfine çıkar.

Lezzetler ve kültürler karışımı
Sicilya ve Kuzey Afrika’ya yakınlığıyla dikkat çeken Malta Takımadaları’nda üç ada var; Malta, Gozo ve Comino. Takımadalar arasında en büyük olan Malta 237, Gozo 68 ve Comino 2 kilometrekarelik bir alan kaplar. Malta, bir ‘Akdeniz kokteyli’ olduğu için de oldukça cazip. Her ne kadar Malta’nın halkı Roman Katolik ise de, nesiller boyunca şaşırtıcı bir kültür karışımı birarada varolabilmiş. Geleneksel Malta yemeği, Sicilya ve Ortadoğu lezzetlerini karıştırır ama tavşan ve bal gibi yerel malzemeleri de ihmal etmez. Maltalılar, sıcak ve misafirperverler. Yolunuzu kaybedin, sizi doğru yere teslim edene kadar yanınızdan ayrılmazlar. 21. yüzyılın modern etkileri her yerde görülür ancak birçok yerde, özellikle Gozo gibi sakin, küçük köylerde devasa kilise kuleleri gibi yapılar sizi eski zamanlara götürür.

Zamana direnen tarih
Malta, Akdeniz’in merkezindeki coğrafi konumu nedeniyle, her zaman ele geçirilmesi cazip bir yer olmuş. Birçok ada yerüstü ve yeraltı koruma-savunma unsurlarıyla donanmış. Başkent Valletta, Aziz Jean Şövalyeleri tarafından kurulmuş. Tepede kurulmuş kale tipi kentler olan Mdina ve Victoria’nın, kıyı boyunca gözetleme kuleleri var. Malta’nın balıkçı tekneleri bile, uç kısımlarındaki göz motifleriyle, tıpkı ataları Fenikeliler’in tekneleri gibi geçmişi yansıtır. Malta ve Gozo’nun ustalıkla inşa edilmiş tarih öncesi kentleri şaşırtıcı detaylara sahiptir. Müzesindeki heykelcikleri, devasa ‘şişman kadın’ heykellerini, farklı devirlerden kalma tapınak ve kulelerini, bugün hala görmek mümkün.

2018’de Avrupa Kültür Başkenti
Valletta, Malta’nın minyatürvari başkenti. Aziz Jean Şövalyeleri tarafından bir yarımadada kurulmuş. Kurucuları burada, 16. yüzyıl zerafetini taşıyan, aristokrat bir kent hayal etmişler. UNESCO, Valletta’yı Dünya Miras Listesi’ne dahil ettiği zaman onu ‘dünyada tarihin en yoğun görüldüğü yerlerden biri’ olarak tarif etmiş. Yeni tasarlanmış Şehir Kapısı Renzo Piano, Parlamento Binası ve Opera Binası, kent manzarasını değiştirirken aynı zamanda Valletta’nın 2018’de Avrupa Kültür Başkenti olarak lanse edilmesi, restore edilmiş bal renkli kent duvarları, yeni müzeleri, otelleri, 16. yüzyıl malikanelerinden dönüştürülen cafe ve restoranlarıyla, şehrin tekrar farklı bir çehreyle doğmasına destek olmuş. Valletta’nın şehir dışı da görmeye değer. Üç Kent ve tarih öncesi döneme ait Hal Saflieni Hypogeum’a keyifli bir feribot gezintisi yapmak mümkün.

Gizemli yeraltı dünyası
Malta’nın yapıları arasında en olağanüstü olanı; 5 bin yıllık bir yeraltı nekropolü Hal Saflieni Hypogeum. 1902’de bir inşaat sırasında keşfedilen Hypogeum’da (Yunanca’da ‘yeraltı’ demek), gizemli ve sessiz bir dünyaya adım atmış gibi oluyorsunuz. Holleri, odaları ve geçitleri taşa ustalıkla oyulmuş, MÖ. 3600-3000 yıllarına tarihlenen ve yaklaşık 7 bin ölünün gömüldüğü mezarlık, 500 metrekare alana yayılıyor. O zamanın işçileri, odaları kazarken, duvar işçilerini örnek alarak, güvenli bir yeraltı yapısı elde edebilmek için, taşın cinsine göre zayıf ve kuvvetli yanlarını inceleyerek çalışmışlar. Ziyaretçilerin nefeslerindeki karbondioksit bu mezar odalarının, kolay yıpranan kireçtaşı duvarlarına zarar verdiğinden, 2000’li yıllarda 10 yıl süreyle kapatılmış. UNESCO’nun finansal desteğiyle restore edilmiş ve bugün mikrokliması ciddiyetle kontrol ediliyor. Artık ziyaretçi sayısı, tur başına 10 kişiyle sınırlandırılıyor. O nedenle ziyaretinizden iki ay önce rezervasyon yaptırmakta fayda var.

