FELSEFEYE KARŞI BİR FİLOZOF: GAZALİ

FELSEFEYE KARŞI BİR FİLOZOF: GAZALİ

İmam Gazali’ye “Hüccetü’l-İslam” denmesi boşuna değildir. Gazali, filozofları yendi. Zira hüccet, ‘tartışmada üstün gelen kanıt’ anlamına geliyor. Filozoflarla Gazali’nin çekişmesinde, aleyhinde çok şey yazılmasına rağmen, geçen bin yıla rağmen Gazali’nin üstünlüğü hâlâ geçerli. Tabii, üstadın belirgin dört özelliğinden en meşhuru bu ama en önemlisi değil. Birçok oryantalistin ve oryantalizmin Türkiye şubelerinin Gazali’yi İslam düşüncesini akamete uğratmakla suçladığını göreceksiniz. İnanmayın. Gazali’nin akamete uğrattığı Grek felsefesinin Müslüman âlimler arasındaki yayılma gücüydü.

Akılcılığa karşı akıldan yana
Gazali’nin filozofları dize getiren adam olmanın ötesinde üç özelliği daha var: Eşari kelamcısı, Şafii fakihi ve sufi. Bunları birkaç cümleyle açıklamak gerekir. İmam Gazali önemli bir Eşari kelamcısıydı. Bu şu demek oluyor ki, Ebu’l-Hasen el-Eşari’nin kurduğu kelam ekolü içinde önemli bir âlimdi.

Eşari kelamına göre insan aklı hakikate ulaşmak için tek başına yeterli değildir. Önemli olan dinî inanç ve bağlılıktır. İmam Eşari, özellikle bir tür İslami rasyonalizme sahip Mutezile mezhebinin görüşlerini çürütmeye özel önem vermiştir. Aralarındaki en büyük tartışmalardan biri Allah’ın sıfatları meselesiydi. Mutezile âlimleri, rasyonalist bir ilahiyat kurma konusunda titizlenirken Allah’ın zatından ayrı sıfatları olduğunu reddediyordu. Eşari ise zat ile sıfatı ayırmış ve Allah’ın sıfatlarının ne Allah’ın zatı yani kendi ne de ondan ayrı olduğu yolundaki ünlü formülü ortaya atmıştı. Bugün Ehli Sünnet dediğimiz Müslüman çoğunluğun kabul ve inanışı Eşari’nin bu formülde dile gelen çözümlemesinden çıkmaktadır.

Gazali’nin kelam ilmine getirdiği yenilik, metodoloji yönünden oldu. “Mütekaddim” denilen ilk kelamcılar Grek düşüncesine ait gördükleri mantıktan kaçmalarına rağmen Gazali mantığın kullanılabileceğine hükmetti. Ki bu tutum Gazali hakkındaki “İslam düşüncesinin gerilemesine neden oldu” iftirasını çürütmek için tek başına dahi yeterlidir. Mantık ve felsefeden istifade eden ve başkalarına da öneren bir adam nasıl olur da düşüncede gerilemeye neden olur?

Nizamiye medresesinin yıldızı
Gazali’nin diğer katkılarına gelirsek; İslam geleneğinde inanç ve hukuk ayrı şeyler değildi. Diğer deyişle, kelam ve fıkıh ilimleri bir bütün olmuştur. Bunun nedeni de en basit ifadeyle İslam düşüncesinde teori-pratik ikiliği olmaması. Müslüman, hayata dokunmayacak soyut fikirlerle kendini meşgul etmez ve sağlam bir düşünce temeline dayanmayan davranış, ibadet ve uygulamalardan da kaçınır. Müslüman ikilik değil birlik insanıdır.

1058 doğumlu Ebu Hamid el-Gazali, 28 yaşına kadar Nişabur Nizamiye Medresesi’nde tahsil gördü. Bunun dönemin en iyi teoloji tahsili olduğunu söylemek lazım. Selçukluların hâkimiyeti altında medrese eğitimi teknik bir inceliğe ulaşmıştı. Gazale köyünde doğduğu için Gazali veya babası iplikçi (gazzal) olduğu için Gazzali nisbesiyle anılan yoksul genç Ebu Hamid de Nizamülmülk’ün himayesindeki büyük medreselerden birinde alabileceği en iyi eğitimi almıştı.

