FINDIK HASADI, BEREKET MÜJDESİ: GİRESUN

GİRESUN’DA BUGÜN KADINLAR HÂLÂ, KÖTÜ GÜN İÇİN, BİR KÖŞEYE FINDIK AYIRIRLAR. FINDIK BURALARDA, TEK KELİMEYLE, YAŞAM DEMEKTİR.

Sahil boyunca, yol kenarına serilmiş fındıkların yanından geçerken, Karadenizli arkadaşım, çocukluğunda, annesinin kendisini, “Yürü, tembellik etme! Bu mevsimde, ölüler bile kalkıp fındık toplar!” diye azarladığını, gülerek hatırlıyor. Aylardan ağustos, fındık zamanı… Fatsa’dan Perşembe’ye, Ordu’dan Giresun’a, toplanan fındıklar, kaldırımlarda, evlerin bahçelerinde, damlarda ve balkonlarda, ailecek kurutulup ayıklanıyor. Yollar, fındığın çotanak denen yeşil, dış kabuğunu ayıran, kiralık patozları çeken traktörlerle dolu.

Fındığa endeksli bir yaşam
Karadeniz’in bu kıyılarında, fındığın ne denli hayati önem taşıdığını anlayabilmek için, yetiştiği araziyi görmek, toplanmasını izlemek ve bu toprakların bazı gerçeklerini bilmek yeterli. Burada, düğünler fındığa endekslidir. Beyaz eşyalar fındık sonrasına bırakılır. İnşaatlar, fındığa göre başlar. Gurbettekiler, izinlerini fındık hasadına göre ayarlar. ‘Fındık veresiye’ vardır. Yani, hasattan önce alışveriş yapılır ve daha toplanmamış fındıkla borçlanılır. Giresun’da bugün kadınlar hâlâ, kötü gün için, bir köşeye fındık ayırırlar. Fındık buralarda, tek kelimeyle, yaşam demektir.

Dünya fındık başkenti
Giresun’un girişindeki tabelada, ‘Dünya fındık başkentine hoşgeldiniz’ yazıyor. Kente damgasını vuran fındığın kalitesiyle, başka hiçbir fındık türü bugüne dek baş edebilmiş değil. Tarım makinalarının ulaşamadığı sarp yamaçlarda sedece fındık yetişebiliyor. İlin ekonomisi, gelişmesi ve büyümesi babadan oğula kalan topraklarda yetişen fındığa endeksli. Kentin gelişmiş bir otelcilik anlayışı olmasına karşın, deniz turizmine bel bağladığını söylemek zor. Ancak doğa turizmi, sahile sadece 60-70 km mesafedeki yaylalarıyla öne çıkıyor. Kentin altyapısı, aralıksız en uzun belediye başkanlığını yapmış olan Rum Kapudan Yorgi Efendi (1888-1904) zamanından kalma. Çarıkçı Otel’in lobisinde, 1890’dan 1940’lara uzanan eski Giresun fotoğraflarına bakarken, Giresunlu araştırmacı-yazar Erden Menteşeoğlu’nun anlattıklarını hatırlıyorum: “Kaptan Yorgi, Giresun’a hizmeti görev bilen gerçek bir Osmanlı paşasıydı. İlk arnavut kaldırımı onun zamanında döşenmiş. Bugüne dek Hükümet Konağı olarak kullanılan binayı ve Millet Bahçesi’nin görkemli, oymalı taş kapısını, dönemin kaymakamı Ziya Bey’le birlikte o yaptırmış.’’

Giresun özlemi
Giresun’un, koruma altına alınan eski Giresun evlerinin bulunduğu, SİT alanı Zeytinlik mahallesi, bozulmamış birkaç sokak, sütunlu, geniş merdivenli, iki katlı taş konakları ve güzel bahçeleriyle direniyor. Zeytinlik mahallesine doğru giderken, bugün Giresun Arkeoloji Müzesi olan 18. yüzyıla ait bir Rum Ortodoks kilisesi var. Eski adı, Gogara. Müzede, yakın döğüş silahları, gümüş takılar, sikkeler, mahzen bölümünde de Karadeniz’deki batıklardan çıkarılan şarap ve zeytinyağı amforaları var. Su bulunan toprak bir çukurda, birkaç fındık ağacının birbirine bağlanmasıyla elde edilen yer sofrası ise dikkate değer. Çınarlar Mahallesi’ndeki 18. yüzyıldan kalma Katolik kilise ise bugün Çocuk Kütüphanesi olarak kullanılıyor.

Tarihin anlatıcısı kale
Kenti ikiye bölen yarımadanın en yüksek yerinde bulunan Giresun Kalesi, turistik bir nokta olmasından çok, halkın rağbet ettiği ormanlık bir piknik alanı. Bizans dönemine ait sur ve saray kalıntılarının bulunduğu kalede, topun durduğu yerden surlara doğru bakınca, görünen beyaz anıt mezar, Milli Mücadele kahramanlarından, Atatürk’ün muhafız alayı komutanlığını yapmış Topal Osman Ağa’ya ait. Giresun’da ‘milli kahraman’ kabul edilen Osman Ağa, Balkan Harbi’ndeki bir çarpışmada sağ bacağından yaralandığından ‘topal’ lakabını almıştı. Osman Ağa, Cumhuriyet ilan edilmeden önce ölmüş ve cenazesi, Mustafa Kemal’in talimatıyla Giresun Kalesi’ne nakledilerek, daha sonra buraya bir anıt mezar inşa edilmiş.