Megalitik tapınaklar
Malta’nın en iyi korunmuş tarih öncesi yapıları, aynı zamanda etkileyici megalitik tapınaklar. Deniz üzerindeki tepelerdeki etkileyici konumlarıyla da, Hagar Qim (Dik Taşlar) ve Mnajdra, görmeye değer anıtsal yapılar. Tapınaklar büyük ihtimalle, orijinalinde taş çıkmalı kemerlerle örtülüydü fakat bunlar uzun bir süredir yıkık. Hagar Qim’in üç sütunlu girişi restore edilmiş olup orijinaline dair bir fikir veriyor. Girmeden evvel, köşeden sağa bakın, buradaki 20 ton ağırlığında anıtsal taş en büyüğü. Tapınak düzensiz, oval, birbiri içine girmiş odalardan meydana geliyor ve bu açıdan alışılagelmiş diğer Malta tapınaklarından farklı. Burada bulunan şişman kadın heykelleri ve Maltalı Venüs figürü bugün Valletta Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Mnajdra daha süslü. Burada her biri üç dilimli plana sahip, yan üç tapınak var. Hepsi MÖ. 3600- MÖ. 3000’e ait. Yaz (haziran) ve kış (aralık) gündönümlerinde düzenlenen rehberli turlar, tapınağın ışınlarını daha iyi hissetmek için bir fırsattır. Olağanüstü deniz manzaraları sunan tapınakların etrafında işaretlenmiş yürüyüş patikaları var.

Asil şehir
Modern Malta’dan apayrı bir dünya da bal rengi duvarlarla çevrili Arap şehri Mdina. Ana caddeleri dolduran günübirlik ziyaretçilere rağmen, gizli dar sokakları ve incelikli mimari detaylarıyla göz dolduruyor. Mdina, MÖ. 1000 yıllarında Fenikeliler tarafından korunma amaçlı bir duvarla çevrilmiş ve ‘korunma yeri’ anlamında ‘Malet’ adı verilmiş. Romalılar burada büyük bir kent kurup buna Melita adını vermişler. Bugünkü ismi, 9. yüzyılda gelen Araplar tarafından verilmiş, medina Arapça’da ‘surlarla çevrili kent’ anlamına geliyor. Ortaçağlarda Mdina’ya ‘asil şehir’ adı verilmiş. Burası Malta aristokratlarının en sevdiği yerleşim yeri ve idari meclisin yeri olmuş. Aziz John Şövalyeleri denizle olan bağlantılarından dolayı, Büyük Liman ve Valletta’yı kendi faaliyet merkezleri yapmışlar ve zaman içinde Mdina çaptan düşmüş.

Fantastik coğrafya
Gozo’nun en çarpıcı kıyı manzaraları, jeolojik yapısıyla denizin işbirliği yaptığı Dwejra’da kendini gösterir. Bugünkü Dwerja koyu ve İç Deniz, bir zamanlar yeraltı mağaralarının göçük haline geldiği yerde bulunuyor. Bu manzara mütemadiyen sizi davet eder. Malta’nın cazibeleri boyutuna bakılınca hiç de az değil; Vittoriosa’nın çiçeklerle süslü yollarında ya da Cottonera Limanı’nda gezinin, Comino’nun batı ucu ile kimsenin yaşamadığı Cominotto (Kemmunett in Malti) adacığı arasında, beyaz kumsalı ve cam gibi deniziyle korunaklı bir koy olan Mavi Lagün’de yüzün, Malta’nın en etkileyici kilisesi olan Aziz John Co-Katedral’in hazinesi, Caravaggio’nun devasa Vaftizci Yahya tablosunu görün, Marsaxlokk’ta kayalar arasında doğal bir açık hava havuzu ve fantastik bir yüzme noktası olan Aziz Peter’in Havuzu’nda serinleyin… Denizaltı ve deniz üstü hazinelerinden megalitik tapınaklarına, bir kartpostalın içindeymişsiniz hissine kapılacağınız manzaralarından yeraltı mezarlıklarına, Malta sadece büyüleyici bir tarihin değil fantastik bir coğrafyanın da kapılarını açar.

YEREL NOKTA
Turistlerden uzakta Ghar Lapsi’de adalılarla yüzün.

YEREL LEZZET
Malta’nın, Akdeniz tarzı eklektik bir mutfağı var. Ünlü şef Aaron’un Valletta’daki restoranı Aaron’s Kitchen’da mönüde fiyakalı seçenekler bir yana siz Malta mutfağının sunduklarına bir göz atın.