Hırsı ve yeteneği sayesinde çabucak yükselen Gazali, 1091’de yani otuz üç yaşında Bağdat Nizamiye Medresesi’ne baş müderris tayin oldu. Bu pozisyonu çağın en önemli üniversitesinin rektörü olarak düşünmek mümkün. Zirveye ulaşana kadar Gazali birçok tartışmadan galip ayrılmış, pek çok saatler okumuş ve tefekkür etmişti. Bu çalışmaların verimi olarak da birçok eser kaleme almıştı.

Gazali’nin eserlerinin en meşhurları yine filozoflara verdiği cevaplardı. “Makasidü’l-Felasife”de (Filozofların Amaçları) filozofların görüşlerini soğukkanlı bir üslupla inceledikten sonra “Tehafütu’l-Felasife” (Filozofların Tutarsızlığı) adlı eseriyle filozofların tutarsızlıklarını ortaya koyar. Gazali’nin en meşhur ve en çok tartışılan kitabı budur. “İslam düşüncesini geriletti.” iftirası da bu kitaptan doğuyor. Kitaba aşırı önem atfeden oryantalistler sanki bu kitap olmasa Meşşai felsefe yaşayabilirmiş gibi düşünerek Grek felsefesinin İslam dünyasındaki inhitatından tek başına Gazali’yi sorumlu tutmaya devam ederler. Bilimsel bir tarafı olmayan bu vehim ve iftira, oryantalizmin Türkiye’deki takipçilerinin de düşünmeden inandığı bir kalıba dönüşmüştür.

Şunu bir kere daha söyleyip netleştirelim: Gazali, Grek felsefesini ve bu felsefenin etkisiyle İslam dünyasında ortaya çıkan taklit felsefeyi durduran adamdır. Öte yandan, Gazali durdurmasaydı da Grek felsefesi İslam dünyasında bir yerden sonra etkisini kaybedecek ve duracaktı zaten. Grek felsefesinin ahlaki esasları Müslüman bünyeye tersti çünkü. Gazali de nitekim etkisini Müslüman bünyeye uygun ahlaki fikirler ileri sürmesine borçludur.

Kriz ve yeniden doğuş
Gerçekte Gazali Batıniliği de yoğun olarak eleştirmiş fakat Batınilik bir şekilde İslam dünyasında yaşamaya devam etmiştir. Mutezile ve felsefe, Eşari ve Gazali olmasa da belli ki ölüp gidecekti. Aksine, Eşari’nin Mutezile’ye, Gazali’nin felsefeye yönelik hücumlarının Müslümanların genel ihtiyaçlarını karşıladığı, bu nedenle de bu iki âlimin bugün de yaşayan bir şöhret bulduğunu düşünmek daha makul olur.

Gazali, reddiyeleri kadar ihya çabasıyla da bilinir. Felsefe ve Batıniliği eleştirdiği eserlerini tek yanlılıktan kurtaran, “İhya-u Ulumu’d-Din” adlı geniş çaplı eseridir. Bu kitapta Gazali, ahlak ve ibadeti, dervişane ihtiyatı ön planda tutmakla birlikte fıkıh ve kelama yeni yaklaşımlar getirir. Özetle, “İhya”, bir tek âlimin bütün İslam ilmini kuşatma çabasıdır diyebiliriz. “İhya”nın diriliş, uyanış anlamı gözetilecek olursa, Gazali’nin İslam’ın uyanışı fikrini ilk ortaya atan müceddid olduğunu da söyleyebiliriz.

Bütün bu resmi ilim çalışmaları sırasında, Bağdat Başmüderrisi olarak şöhret ve kariyerin zirvesinde iken Gazali büyük bir bunalıma girer. Artık içi her gün devam eden tartışmaları almamakta, ruhu kurtuluş için adeta çırpınmaktadır. Uzlete çekilme arzusu duyar. Ne var ki dönemin gergin siyasi ortamı nedeniyle bu arzusunu tam olarak hiçbir zaman gerçekleştiremez. Bir yolunu bulup Bağdat’tan Şam’a, oradan da hac için Hicaz’a giden üstad nihayetinde doğum yeri olan Tus’a geri döner.

On yılı bulan bu yolculuğun verimi olan otobiyografik “el-Münkiz mined-Dalal” (Sapkınlıktan Kurtaran) isimli eserinde hem kendi ruhani yolculuğunu anlatır hem de hayat boyu incelediği Kelam, Felsefe, Batınilik ve Tasavvuf hakkındaki görüşlerinin nihai bir özetini sunar. Gazali’nin vardığı karar sufilerin hayatının diğer yollara girenlerin hayatından ahlaken daha temiz olduğu yolundadır. Tasavvuf, krize giren baş müderrise tekrar hayat vermiştir.