Yaşanabilecek tek ada
Giresun kıyısından bir mil açıktaki Giresun Adası, Doğu Karadeniz’de yaşanabilecek tek ada. Üzerinde sur ve Bizans manastırı kalıntıları bulunan adanın, kartal gagasını andıran Gedikkaya’dan koparak denize düşen bir parça olduğuna inanılıyor. 25 dakikada varılabilen, kamp ve piknik yeri olarak da rağbet gören, yaklaşık 40 dönümlük adanın eski adı Aretias. Söylenceye göre, ada, burada Savaş Tanrısı Ares’e bir tapınak adayan Amazonlar için kutsalmış. Üç bin yıl önce de, Altın Post’u ele geçirmek için yola çıkan Iason ve Argonotlar, kara taşta adak adamak için bu adaya çıkmış ancak ejderhaya benzeyen kuşların saldırısına uğramışlar. Bugün de ada, Giresunlular tarafından kutsal sayılıyor.

Derdim belam denize…
Giresun merkeze 4 km mesafedeki Aksu Deresi ağzında, her yıl, 20 Mayıs’ta, Mayıs Yedisi geleneğinin yaşatıldığı Aksu Şenlikleri yapılıyor. Bu şenlikler sırasında, köylerden kadınlar gelip, Aksu Deresi’nin döküldüğü yerde, ‘derdim belam denize’ diyerek, dereye yedi çift, bir tek taş atıyorlar. Yedi kutsallığı olan bir sayı, tek taş ise dileğin yerine gelmesi için atılan sonuncu taş. Deniz suyuyla abdest alıp, adanın doğu ucundaki Hamza taşının önünde namaz kıldıktan sonra dilek tutuyorlar. Bereket getireceğine inanılarak, kayıklarla adanın çevresinde dolaşılıyor. Buradaki birçok kuş türünün yumurtlama dönemlerinde adaya çıkılmasına izin verilmiyor.

Londra’ya fındık kabuğundan döşeme
Sahildeki mısırcı, fındık kabuğunda, közde mısır yapıyor. Fırıncı, ekmeklerini pişirdikten sonra, arta kalan yanmış kabukları mısırcıya veriyor. Kabuklar ısınmak, kurumuş çotanaklar da gübre olarak ya da hayvanların altına sermek için kullanılıyor. İlginç bir anekdot da şöyle: Bundan yaklaşık 20 yıl önce, Shakespeare oyunlarının oynandığı, Londra’daki ünlü Globe Tiyatrosu’nun restorasyonu sırasında, ayakta oyun izleme bölümünün zemininin altının sıradışı bir maddeyle, fındık kabuğuyla döşendiği fark ediliyor. Araştırma sonucu, 17. yüzyılda Karadeniz’den fındık ithal edildiği ortaya çıkıyor. Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Çalışanları Yardımlaşma Vakfı aracılığıyla, tiyatronun bu bölümünde kullanılmak üzere, Fiskobirlik’ten fındık kabuğu isteniyor. Hemen İngiltere’ye ücretsiz olarak 175 çuval fındık kabuğu gönderiliyor.

Yerel nimet
Giresun Limanı’nda, yüklü tırlar, dünyanın bu en büyük fındık üreticisi ülkenin sınırlarını aşıp, mütevazı dağ köylerinde emekle, el bebek gül bebek yetiştirilen, kimi zaman katırla, kimi zaman teleferikle kıyıya ulaştırılan fındıkları, dünyanın önemli şirketlerine ve çikolata firmalarına teslim edecekler. Atapark Çay Bahçesi, her yıl fındıkta çalışmak için Doğu ve Güneydoğu’dan gelen mevsimlik işçilerle doluyor. Hava koşullarından fındık olumsuz etkilenince, Giresun yas tutuyor. Fındık, öyle bir yerel değer ki, babadan kalma fındık bahçesini elden çıkartmak isteyen pek olmuyor. Aksine, bazen daha büyük bir bahçe almak için elindekileri satanlar var. Fındık bahçeleri sadece toprağı erozyona karşı korumuyor, insanlarını da göçten koruyor. Fındık bir nimet, bir şenlik… Türküler de, bunun bir kanıtı: Bir fındığın içini/ Yâr senden ayrı yemem/ Bugün gördüm yârimi/ Öldüğüme gam yemem/ Fındık toplayan gelin/ Fındık dalda kalmasın/ Gel biraz konuşalım/ Aklım sende kalmasın…

LEZZET MOLASI
Fiskobirlik’in restoranındaki yöresel yemekler leziz.